Hüsnü Kuruntu’nun Avrupa Yakası: GAZANFER ÖZCAN

0
351

27 Ocak 1931’de dünyaya geldi. Yaşını göstermiyor. Yetmişli yıllarda izlediğim Gazanfer Özcan’la seksenli, doksanlı hatta iki binli yıllarda izlediğim Gazanfer Özcan arasında hiç ama hiç fark yok. Askılı pantolonunu o gün bugündür üzerinden çıkarmış değil. Acaba böyle bir adam yoğurdu nasıl yer diye düşünmeye kalmadan kendisini birkaç yıl önce Tikveşli yoğurtları reklâmında yoğurdu üfleyerek değil şapırdatarak yerken görünce şaşırmıştım. İyi ki atalarımız böyle zamanlar için söz söylemişler. Ben de şaşkınlığımı dağıtmak için “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır” sözüyle serinlemeye çalıştım.

 

HÜSEYİN AKIN
huseyinakin@yahoo.com

 

27 Ocak 1931’de dünyaya geldi. Yaşını göstermiyor. Yetmişli yıllarda izlediğim Gazanfer Özcan’la seksenli, doksanlı hatta iki binli yıllarda izlediğim Gazanfer Özcan arasında hiç ama hiç fark yok. Askılı pantolonunu o gün bugündür üzerinden çıkarmış değil. Acaba böyle bir adam yoğurdu nasıl yer diye düşünmeye kalmadan kendisini birkaç yıl önce Tikveşli yoğurtları reklâmında yoğurdu üfleyerek değil şapırdatarak yerken görünce şaşırmıştım. İyi ki atalarımız böyle zamanlar için söz söylemişler. Ben de şaşkınlığımı dağıtmak için “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır” sözüyle serinlemeye çalıştım.
İyi bir oyuncudur. Ama yüzü gözü kendisinden daha iyi oynar. Telaşlı ve tedirgin ihtiyar tiplemesini ondan daha güzel oynayan birinin olabileceğini hiç sanmıyorum. Çevremde ne kadar adam görsem ihtiyarladığı zaman ona benziyorlar. İhtiyarlar arasında ‘pantolonunu göğüs hizasına kadar çekme modası’nı ilk başlatandır.

Türkiye’nin Kuruntu Ailesi
TRT’nin egemen olduğu zamanlarda gülme hızımızı belirleyen bir adamdı Gazanfer Özcan. Bir sofranın başında toplanır gibi, “Kuruntu Ailesi” dizisini izlemek için televizyonlarının başlarına oturan aileler sanki ailece yemeğe çıkmış gibi mutlu olup haz alıyorlardı. Her evin tahammül edip göğüs gerebileceği bir Hüsnü Kuruntu’su vardı artık. Hüsnübey amca sıkıntıdan insanın nasıl şişebileceğini gösterdi Türk seyircisine. Bu dizinin bir ilginç tarafı da -gerçeğe çok yakın dursun diye olmalı- Gazanfer Özcan’ın karısı, kızı ve damadının rol almış olması. Hatta dizinin çekildiği ev de Özcan ailesinin evidir.
Yaşı otuzu geçenler cemaatinin mensupları, sünepe damat doktor Tarık’ı da kadın delisi Hatemi Bey’i de hatırlayacaklardır. Bu dizilerden aklında hiçbir şey kalmayanların bile hafızalarında bir detay yer etmiştir: “Hüsnü Kuruntu koşusu.” Yönünü belirlememiş birinin sağa sola panik halinde koşusudur bu. Ve oldukça da sempatiktir.
Seksenli yılların puslu havası herkes gibi Gazanfer Özcan’a da yaramamıştır. Sinemacıların seks filmleriyle ahlak sınavına tabi tutuldukları dönemde o da şartlara boyun eğip uçkur çözmüştür. Bu süreçleri anlatmaktan hiç çekinmez o. Nitekim katıldığı televizyon programlarında o döneme ait trajedilere çok çarpıcı örnekler verir. Bu örneklerden birini bundan üç yıl kadar evvel Can Dündar’ın kaleminden okumuştum. Şöyle anlatıyordu: “Karşı konmaz bir tayfun, kadın-erkek oyunundaki bildik rolleri altüst ediyor. Bu rol değişimine dair hazin bir örnek geçen hafta Nebil Özgentürk’ün programındaydı. ‘Bir Yudum İnsan’ın konuğu Gazanfer Özcan anlattı. Özcan bir zamanlar seks filmi furyasına kapılıp uçkur çözmüş. Tiyatroya para bulmak için ateşli dilberlerle al takke ver külah filmleri çevirmiş. O dönem ‘Ah Nerede Vah Nerede’ filmini çekerken, yatağındaki sarışın kızı gözü bir yerden ısırmış. Alnındaki o yara izi, o gözler, o bakışlar… Ona maziden birini hatırlatır ama bir türlü çıkaramazmış. Sonunda rol arkadaşının çıplak afiş fotoğrafını çektirdikten sonra anlamış acı gerçeği: O ‘kız’, Fatih’ten eski mahalle arkadaşı Hüseyin’in oğlu Erdoğan’mış.”

Yaşlanmayan Adamın  Gençleşen Esprileri
Yıllar ne çabuk geçti. Saçlarımıza aklar düşüp biz ihtiyarlarken “Kuruntu Ailesi”nin Hüsnü Kuruntu’su şimdilerde “Avrupa Yakası”yla karşımıza çıktı. Vay anasını, adam hiç değişmemiş ya! Ulan felek, işte sen böylesin, kimine kürk giydirirsin kimine yelek. Bu Gazanfer amca ihtiyar doğmuş gibi yıllardır hiç yaşlanmıyor. Adamın esprileri bile gençleşmiş.
Gazanfer Özcan ev içi rollerin adamıdır. Evden gitse gitse en fazla markete kadar gider ancak.Yaşlı güngörmüş insan psikolojisini ustalıkla yansıtır. Mimiklerini tamamlayan konuşma tarzı, kendine özgü tikleri Gazanfer Özcan güldürüsünü literatüre dahil etmiştir. Şovla güldürüyü birlikte götüren tiyatrocuların yanında elbette onun şimdiki kuşağı güldürebilmesi kolay değildir. Nitekim bir güldürü ustası gibi de durmamaktadır o. Daha çok eski kuşağın yeni kuşak nazarındaki garipliğidir ekranda gördüğümüz. (Eskilerden bir espri örneği: Telefondaki adam: “Orası neresi?” Hüsnü Kuruntu: “Bülbül deresi!” Seksenli yıllarda gülmekten yerlere yatılan bu espriye iki binli yılların çocukları acaba tebessüm eder mi? Hiç sanmıyorum.)

Asıl Tiyatro Şimdi Başlıyor
1952 yılında rol aldığı “İngiliz Kemal Lawrence’e Karşı” filminden bu yana çok değişik filmlerde rol alan Gazanfer Özcan’ın sinemadaki duruşu tiyatrodaki duruşuna çok yakındır. Tiyatroda rol alır gibi sinemada oynar. Son yılların en yeni filmlerini saymazsak (Keloğlan Kara Prens’e Karşı (2005), Komser Şekspir (2000), Burnumu Keser misiniz (1992)) filmlerinin çoğu Özcan’ın sanat gücünü yansıtmayan filmlerdir. Örneğin,Utanmaz Adam, Naciye, Minnoş, Vur Patlasın Çal Oynasın, Ah Nerede Vah Nerede, Dam Üstüne Çul Serelim… Türk sinemasının jestleri, mimikleri ve tikleriyle meşhur karakteri sanki ömrünü tiyatroya adaması yetmiyormuş gibi şimdilerde kendi adını verdiği tiyatrosunun vergi borçlarını ödemekle meşgul. Şimdi perdenin arkasından başımı uzatarak nanik vaziyeti yapıp bağırmak istiyorum: “Heeey Usta, asıl tiyatro daha yeni başlıyor! Ömür yaşayarak borç ödeyerek biter!”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız