“Açız!”

0
290

 

Her şeyin son bulduğu, dünya adına, kendimiz adına hiçbir heva ve hevesin duyulmadığı, çaresizlikten elin kolun kalkmadığı, beynin düşünme yetisini kaybettiği uçsuz bucaksız bir noktaya geliyoruz.

 

 

Önce derin bir “ay” çekiyor Nesime. “Anlatamam” diyor. “Nasıl başım ağrıyor, bak ellerim titriyor dünden beri. ” Dün yaşadıklarını anlatmasını istediğimizde hakikaten panik oluyor, sanki hayatındaki en büyük korkusu karşısına çıkmış gibi irkiliyor ve elleri titriyor. Zorluyoruz Nesime’yi, böyle hayat derslerine ihtiyacımız olduğunu söylüyoruz. İstemeye istemeye başlıyor anlatmaya…

Anlatırken altında ezildiği yükün ne kadar büyük olduğu, ne kadar acı çektiği yüzünden, titreyen ellerinden belli oluyor.

Daha başlar başlamaz boncuk boncuk terliyor.

Yemek saatinin sonuydu, servis bitmiş temizliğe başlamıştım, bir ses geldi, ağlayan bir çocuk sesi gibiydi diyor. Tekrar yaşadığı her halinden belli olan o anı şöyle anlatıyor Nesime.

– Dışarı çıktım, kadın nasıl ağlıyor, bana dedi ki; “abla 3 günden beri çok açım, akşam suyu koydum kaynattım, içine ekmek doğrayıp çocuklarıma yedirdim.”

Hiç bir şey yememişler yani hiçbir şeyleri yokmuş. Kadını ve kızını içeri yemekhaneye götürdüm. Siz oturun ben size yemek getireyim dedim. Oturttum, yemek tepsisini hazırlayıp önüne koyar koymaz kadın ellerime sarılıp öpmeye başladı. Ellerimi kurtarmaya çalıştım, kadın nasıl sarılıyor bana, ağlıyor. Kadın bayıldı. Şaşırdım, panik oldum, elim ayağım titredi. Yemekhanede görevli diğer arkadaşları çağırdım, kadını ayılttılar. Kadın konuşamıyor, yemekhane görevlileri ağlıyor, ben ağlıyorum… Kadını oturttuk, kadın hala ellerimi öpüyor, “bu yemekler çok güzel, çok güzel, biz hiç böyle yemek görmedik, yemedik” diyor.

Büyük bir heyecanla olayı anlatan Nesime’nin sözünü keserek yemekte ne olduğunu soruyoruz. Domates çorbası, pilav, tavuk ve irmik helvası olduğunu öğreniyoruz. Ve öğreniyoruz ki aslında yemek saati bittiği için, bu yemeklerin bir kısmı Nesime’nin sonra yemek üzere dolaba koyduğu kendi hakkı olan yemekler. Kadın aç olduğunu söyleyince Nesime “onun kısmeti” diyerek kendi yemeklerini ona veriyor.

Nesime kadının sözlerini tekrar tekrar aktarıyor bize: “bu yemekler çok güzel, çok güzel, biz hiç böyle yemek görmedik, yemedik!, Siz ne kadar büyüksünüz, Allah sizden razı olsun. ! Nesime kadının yerine az kalsın ben bayılacaktım, fenalaştım diyor. Yemekhanede görevli arkadaşlar kalan ekmekleri ve yemekleri paketleyip kadına veriyorlar. Evdeki çocuklarına ve böbrekleri alındığı için yatalak olan eşine götürsün diye. Kadın dua ediyor, “siz ne kadar büyüksünüz, siz ne kadar güzelsiniz, Allah sizden razı olsun”

Nesime tekrarlıyor kadının anlattıklarını “suya ekmek atıp kaynattım, çocuklarıma yedirdim” çok etkilendiği her halinden, alnındaki boncuk boncuk terlerden belli. Kadın ve kızı önlerine konulan yemekten sadece pilav ve yoğurt yiyorlar. Nedenini merak ediyoruz. 3 gündür açlar ve hayatlarında görmediklerini söyledikleri bir yemek önlerine geliyor. Neden yememişlerdi acaba? Nesime “sevinçten” yiyemediler diyor.

Sebebini Mavi Masa görevlimiz Sultan’dan öğreniyoruz. Duyunca hepimizin başından aşağı kaynar sular dökülmesine neden olan bir neden bu. Kendisini sara hastası olan kadının eşi yıllardır çalışamıyor. Böbreklerinden rahatsız. Bu yüzden evlerine yiyecek bir şey kimi zaman giriyor, kimi zaman girmiyor. Dilenmiyorlar da yemek için. Olunca yiyorlar, olmayınca aç kalıyorlar. Bu yüzden tüm ailenin mideleri küçülüyor. Birkaç kaşık pilav ve yoğurdu ancak alıyor.

Sultan’dan ayrıca kadının yediği birkaç kaşık yemeği de çıkardığını öğreniyoruz. Çünkü bu bile yıllardır süren açlığın küçülttüğü midelerine çok gelmiş. Aman Allah’ım tüylerimiz bir kez daha diken diken oluyor. Sevinçten yiyemediklerini düşündüğümüz için zaten üzgünüz, ama isteseler de yiyemeyeceklerini duyduğumuzda tarif edilemez bir noktaya geliyoruz. Her şeyin son bulduğu, dünya adına, kendimiz adına hiçbir heva ve hevesin duyulmadığı, çaresizlikten elin kolun kalkmadığı, beynin düşünme yetisini kaybettiği uçsuz bucaksız bir noktaya…

Nesime küçük kızın da sağlıklı görünmediğini söylüyor. Çocuğa yaklaşmak istiyoruz, çocuk bizden kaçıyor diyor Nesime. Anlam veremiyor o da yaşadıklarına. Kadının evdeki küçük oğlunun da gözlerinden rahatsız olduğunu Sultan’dan öğreniyoruz.

Biraz daha anlattırsak, hepimiz göz pınarlarımızın ucuna kadar gelen yaşları tutamayıp bırakacağız. Nesime yemin ediyor yanımda param olsaydı ona verecektim diyor. Kadının buraya gelmek için bakkaldan 3 Lira borç aldığını da söylüyor ve ekliyor “dün onu görseydiniz yaşamak istemezdiniz, ama bugün kendi halime şükrediyorum, dünyanın en mutlu insanı olduğumu düşünüyorum”.

 

Selma Topkara

www.gencgelisim.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız