Benim Dünyam’daki Kız: Helen Keller

0
637

Başarıya ulaşmak bir yana, kimileri için yaşamını sürdürebilmek, aldığı soluğu verebilmek bile zor iştir. Ama o insanlar yaşamları boyu verdikleri mücadeleyle, sanki bizi hayata daha da sıkı kenetlemek için gelmişlerdir dünyaya.

Yaşamın ayak basmaya cesaret edemediğimiz uçurumlarına var güçleriyle koşarlar. Çünkü onlar için hayat, bizim bakmaya korktuğumuz köşeleri gözlerini karartarak arşınlamaktır. 
İşte böyle bir hayata belki de en güzel örnek Helen Keller’inki. O, hemen hepimizin dayanılması imkansız bir talihsizlik olarak gördüğü bir durumla yüzleşti ve verdiği mücadeleyle milyonlarca kişinin yaşam modeli oldu adeta. Tüm insanlık için insan beyninin ne büyük mucizeler yarattığının canlı örneğiydi o.

 

Başarıya ulaşmak bir yana, kimileri için yaşamını sürdürebilmek, aldığı soluğu verebilmek bile zor iştir. Ama o insanlar yaşamları boyu verdikleri mücadeleyle, sanki bizi hayata daha da sıkı kenetlemek için gelmişlerdir dünyaya. Yaşamın ayak basmaya cesaret edemediğimiz uçurumlarına var güçleriyle koşarlar. Çünkü onlar için hayat, bizim bakmaya korktuğumuz köşeleri gözlerini karartarak arşınlamaktır.

İşte böyle bir hayata belki de en güzel örnek Helen Keller’inki. O, hemen hepimizin dayanılması imkansız bir talihsizlik olarak gördüğü bir durumla yüzleşti ve verdiği mücadeleyle milyonlarca kişinin yaşam modeli oldu adeta. Tüm insanlık için insan beyninin ne büyük mucizeler yarattığının canlı örneğiydi o.

Renklerden ve Seslerden Mahrum Bir Çocuk

27 Haziran 1880 yılında dünyaya geldi Helen Keller. Doğduğunda sağlıklı ve sevimli bir bebekti. Ancak henüz 19 aylıkken geçirdiği birkaç gün süren yüksek ateşli bir hastalık sonucunda görme, işitme ve konuşma yeteneklerini kaybetti. Görememek, duyamamak ve konuşamamak… İnsanı adeta bir kara kuyuya hapseden bu rahatsızlık dış dünyayla bağlantısını kopardı. Helen Keller, bir daha hiç kurtulmamak üzere hapishane hücresine kapatılmış gibi soyutlanmıştı yaşamdan.

Bir buçuk yaşını henüz doldurmuşken böyle bir güçlükle karşılaşan küçük kızın konuşmayı öğrenmesi elbette çok zordu. Bir takım hırıltılar çıkarıyordu sadece. Durup dururken öfke nöbetlerine giriyor, tabakları kırıp döküyor ve odada kendisiyle birlikte olanlara saldırmaya başlıyordu. Birkaç doktor kendisine zihinsel olarak hasta teşhisi koydu. Ömür boyu bir akıl hastanesinde kalması öneriliyordu Helen’in. Ailesi ise kızlarının zihinsel olarak hasta olduğunu hiçbir zaman kabul etmedi.

Küçük kız beş yaşından sonra kendisinin diğer insanlardan farklı olduğunu anlamaya başladı.. Düşünebildiği, hissedebildiği halde görememek, duyamamak ve konuşamamak onu çileden çıkarıyor, kendisine dayanılmaz acılar veriyordu. Gittikçe daha da hırçınlaşmaya başladı. Sağı solu tekmeliyor, çığlık atıyor, kendisine yaklaşanları ısırıyordu. İstediği bir şeyi elde edemediği ve derdini anlatamadığı için sinir krizleri geçiriyordu.

Öğretmen Anne Sullivan’la  Helen Yeniden Doğdu

3 Mart 1887’de küçük kız yeniden doğdu adeta. Artık yedi yaşındaydı. Ailesi Helen’e özel öğretmenlik yapması için genç bir bayan eğitmen tuttu: Anne Sullivan. Anne Sullivan anne ve babasını kaybetmiş ve kimsesizler yurdunda büyümüştü. Beş yaşında görme yetisini büyük ölçüde yitirmişti; ancak daha sonra geçirdiği iki operasyon sonucu normal baskıda hazırlanmış bir kitabı okuyabilecek kadar görebiliyordu.

Anne Sullivan, Helen’le iletişim kurabilmek için ona parmaklarla yazmayı öğreterek başladı işe. Helen için bir oyuncak getirmişti yanında. Bu hediye oyuncağı işaret etmek için oyuncak anlamına gelen ‘doll’ sözcüğünü Helen’in avucuna parmaklarıyla yazdı. Bir sonraki kelime ise kek (cake) oldu. Helen avuçlarının içinde öğretmeninin parmaklarını hissedebiliyor, parmaklarıyla yazdıklarını tekrar edebiliyor ama yazdıklarının ne anlama geldiğini anlayamıyordu henüz. Anne Sullivan bu arada Helen’in öfke nöbetleri sırasında gösterdiği saldırgan davranışları da önlemeye ve kontrol etmeye çalışıyordu.

Bir gün Helen’in elini akan musluğun altına tuttuğu bir anda öğretmeni Anne Sullivan da diğer eline ‘su’ sözcüğünün harflerini yazdı. İşte bu andan sonra müthiş bir gelişme başladı. Helen bir elinde hissettiği serin suyla diğer elinde hissettiği parmakların yazdığı ‘su’ sözcüğünü ilişkilendirebilmişti. Bundan sonra müthiş bir gelişme başladı. Ansızın ortaya çıkan bu kıvılcımla dünyanın kapıları küçük kıza ardına kadar açıldı. Bahçede koşmaya başladı, eline rasgele bir şeyler alıyor, hocasından eline geçirdiği her şeyi kendisine hecelemesini istiyordu. Artık sözcükleri ve yazılımlarını büyük bir hız ve hevesle öğrenebiliyordu.

Parmak Uçlarıyla Tanıştığı  Yaşamı Bizden Daha İyi Tanıyordu

Helen Keller 1888’de Körler Enstitüsü’ne başvurdu. 1890’da konuşmayı öğrendi ve 1894 yılında New York’taki körler okuluna gitti. Coğrafyayı öğretmeninin kırmızı çamurdan kendisi için yaptığı kabartma haritadan öğrendi. Redcliffe Koleji’ne başladığında Almanca ve Latince biliyordu. Daha sonra Fransızca ve Rusça öğrendi. Artık spor yapabiliyor, ata binebiliyor ve kağıt oyunlarını başarıyla oynuyordu.

Pedagoji eğitimi aldı ve 1904 yılında 24 yaşına geldiğinde o artık üniversiteden mezun olan ilk sağır ve kör kişiydi. Mücadelesini, insan beyninin ve yüreğinin istenildiğinde neler başarabildiğini “Her Şey Su İle Başladı” isimli kitabında anlattı. Yazarlığın yanı sıra aynı zamanda etkili bir hatipti Helen Keller. Harvard Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmaya şöyle başlamıştı: “Siz gençler benden çok daha talihli insanlarsınız. Zira bendeki bir eksiklik hiç birinizde yok.” Hatip, bu sözlerinden sonra biraz durakladı ve Harvardlı gençler, bu kör yazar ve hatip kadın adına üzülmeye başlamışlardı ki, Keller sözlerini şöyle sürdürdü: “Çünkü benim dişlerim takma.” Gençler, Helen Keller’in bu sözlerini çılgınca alkışladılar.

H. Keller, ışık ve sesten mahrum bir duyu hayatına sahipti; ama diğer algıları öyle güçlüydü ki karşısındaki insanın kişiliğini bile tartabilirdi. Londra’da bir parka girince kokudan orasının Green Park olduğunu anlamıştı.

Yaşama sevgisiyle dolu olan Helen Keller doğayla baş başa kalmayı çok severdi. Evinin harika bir bahçesi vardı. Yaz sabahları beşte kalkıp eliyle zararlı otları topluyor, çiçekleri suluyordu. Kendisine gece ve gündüzü nasıl ayırt ettiği sorulduğunda şöyle cevap vermişti: “Gündüz hava ve kokular daha hafiftir. Atmosferde daha fazla titreşim ve hareket vardır. Gece daha derin ve hareketsizdir.” Üstün bir titreşim algısına sahipti ve bazı müzik parçalarını ezbere biliyordu.

Mark Twain’in 19. yüzyılın iki büyük kişisinden biri olarak tanımladığı Helen Keller’in nesillere örnek olacak yaşamı 1968 yılında sona erdi.
Helen Keller hayatı parmak uçlarıyla tanımıştı; ama eminiz ki hayat hakkında bizden çok daha fazla şey biliyordu. Yaşamınızı “zor” sandığınız zamanlarda Helen’in hayat öyküsünü hatırlayın. Böylece şükretmeyi öğreneceksiniz.

Kör ve Sağır Bir Hayat Ustasından Işık Dolu Bir Yaşama Dair…

< Bencillik ve şikayet zihni bulandıracağı gibi, sevgi de görüş açınızı berraklaştırır.

< Yüzünü gün ışığına çevir. Böylece hiçbir gölge görmezsin.

< Yıkımın ordusunda itaatkar ve dilsiz köleler gibi olmayın. Yeniden inşa eden bir ordunun kahramanları olun.

< Kişilik sessizce ve kolaylıkla geliştirilemez. Ruhun güçlenmesi için deneme yanılma yoluyla tecrübeler edinmek ve acı çekmek gerekir.

< Ölüm bir odadan başka bir odaya geçmektir. Ancak bu geçiş benim için biraz daha farklı olacak. Çünkü diğer odada artık görüyor olacağım.

< En iyi eğitimli kişi, yaşadığı hayatı en iyi anlayandır.

< Dünya acılarla dolu olduğu kadar bu acıları yenme gücüyle de doludur.

< Her durum kendi içinde merak, şaşkınlık, karanlık ve sessizlik barındırır. Ve ben şunu öğrendim ki hangi durumda olursam olayım memnun olacak bir şeyler bulabiliyorum.

< İnanç, paramparça olmuş bir dünyanın ışığa ve aydınlığa kavuşma umududur.

< Sizin karanlık dediğiniz yerdeki ışıl ışıl altını ben görebiliyorum ve bu nedenle mutluyum. Benin gördüğüm,  insanın yaptığı değil, Tanrı’nın yaptığı dünya..

< Büyük ve önemli işlere imza atmayı çok isterdim. Fakat tek yaptığım küçük işleri büyük ve önemli işlermiş gibi başarmak.

<  Bize verileni bizden daha şanslı olanlarla karşılaştırmak yerine, büyük bir çoğunluğu oluşturan bizden daha şanssız kesimle karşılaştırmalıyız. Böylece göreceğiz ki biz aslında ayrıcalıklılar arasındayız.

< Şu fikir bana derin bir rahatlama hissi veriyor: “Görünen şeyler geçicidir. Görünmeyenler ise ebedi…”

< Hayat ya harika bir maceradır, ya da hiçbir şey.

<  İnsanlar kötülüklerle başa çıkmak için ne kadar çok zaman harcıyorlar! Bu enerjinin aynısını insanları ve güzellikleri sevmek için harcasalar eminim ki şeytan can sıkıntısından ölecektir.

< Gökyüzünün akışkan dağlarına tırmanmak ne harika bir şey! Önümde ve arkamda Tanrı var ve böylece hiçbir şeyden korkmuyorum.

< Yaşamak çok heyecan verici bir iş. Hele hele başkalarının mutluluğu için sarf edilirse…

< Görebilmek ama hayal gücünden mahrum olmak korkunç bir şey olsa gerek.

< Yükseklerde süzülme isteğiyle yanıp tutuşan bir kimseyi asla yerde sürünmeye ikna edemezsiniz.

< Bilim birçok hastalık için bir çare buldu. Ancak insanoğlunun duyarsızlığı için henüz bir ilaç bulunabilmiş değil.

 

*

CEMAL KONDU

www.gencgelisim.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız