Sevginin Geliştiren Dili

0
316

Büyük kızım (Özlem, 11), karşımdaki koltukta oturuyor, gözlerimin içine bakıyordu. Davranışlarımda anlam veremediği bir gariplik olduğunu seziyordum; ama yapıp ettiğim her şey bana göre normaldi: Küçük kızımın (Sudem, 6) saçlarını öpüyordum ve onu sıkıca kucaklamış, kalbimin üzerine yapıştırmıştım başımı…
Özlem, artık büyümüştü bana göre ve onu Sudem gibi sevemezdim. Hatta Sudem’in hatalarını engin bir hoşgörüyle karşılar ve bu hataları düzeltmesi için yardım ederken, Özlem’e bu kadar toleranslı davranamazdım. En azından onu Sudem’i sevdiğim gibi sevemezdim…
Bana göre Özlem’in bu garip kıskançlığı, sevgi bağını güçlendirecek yerde aramızı iyiden iyiye açıyordu; ancak farkında değildim.
Bir gün gözümün içine bakarak ve fısıltıyla gürledi:
“Sen artık beni sevmiyorsun baba. Her şeyime kızıyorsun …

 

 

ÖZCAN ÜNLÜ
ozcan_unlu@tg.com.tr

 

Büyük kızım (Özlem, 11), karşımdaki koltukta oturuyor, gözlerimin içine bakıyordu. Davranışlarımda anlam veremediği bir gariplik olduğunu seziyordum; ama yapıp ettiğim her şey bana göre normaldi: Küçük kızımın (Sudem, 6) saçlarını öpüyordum ve onu sıkıca kucaklamış, kalbimin üzerine yapıştırmıştım başımı…
Özlem, artık büyümüştü bana göre ve onu Sudem gibi sevemezdim. Hatta Sudem’in hatalarını engin bir hoşgörüyle karşılar ve bu hataları düzeltmesi için yardım ederken, Özlem’e bu kadar toleranslı davranamazdım. En azından onu Sudem’i sevdiğim gibi sevemezdim…
Bana göre Özlem’in bu garip kıskançlığı, sevgi bağını güçlendirecek yerde aramızı iyiden iyiye açıyordu; ancak farkında değildim.
Bir gün gözümün içine bakarak ve fısıltıyla gürledi:
“Sen artık beni sevmiyorsun baba. Her şeyime kızıyorsun, beni anlamıyorsun!”
Haklı mıydı? Elbette…
Onu seviyordum (ya da ben öyle sanıyordum).
Oturup düşünmeye başladım o günden sonra. “Çocuklarıma sevgimi eşit paylaştırabiliyor muyum, çevremdeki insanlar tarafından nasıl algılanıyorum, yaptıklarım doğru mu?”

***
Yaşadıkça öğreneceğim çok şey vardı hayatımda. En azından buna karar vermiştim ve öğrenmekten korkmamam gerektiğini anlayarak daha farklı bir hoşgörü penceresinden bakmaya başlamıştım herkese ve her şeye; bana zarar vermiş olsa da zaman zaman…
O günlerde dostlarımdan biri şimdi sizinle paylaşmak istediğim bir hikayeyi gönderdi elektronik mektup adresime. Bu küçük öykünün, yaşadıkça neleri, nasıl öğrenmem gerektiğine dair bir kılavuz olduğunu anladım. Hikaye aynen şöyle:
Öğretmenin adı bayan Thompson’du ve beşinci sınıf öğrencilerinin önünde ayakta durduğu ilk gün onlara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, onlara baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini dile getirdi. Bu mümkün değildi; çünkü orada en önde, sırasına adeta çökmüş gibi oturan küçük bir öğrenci vardı adı Teddy Stoddard olan. Bir önceki yıl, bayan Thompson, Teddy’i gözlemiş, onun diğer çocuklarla oynamadığını; giysilerinin kirli ve kendisinin de banyo yapması gereken bir halde olduğunu görmüştü. Teddy mutsuz bir çocuk gibi duruyordu.
Bayan Thompson, çalıştığı okulda her öğrencinin geçmişteki kayıtlarını incelemekle de görevlendirilmişti. Bütün öğrencileri inceledikten sonra Teddy’nin bilgilerine bakmaya karar vermişti. Sıra onun dosyasına geldiğinde çok şaşırdı. Çünkü, birinci sınıf öğretmeni “Teddy zeki bir çocuk ve her an gülmeye hazır. Ödevlerini düzenli olarak yapıyor ve çok iyi huylu. Arkadaşları onunla vakit geçirmekten çok memnun.” diye yazmıştı.
İkinci sınıf öğretmeni, “Mükemmel bir öğrenci, arkadaşları tarafından seviliyor; fakat evde annesinin amansız hastalığı onu üzüyor ve sanırım evdeki yaşamı çok zor” diyordu.
Üçüncü sınıf öğretmeni, “Annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Babası ona yeterince ilgi gösteremiyor ve eğer bir şeyler yapılmazsa evdeki olumsuz hayat onu çok etkileyecek” diye not almıştı.
Dördüncü sınıf öğretmeni ise, “Teddy içine kapanık ve okula hiç ilgi göstermiyor, hiç arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor” demişti.
Bayan Thompson sorunu çözmüştü ve kendinden utanıyordu.

***
Öğrenciler ona güzel kağıtlara sarılmış süslü kurdelelerle paketlenmiş yeni yıl hediyeleri getirdiğinde kendini daha da kötü hissetti. Çünkü Teddy’nin armağanı kaba kahverengi bir kese kağıdına beceriksizce sarılmıştı. Bunu diğer öğrencilerin önünde açmak ona çok acı verdi. Bazıları, paketten çıkan sahte taşlardan yapılmış, birkaç taşı düşmüş bileziği ve üçte biri dolu parfüm şişesini görünce gülmeye başladılar; ancak öğretmen, bileziğin ne kadar zarif olduğunu söyleyerek ve parfümden de birkaç damlayı bileğine damlatarak onların bu gülüşlerini bastırdı.
O gün okuldan sonra Teddy, öğretmeninin yanına gelerek, “Bayan Thompson, bugün hep annem gibi koktunuz” dedi.
Çocuklar gittikten sonra öğretmen yaklaşık bir saat kadar ağladı. O günden sonra da çocuklara okuma, yazma, matematik öğretmenin yanında onların sevgiyle eğitimi konusuna da eğilmeye karar verdi. Teddy’e özel bir ilgi gösterdi. Onunla çalışırken zekasının tekrar canlandığını hissetti. Ona cesaret verdikçe çocuk gelişiyordu. Yılın sonuna gelindiğinde Teddy sınıfın en çalışkan öğrencilerinden biri olmuştu.
Öğretmenin, “Hepinizi aynı derecede seviyorum” yalanına karşın Teddy, onun en sevdiği öğrencisi olmuştu.

***
Bayan Thompson, bir yıl sonra kapısının altında bir not buldu; Teddy’dendi. Bütün yaşantısındaki en iyi öğretmenin kendisi olduğunu yazıyordu.
Ondan yeni bir not alana kadar aradan altı yıl geçti. Yeni notunda liseyi bitirdiğini, sınıfındaki üçüncü en iyi öğrenci olduğunu ve bayan Thompson’un hâlâ hayatında gördüğü en iyi öğretmen olduğunu yazıyordu.
Dört yıl sonra, bir mektup daha aldı Teddy’den. Zamanın onun için zor olduğunu çünkü üniversitede okuduğunu ve çok iyi dereceyle mezun olmak için çaba sarf etmesi gerektiğini yazıyordu ve bayan Thompson hâlâ onun hayatında tanıdığı en iyi öğretmendi.
Aradan dört yıl daha geçti ve Teddy’den bir mektup daha geldi. Çok iyi bir dereceyle üniversiteden mezun olduğunu ama daha ileriye gitmek istediğini yazıyordu. Bayan Thompson onun tanıdığı ve en çok sevdiği öğretmendi hâlâ. Bu mektubun altındaki imza biraz daha uzundu: “Theodore F.Stoddard/ Tıp Doktoru.”

***
İlkbaharda bir mektup daha aldı bayan Thompson. Teddy, hayatının kızıyla tanıştığını ve evleneceğini yazmıştı. Babasının birkaç yıl önce öldüğünü, bayan Thompson’un düğününde damadın anne ve babası için ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu. Bayan Thompson törene giderken özenle sakladığı birkaç taşı düşmüş olan o bileziği taktı, Teddy’nin ona verdiği ve annesi gibi koktuğunu söylediği parfümden de sürmeyi ihmal etmedi.
Düğün günü birbirlerini sevgiyle kucaklarlarken, Teddy, onun kulağına “Bana inandığınız için çok teşekkür ederim bayan Thompson. Kendimi önemli hissetmemi sağladığınız için ve beni böyle değiştirdiğiniz için de…” diye fısıldadı.
Bayan Thompson, engelleyemediği göz yaşlarını silerek öğrencisine sarıldı ve “Yanılıyorsun Teddy” dedi. “Asıl ben sana teşekkür ederim. Çünkü ben sana değil, sen bana öğrettin hayatı. Seninle karşılaşıncaya kadar öğretmenliği bilmediğimi anladım!”

***
Bu öyküyü bitirdikten sonra ben de hayatımın daha dengeli, sevgimin daha ölçülü, insanlara bakışımın daha hoşgörülü olması gerektiğini anladım ve bir karar verdim kendi kendime: “Gülümseyebildikçe, eşit sevebildikçe, adil olabildikçe yitirmiş saymayız kendimizi…”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız