Yaşama Sanatı

0
425

Korku ve Kaygı, Hayatın Renklerini Siyaha Boyar
İnsan denilen varlığın doğumu ve ölümü arasındaki süreç içerisinde elde ettiği "yaşamak" eyleminin içini neden tam olarak dolduramadığını yukarıdaki dizelerde çok güzel özetlemiş Shakespeare. Çevre faktörünün çok büyük bir etmen olmasıyla birlikte, çocukluktan itibaren her birimizin kafasına vurula vurula öğretilmiş olan korkular, dolayısıyla da yaşanan çaresizlikler yaşamayı engelleyen basamaklardan sadece bir tanesini oluşturmaktadır.
Hepimiz bebek olarak geldiğimiz bu dünyada, sahip olmadığımız (öğrenilmiş) korkularımız nedeniyle çok güçlü başlamıştık oysa ki hayata.

 

Firdevs Burçak
frdws_x@hotmail.com

 

Korku ve Kaygı, Hayatın Renklerini Siyaha Boyar
İnsan denilen varlığın doğumu ve ölümü arasındaki süreç içerisinde elde ettiği "yaşamak" eyleminin içini neden tam olarak dolduramadığını yukarıdaki dizelerde çok güzel özetlemiş Shakespeare. Çevre faktörünün çok büyük bir etmen olmasıyla birlikte, çocukluktan itibaren her birimizin kafasına vurula vurula öğretilmiş olan korkular, dolayısıyla da yaşanan çaresizlikler yaşamayı engelleyen basamaklardan sadece bir tanesini oluşturmaktadır.

Hepimiz bebek olarak geldiğimiz bu dünyada, sahip olmadığımız (öğrenilmiş) korkularımız nedeniyle çok güçlü başlamıştık oysa ki hayata. Hayatı keşfetmeye çalışırken emeklemeye başladık (düşme riskini de göze alarak); sonra ilk adımı attık ve adımların hızlanmasıyla koştuk devam eden cesaretimizle. Kimi zaman düştük, yaralandık, acıyı hissettik tüm bedenimizle ama bütün bunlar engel olamadı tekrar ayağa kalkıp devam etmemize; çünkü çocukça mutluyduk ve yaşıyorduk. Ta ki "Hızlı koşma düşersin",

"Oraya gitme yaralanırsın" gibi cümlelerle hayatımıza sınırlar koyulana dek… İşte o zaman yaşamayı bırakmaya başladık kaybettirilen cesaretimizle birlikte.

Korkular ve çaresizlikler, önyargılar gibidir; yaşamanıza izin vermezler. Öğrendiğiniz, dolayısıyla da hayatınıza geçirdiğiniz her bir korku, hayata dair girmek istediğiniz yeni bir yolda küçük bir adımın atılma çabasına yönelik büyük bir engeldir. Hayatın salt beyaz ya da siyahtan oluşmadığını, bazen her ikisini barındırmakla birlikte bazen her ikisinden bağımsız farklı renkleri de taşıyan bir paradoks olduğunu düşünürsek, korkularımızdan arta kalan keşkeler ve pişmanlıklarla tüketip hiç başlayamamak, yani farklı renkleri tadamamak büyük bir kayıp olsa gerek.

Yaşamayı engelleyen diğer bir basamak da hiç şüphesiz ki toplum empozelerinden sıyrılamayarak geliştirmeye fırsat bulamadığımız, belki de aslında hiçbir zaman tam olarak bulamadığımız benliğimizdir. M. Foucault'un da söylediği gibi "Yaşama sanatı, kendine bağımlı olma sanatıdır." Sürekli olarak neleri yapıp neleri yapamayacağımıza başkalarının karar vermesiyle, "sen yapamazsın"lar neticesinde asla keşfetmeye bile yeltenmediğimiz yeteneklerimizle, karar alma özgürlüğümüze vurulan ketlerle, toplumda "boyun eğdirilerek" yaratılmış bir sürünün parçası olmanın her zaman daha az risk taşıması ve kolay kabullenilir bir durum olması nedeniyle keşfedemediğimiz benliğimiz, dolayısıyla da başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunda bırakılan hayatlarımız hiçbir zaman "yaşama sanatını" icra edemedi.

Dogmalara ve Sıradanlığa İnat Yaşamak
"Sanat" sözcüğünün antik Yunan, Çin ve Hint kültürlerindeki karşılığının, "yaptığına kendini vererek ve maharetle yapmak" nosyonuna denk düştüğünü hatırlarsak, yaşama sanatını icra edebilmemiz için gerekli olan tek şeyin, kendimizi gerçekleştirme sürecinin en zirvesine tırmanarak kendi hayatımızı inşa etmek olduğunu anlarız. Oysa ki, süregelen zaman diliminde aynı olan yaşamlarla devam ediyoruz; işte bu nedenledir ki, birçoğumuz hep mutsuz, hep bir arayış içerisinde, hep pişman ve "keşke…" diye başlayan cümleler kuruyor geçen zamana ilişkin.

Yaşamanız için size bahşedilmiş olan süre, tüm bu olumsuzluklarla doldurulmayacak kadar kısa ve değerlidir. Dolayısıyla yaşanmayı bekleyen yıllar için benliğimizi keşfederek ve geliştirerek, cesaretle ve özgürce aldığımız kararlarımızı uygulayarak, tüm bu dogmalara ve sıradanlığa inat küçük bir adım atarsak; "yaşamak" kavramı dolu dolu can bulacak hayatımızın her bir karesinde.
Geriye dönüp baktığımızda ise yaşanmışlıklara, sevmek ve sevilmekle geçmiş, mutluluğun ve huzurun bolca yer aldığı ve artık ölümün bile sizi korkutamadığı bir ömrün mutluluğuyla devam edeceksiniz yaşamaya kaldığınız yerden. Tercih sizin; ya yaşamayı seçeceksiniz ya da zamanınızı dolduracaksınız. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız