Ben Bir Girişimciyim

0
434

Gerçek girişimci, kendini aşan insandır.


Ben bir girişimciyim. Anlatacaklarım, kesinlikle kitaplardan alınmış birtakım teoriler ya da varsayımlara dayanan sunumlar olmayacak. Hayatın içindeki gerçeklerden söz edeceğim. Yaşadıklarımı, gördüklerimi, duyduklarımı ve çevremde olanları becerebildiğim kadarıyla aktaracağım sizlere. Bilimsellik adına, kesinlikle bir iddia taşımıyorum. Ama, inandığım konuları açıklarken, en küçük detaylarına kadar paylaşacağım sizlerle.

Ben bir girişimciyim. Aklımın ermeye başladığı ilk günden itibaren, tek hayal peşinde koştum. Bu hayal asla, şu olacağım, bu olacağım şeklinde bir meslek seçimi değildi. İçime o yaşlarda düşen kıvılcım, bir şeyler yapma, her ne konuda olursa olsun, bir şeyler başarma arzusuydu. Çevremdeki içine kapanık insanlardan farklı olmaktı.

O yıllardan hatırladığım ilk sözüm, büyüklerime söylediğim; “Kapı kadar adam olacağım, size bakacağım. olmuştu. Gerçi boy bos olarak pek de kapı kadar olamadık ama, iş hayatımızda az da olsa bazı güzellikler yaşadık. Bizi mutlu eden başarılara ulaştık. Ama bir gerçek var ki; o yaşananların tümünde, eksilmeyen bir heves, bitmek bilmeyen bir enerji ve hepsinden önemlisi; başarıya odaklanmış bir yürek vardı.

Bilinen bir anlatımdır: Gelini ata bindirmişler, ağlamaya başlamış; “istersen vazgeç” demişler, “hem ağlarım, hem giderim diye sızlanmış. Girişimcilik denilince, nedense gelinin bu sözünü hatırlarım hep. Bana göre girişimcilik bir tutkudur. Bir heves, bir serüven, çetin bir yoldur. Bir anlamda; ata binen gelin gibi, var olan her şeyi arkada bırakıp, yepyeni ufuklara açılmak ve yeni bir başlangıç yapmaktır. Bitmek bilmeyen bir arayış, bir hastalıktır girişimcilik. Kraldan çok kralcılıktır. Risk açısından bakıldığında, kumardır. Gemileri yakmak, her şeyi göze almaktır. Gözü karartmaktır. Din açısından ele alındığında; emirdir, umurdur, sabırdır. Sosyal açıdan bakıldığında; insani bir görevdir. Sağlık açısından ise; oldukça ağır bir yük, zaman zaman da kahırdır.

Girişimcilik, bir anlamda yaratılış gereğidir. İnsanda doğuştan vardır veya yoktur. Daha ilkokula başlamadan önce, bağ evinde oturduğumuz yaz günlerinde, bir hayli uzaktaki çeşmeden doldurduğum ufacık güğümü getirirken “buz gibi” yerine çocukça söylediğim “gibil buz” sözleri çınlıyor kulaklarımda. Anlaşılan ben daha o zamandan reklama önem veriyormuşum diye düşünüyorum. Sonra biraz daha büyüyünce; yazlık sinemada kâğıttan yaptığım külahlara doldurduğum nohut-çekirdekleri satışımı, hele nane şekerlerini tanıtırken, “sinek öpmesine, kedi tepmesine, karın ağrısına, mide bulantısına, gelin kaynana kavgasına bire bir, hasiyeti nane vaaar!” diye haykırışımı, kadınların her seferinde bir daha tekrar ettirerek satın almalarını ve o satışlardan elde ettiğim kârlarla, ailenin o geceki sinema bileti paralarını karşıladığımı hatırlıyorum da; ben daha o zaman girişimciliğe soyunmuşum diyesim geliyor.

İ.T.Ü. Makine Fakültesi son sınıfında, sırf serbest hayata daha kolay atılabilmek için, ısıtma, havalandırma ve klima konularının ağırlıklı olarak işlendiği “ısı opsiyonu”na ayrılışımı, üniversiteyi bitirir bitirmez, hiç dinlenmeden, Bayındırlık Bakanlığı’nda işe başlayışımı, devlet dairesinde topu topu 10 ay çalıştıktan sonra, çok daha yorucu olmasına rağmen, özel sektöre geçişimi, üstelik oldukça ağır sayılan şantiye hayatını seçişimi, hep girişimci ruhuna sahip olmamla açıklayabiliyorum. Askerlikten sonra, bir süre maaşla çalışıp, hemen kendi işimi kurmaya kalkışımı, daha her şey rayına oturmadan yeni konular arayışımı, yarım kalan işleri gece yarılarına kadar evde eşimle birlikte çalışarak tamamlayışımı da hep girişimciliğe yoruyorum. Hastalığım sırasında, ağır kemoterapilerle yatağa mahkûm olduğum altı ay boyunca boş durmayıp, iş arkadaşlarımla telefon aracılığıyla yeni ürünler geliştirmeye çalışmamı ise girişimcilik yanında hayata bağlılık açısından da önemli buluyorum. Zaten, o dönemde ortaya çıkardığımız yenilikleri insafsızca taklit eden bedavacıları mahkemeye vermeyişimizdeki esas neden de, hayata bağlılık ve Yüce Allah’a duyulan şükür anlamındaydı.

Kısacası, benim anlatacaklarım tercüme ya da devşirme yoluyla bir yerlerden aktarılan kitabî ifadeler değil, hele ütopik şeyler hiç değil. Ben, kırk küsur yıl boyunca yaşadığım olaylardan, önceki kitaplarımda fazla değinmediğim ve özellikle gençlere iletilmesinden fayda umduğum bazı konuları dile getirmeye çalıştım. O açıdan bakıldığında yazdıklarım, bilimsellik arayanlara fazla bir şey ifade etmeyebilir.

Okumak ya da okumamak! Karar sizin.

Yazan: GAZANFER SANLITOP

Kaynak: Kuvözde Çocuk Büyütmek – Akis Kitap

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız