Avatar Filmdeki Astral Boyut

0
180

 

Film 22. yüzyılda, Pandora adlı gezegende geçmekte. Bu gezegende dünyada çok az rastlanan ve çok değerli olan bir elementten çok miktarda mevcut. Pandora, 3 metre uzunluğunda, mavi insansı görünümlü (hümanoidler), kabile kültürünü benimsemiş, saldırıya uğramadıkları sürece barışçıl olan Na’vi halkının ülkesi durumunda.

Askeri bir şirket, bir grup bilim adamıyla bu gezegeni incelemek üzere (insan DNA melezi) avatar adlı bir program oluşturuyor. Bu program ile insanlar yarı insan yarı Na’vi haline getiriliyor. Ve bu melez bedenlerle gezegene ulaşma planlanıyor.

Belden aşağısı tutmayan ve tekerlekli sandalyeye mahkûm olan er Jake Sully, Avatar denilen ve Na’vi ırkının beden özelliklerini taşıyan boş bir bedene girmek üzere gezegene geliyor. Sully’nin seçilmesinin özel bir nedeni vardır. Avatar aslında kardeşi için tasarlanmıştır. O ölünce yerine gen uyumu açısından en yakın isim olan Sully seçilir. Askerlerin amaçları Avatar’ları kullanıp yerli halkın güvenini kazanıp, onları yurtlarından taşınmaya ikna etmektir çünkü Na’viler en zengin yer altı kaynağının tam üstüne yuva kurmuşlardır. Aynı zamanda dünyanın en yaşlı ve bilge ağacı da onların yuvasıdır. Na’viler özgür bir ırktır, insanların kötülükle dolu canlılar olduklarını öğrenmiş ama daha ne kadar kötüleşebilecekleri hakkında fikirleri olmayan naif varlıklardır. Sully zamanla onların güvenini kazanır, dillerini ve geleneklerini öğrenir, canlıların dünyasına saygı duymaya başlar.

Avatar bedeninde, insan bedenindeki fiziksel kısıtlamalardan da kurtulmuştur.  Hiçbir dünyevi kısıtlaması bulunmamaktadır. Artık Jake bir seçim yapmak zorundadır. Ya kendi ırkının yanında kalıp Na’vilerle savaşacak (ki bunun karşılığında kendisine gerçek insan bacaklarına geri kavuşma imkânı vaat edilmiştir) ya da Avatar bedeniyle kendisini bir bütün hissettiği dünyada insanlara karşı duracaktır.

Filmde özellikle astral boyuta ait tüm argümanların kullanıldığını görüyoruz. Uçma eylemi temel eylem olarak görülüyor. Bir nevi rüya âlemi dediğimiz boyutta kişiler aynen astral rüyalarda olduğu gibi rüya boyutunun ileri kapılarında kararlarını serbestçe alabiliyorlar. Mekânlar ve renkler özel seçilmiş. Sonsuz bir renk zenginliği ve hiç tanımadığımız çok çeşitli hayvanlar, doğanın tüm muhteşemliğini gözlerimizin önüne seren bir görsellik bizi bizden alıyor. Özellikle avatarın yaratım aşamasındaki anne karnında göbek kordonuyla bağlantıdaymış hissi veren görüntüler son derece dikkat çekici. Bunun yanı sıra üstün ve farklı özellikleriyle Naviler,  dünya ırkından da haberdar durumdalar.

İnançlarının sembolize olduğu, kutsal ağaçlarıyla ve zikri andıran ritüel dua yöntemleriyle ibadetleri, insan ırkının ibadetlerine benzerlik gösteriyor. Irkın temel özelliği ruhsallıklarının çok yüksek oluşu. Bu noktada ortak bir yönelişle ibadet eylemlerini gerçekleştirmeleri çok özel görüntülere sahne olmakta.

Uçma eylemlerini, farklı bir yaratık üzerinden özdeşleşerek bütünleşmeleri. (Özel kanatlı varlıklar tarafından seçiliyorlar ve onlarla senkronize oluyorlar.)  Her şeyden önemlisi doğanın, eşyanın, hayvanların, ağaçların, insanın ruhunun oluşu belki de en önemli temalardandı.

Filmde bir çeşit avatar olarak adlandırılanların aslında yaşadığımız hayatta taşıdığımız bedenler olduğu düşünülebilir.  Filmde avatarlar için insanlarla eşleşme yapılmaktaydı.

Bu eşleşmenin bizler için rüya ile sağlanmakta olduğu düşünülebilir. Rüya insan ruhunun on sekiz bin âlemde yolculuk etmesi şeklinde tabir edilir. Yani bir nevi bedenlerimizin asli ruhlarımızla buluşması filmde sembolik olarak anlatılır.

Yalkın Tuncay

Kuantum Rüya kitabından

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız