MUSTAFA KUTLU’DAN BİR MEKTUBUNUZ VAR!

0
804

MUSTAFA KUTLU’DAN BİR MEKTUBUNUZ VAR!

 

Mustafa Kutlu’nun yazdığı “Menekşeli Mektup” elinize geçti mi? Henüz elinize geçmediyse bu efsunlu mektup, postaneden(kitapçıdan) bir soruşturun, zira mektup çoktan postaya verildi. Benim elime geçtiğinde, evvela kapaktaki renklere ve resme şöyle bir göz gezdirdim ve dedim ki, Kutlu yine yapmış yapacağını, beni hangi güzel tarafından vuracak acaba bu defa? Ve her Mustafa Kutlu kitabına başladığım insiyakla, yani kitabın hiç bitmemesini arzulayarak ve önü sonu kitabın biteceği burukluğunu yanıma alarak bismillah dedim. Sonrası mı? Haydi, şöyle bir göz gezdirelim.

 

Mustafa Kutlu hikâyeciliği, Türk hikâyeciliğinin modernle verdiği en sahih ve kuvvetli savaştır. Ne biçimle, ne mimariyle, ne onlarca entel lafın bir araya gelerek meydana getirdiği karmaşayla, postmodernle bir ilgisi yoktur. Çünkü Mustafa Kutlu, metni edebi olarak almaktan çok, edebi aramızdan biri olarak ses vermekte buluyor. Edebiyat, böylece anlamını kavramış oluyor! Çünkü bu güzel adam, meydana getirdiği hatırı sayılır külliyatla entelektüel olanla ilişkisini çoktan bir hazma uğrattığını ve onunla bir işi kalmadığını açık ediyor. Hikâyeyi dinlerken(okurken değil!), evimizden birisi bu hikâyeyi anlatıyor gibidir adeta. Öyle ya, sanat entelijiyansının mücadele ettiği ve oluşturduğu “biçim” hep bir yöne savrulmak için var idiyse(ve hala var ise), Mustafa Kutlu, herhangi bir oyuna gerek görmediği hakiki imgeleriyle, bunu dışarıda bırakacak bir sahihlik, sarihlik mecrasından direkt olarak akmayı tercih ediyor okuyucusunun kalbine. Mesela sadece Mustafa Kutlu okuyarak, geleneğin bize armağan ettiği örfi değerlerden ve kullanılmaya kullanılmaya çoktan unutulmaya yüz tutmuş halk deyişlerinden fazlasıyla nasiplenebilirsiniz. Yurdum insanının herkesler tarafından köşe bucak kaçırıldığı en dolaysız resmine şahit olabilirsiniz. Alışkanlıklarımızın bizi değiştirdiği ahvale, bir zamanların güzellikleri kesbiyle hayret edebilirsiniz. Böyle bir büyüğümüz çünkü Mustafa Kutlu; bize çeyiz sandığına konulandan, gelin arabasından, hac yolculuklarından, safi duygulardan, dostluktan, analıktan, babalıktan, kardeşlikten, Müslümanlıktan ve modernin allak bullak ettiği sebatımızdan akıyor. Yeni şiir, yeni hikâye, yeni öykü, yeni resim ve yeni bilmem hangi sanata aldırış ettiği yok, çünkü kendinden emin! Çünkü yazdıklarının bir yaşanmışlık barındırıyor olduğuna kuşkusunu ilhak etmiyor. Kutlu’nun yazdıklarını alıp bir film de yapabilirsiniz, bir şiir de… Bir resim, bir heykel, bir minyatür, bir roman, bir hayat devşirebilirsiniz Mustafa Kutlu’dan. İnanın, yazdıklarımda şu kadarcık olsun bir mübalağa yok! Yaşamış olduğunuz toprağın kokusu burnunuzdayken, Kutlu’nun yazdıkları sizi tam kalbinizden vuracaktır.

 

“Menekşeli Mektup”, Mustafa Kutlu’nun önüme “İşte Alperciğim, son numaram!” diye koyduğu ve diğer bütün kitapları gibi elimde bir defada encama eren eserlerinden. Külliyatına şöyle bir göz gezdirecek olursak, Mustafa Kutlu’nun bilmeyenler için tam 16 eseri daha var: “Yoksulluk Kitabı(deneme)”, “Akasya Ve Mandolin(deneme)”, “Şehir Mektupları(deneme)”, “Arka Kapak Yazıları”, “Sır”, “Bu Böyledir”, Ya Tahammül Ya Sefer”, “Yoksulluk İçimizde”, “Yokuşa Akan Sular”, “Hüzün Ve Tesadüf”, “Uzun Hikâye”, “Beyhude Ömrüm”, “Mavi Kuş”, “Tufandan Önce”, “Rüzgârlı Film” ve “Chef”. Bana soracak olursanız, Kutlu kendisine bırakılan mühim bir emanetin bekçisi gibi gelir bana hep. Yazdıkları bir yana dursun, Dergâh’ta bağış ettiği rüzgârlar sayesinde şimdi birçok edebiyatçı saçlarını tarayabiliyor.

 

“Menekşeli Mektup”un içinde üç güzel hikâye sizi bekliyor. Geçtiğimiz aylarda hacı olan Kutlu’nun(Allah kabul etsin!) oradaki tecrübeleriyle ortaya koyduğu yolculuk hikâyesi bilhassa nefesimi kesti. Ya o menekşeli mektupların tuhaf postacısı, bir kış günü yârini ölümden kaçırmaya çalışan adamın yapraklarından yapma gül… Tam anlamıyla enfes!

Başkalarını bilmem ama ben hatır için yazılar yazmayan birisiyim. Yukarıda ne anlattıysam, kalbimden geçti diye muayyen kılındı. Şimdi bu güzel duyguların tarafsızlığımı bozacağını düşünen kardeşlerimiz olabilir. Doğrudur! Zaten Mustafa Kutlu tarafsızlığınızı bozmak için yazar hikâyelerini. Ait olduğumuz tarafı göstererek, bizi bu toprağın bir parçası kılmak ümidiyle… Tarafsızlık, değişen ve dönüşen zamanın tam ortasında, modernle aklı karışmış insanların kayıp izdüşümleridir. Burada binlerce sözcük sarf etmişimdir ve takip edenlerin iyi bildiği üzre, yazdıklarım bahsettiğiniz tarafsızlıktan kimi zaman muaf da değildir. Kabul ediyorum ki, tarafsız biçime dair tarafsız yorumlar yapmak adetlerimdendir. Ama Mustafa Kutlu hikâyeciliğini değerlendirmek; ne edebiyat tarihi ve Türk hikâyeciliğiyle, ne de sanat adına ortaya konmuş bir dolu karmaşanın referansıyla karşımıza alacağımız bir şey değildir. Dedim ya, Kutlu bunları çoktan geçmiştir çünkü, hazmetmiştir. Sahihliğini bizatihi yaşamdan, yaşanmışlıktan alır. Bu yüzden açık vermez, tartışma götürmez. Nevi şahsına münhasır denir ya, işte tam olarak odur Mustafa Kutlu!

 

 

Henüz elinize geçmemişse bu kitap ve elbet diğerleri, muhtarlığa(hakikatinize) başvurup adresinizin(duruşunuzun) doğruluğunu teyit edin. Eğer ki adres doğru ise, zaten çoktan elinize geçmiş olmalıydı mektup. Telaş yok. Acele edin!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız