Meşhurların Dünyayı Değiştiren Vasiyetleri

0
316

Mevlâna’nın Oğluna Vasiyeti
Mevlâna Celâleddin-i Rûmî, oğlu Sultan Veled’e şöyle nasihatte bulunmuştur:
“Ey oğlum! Sana vasiyet ediyorum ki: her halde ilim, edep ve takvâ üzerine bulun. Şöhret isteme, zîrâ şöhret âfettir. Makâma bağlı olma. Kimseye kefil olma. Uzlete çekilme, yalnız kalma. Çok söz söyleme. Çok söz işitmek kalbe nifak verir. Sözü inkâr etme. Onun söyleyenleri ve sahipleri çoktur. Az söyle ve halkın kötülük ve eğrilerinden arslandan kaçar gibi kaç, bir kenarda dur. Herkesle ve zenginlerle sohbet etme. Helâl ye ve şüphelilerden sakın. Dünya malına kapılma. Dünya arzusu dinin zâyi olmasına sebep olur. Çok gülme ve kahkaha atma. Zîra fazla gülmek kalbi öldürür. Herkese şefkatle bak. Hâinlikle bakma. Dışını süsleme. Zîra dışın süsü, için, kalbin, rûhun harap olduğunu gösterir. Başkalarıyla mücadele etme ve hiç kimseden bir şey isteme …

 

Mehmet Bİcİk
mbicik@hotmail.com

 

Mevlâna’nın Oğluna Vasiyeti

Mevlâna Celâleddin-i Rûmî, oğlu Sultan Veled’e şöyle nasihatte bulunmuştur:
“Ey oğlum! Sana vasiyet ediyorum ki: her halde ilim, edep ve takvâ üzerine bulun. Şöhret isteme, zîrâ şöhret âfettir. Makâma bağlı olma. Kimseye kefil olma. Uzlete çekilme, yalnız kalma. Çok söz söyleme. Çok söz işitmek kalbe nifak verir. Sözü inkâr etme. Onun söyleyenleri ve sahipleri çoktur. Az söyle ve halkın kötülük ve eğrilerinden arslandan kaçar gibi kaç, bir kenarda dur. Herkesle ve zenginlerle sohbet etme. Helâl ye ve şüphelilerden sakın. Dünya malına kapılma. Dünya arzusu dinin zâyi olmasına sebep olur. Çok gülme ve kahkaha atma. Zîra fazla gülmek kalbi öldürür. Herkese şefkatle bak. Hâinlikle bakma. Dışını süsleme. Zîra dışın süsü, için, kalbin, rûhun harap olduğunu gösterir. Başkalarıyla mücadele etme ve hiç kimseden bir şey isteme. Kimseye hizmet buyurma. Âlimlere, evliyaya, mal, can ve tenle hizmet et. Din büyüklerinin hâllerini inkâr etme. Zîra inkâr edenler rahat ve kurtuluş yüzü göremezler.” 

Kaynak: Celâleddin-i Rûmi Mad., Evliyalar Ansk., C.4, İstanbul 1992. s.274

Yıldırım Bayezid

Ankara Savaşı’nda ihânete uğrayan, gururunun kurbanı olan büyük Türk kahramanı Yıldırım Bayezid, savaş alanında yanındaki devlet adamlarına, oğlu Çelebi Mehmet için şöyle vasiyette bulunmuştur:
“Berhudâr olsun! Kader hükmünü nasıl olsa icrâ edecek, benim tahtım ona yadigâr olsun!
Onda, parçalanacak Osmanlı ülkesini birleştirecek cevheri görüyorum.”

Kaynak: Mehmet Doğan, Kuran Gölgesinde ve Tarih Önünde Türk, Ankara 1976. s.163

Alfred Nobel

Nobel ödüllerinin kurucusu, dinamitin mucidi İsveçli kimyacı Alfred Nobel, barışçı düşüncelerle bulduğu dinamit pek çok ünle insanının ölümüne sebep olunca, bu ölümlerden kendini sorumlu tutmuş, büyük bir vicdan azabı çekiyordu.
Bu azaptan kurtulmak için 27 Kasım 1895’te vasiyetine şunları yazmıştı: “Ardımdan bıraktığım gayrimenkulumun ve servetimin tamamı, aşağıdaki şekilde dağıtılacaktır. Kapital, emniyetli bir şekilde Fonda toplanmalıdır. Bu fonun geliri her yıl insanlığa en büyük hizmeti yapan kişilere dağıtılmalıdır. 
Bu gelir beş ana bölüme ayrılmalı ve bir kısmı fizik sahasında, bir kısmı kimya sahasında, bir kısmı fizyoloji ya da tıp alanında en büyük keşfi yapan kişiye, bir kısmı edebiyat sahasında en büyük eseri yazan kişiye, bir kısmı da milletlerarası barış ve kardeşlik için en büyük çalışmayı yapan kişiye verilmelidir.
Fizik ve kimya konusundaki keşifler, İsveç İlim Konseyi, tıp konusundaki çalışmalar Stockholm’deki Caroline Enstitüsü, edebiyat ve barış konusundaki mükâfâtlar Norveç Parlementosu tarafından seçilen beş kişilik bir heyet tarafından değerlendirilmelidir.
En büyük ve kesin arzum, mükâfâtlar  adaylara dağıtılırken kesinlikle milliyet ayrımcılığı yapılmamasıdır. En mühimi, mükâfâtı alacak şahıs bir İskandinavyalı da  olabilir, olmayabilir de…”

Kaynak: www.nobelpreis.org/turkish/


Halikarnas Balıkçısı

Deniz edebiyatımızın ünlü hikâye ve romancısı Halikarnas Balıkçısı, manevî oğlu Şadan Gökovalı’ya şöyle vasiyet etmiştir:
“Sana şimdiden söylemiş olayım. Bodrum’a gömülmek istiyorum. Bittabi orayı çok sevdim. Hayli hizmetim de geçti. Belediyeye de yazmak istiyorum; ama sana söyleyeyim daha iyi.
Mindos kapısı tarafında bir yere gömsünler beni, yanımda Hatice’ye de (son eşi) bir yer ayırsınlar. Sakın mermer, beton filan istemem ha… Bir taş bulun, uzunca bir taş, yazısız. Onu dikin mezarımın başına. Falanca oğlu filancaymış, şu tarihte doğup şu tarihte ölmüşüm. Katiyen yazı istemiyorum, basit bir taş.
Eh bizim tekne su almaya başladı. Şatafatı da sevmem; tepelere, deniz gören yerlere gömülmem şart değil. Nasıl olsa yattığım yerden denizi seyredemem, denizi ruhumda yaşatıyor, gönül gözüyle her zaman görüyorum. Suat (oğlu) sık sık ziyaret edebilmeleri için İzmir’e gömmek istediklerini söylüyor. İstemem yahu.
Bodrum’u severim bilirsin. Beni ziyaret için çocuklar ara sıra da olsa gezmiş, hava almış olurlar. Zaten ben saygı duruşu isteyecek değilim ya. Balıkçı’ya bir merhaba yaraşır.”
Halikarnas Balıkçısı’nın son sözleri ise şunlar olmuştur: “Ah… Ne acı… Doğa en can alıcı noktada elimi kilitledi. Son söylemek istediklerimi yazamadım. Sanırım ki yolcuyum. Dünyaya bir merhaba deyip gideceğim… Burnuma çiçek kokuları geliyor… Açın açın pencereleri, son defa görmek istiyorum güneşi, son defa görmek istiyorum özgürlüğü. Merhaba çocuklar, merhaba dünya. Merhabaaa…”

Kaynak: www.mavi-yolculuk.com

 

ADNAN MENDERES

Adnan Menderes, 17 Eylül 1961’de pazar günü, idâm sehpasına götürmek üzere kendisini almaya gelen görevliye, oğlu Yüksel’e yazdığı vasiyetnâmeyi verdi.
Oğluna şöyle vasiyet ediyordu:
“Oğlum Yüksel’e!
Suret-i katiyyede etrafına inanmayacaksın, bankadan para alınmasına asla tavassut etmeyeceksin. Beşerî zaaflarım dışında benim suçlu olduğuma katiyen inanmayınız. Cesaretinizi hiç surette kaybetmeyiniz. İnandığın şeyi tahakkuk ettiremiyorsan, bir an için mevkiinden ayrıl. Benim mefkûrem olan millete ve vatanına varlığınla hizmet etmekten bârî olma. Ruhumla daima sizin yanınızda olacağım. Sizi şefkatle anıyorum.”
Menderes, elleri arkadan kelepçeli, hüküm özeti boynuna takılı, metin adımlarla idâm sehpasına giderken, son arzusunu soranlara şu cevabı verir:
“Hayata vedâ ettiğim şu anda, devlet ve millete ebedî saâdetler dilerim. Bu anda karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum!”
İlmik boynuna geçirilince son sözünü söyler:
“Hiç muğber(küskün) değilim! Evet, hiç iğbirar duymuyorum! (küskünlük, dargınlık duymuyorum…)

Kaynak: Burhan Bozgeyik, Meşhurların Son Anları, İstanbul 1995. s.346; Enver Durmuş, Yassıada’dan İmralı’ya, İstanbul. s.60; Şevket Süreyya Aydemir, Menderes’in Dramı, İstanbul 1989. s.504; Orhan Cemal Fersoy, Fatin Rüştü Zorlu, İstanbul 1979. s.321

 

ATATÜRK

Atatürk’ün 5 Eylül 1938 Perşembe günü Dolmabahçe Sarayı’nda yazdığı 28 Kasım 1938’de Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde açılan vasiyetnâmesi de şöyledir:
 “Mâlik olduğum bütün nukut ve hisse senetleriyle Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi’ne âtîdeki şartlarla terk ve vasiyet  ediyorum.
1) Nukut ve hisse senetleri şimdiki gibi İş Bankası tarafından nemâlandırılacaktır.
2) Her seneki nemadan bana nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça yaşadıkları müddetçe Makbule’ye ayda bin, Afet’e 800, Sabiha Gökçen’e 600, Ülkü’ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile’ye şimdilik 100’er lira verilecektir.
3) Sabiha Gökçen’e bir ev alınabilecek ayrıca para verilecektir.
4) Makbule’nin yaşadığı müddetçe Çankaya’da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.
5) İsmet İnönü’nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmâl için muhtaç oldukları yardım yapılacaktır.
6) Her sene nemadan mütebâki miktar yarı yarıya Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir.”

Kaynak: Atatürk’ün Vasiyetnâmesi, Aksu Aylık Kültür Sanat Dergisi, Yıl:1, Sayı:6, Kasım 1997

VICTOR HUGO

Fransa’nın en büyük şair ve yazarlarından, Romantizm’in babası Victor Hugo, ölümünden iki sene önce hazırladığı vasiyetnamesi şöyledir:
“Fakirlere, 50.000 frank bırakıyorum. Mezarlığa, fakirlere mahsus araba ile nakledilmek istiyorum. Hakkımda hiçbir kilisenin âyin yapmasını istemiyorum. Herkesin benim için dua etmesini temenni ediyorum. Allah’a inanıyorum…”

Kaynak: İbrahim Alâettin, Victor Hugo, İstanbul 1931. s.177-178; Hugo Mad., Meydan Larousse, C.6, İstanbul 1988. s.250; M. Türker Acaroğlu, En Ünlü Dünya Yazarları, İstanbul 1988. s.250
 

Hz. OSMAN

17 Temmuz 656’da Medine’de vefat eden üçüncü İslam halifesi Hz. Osman’ın özel sandığı açılmış ve şu vasiyetnâme bulunmuştur:
“Bir zorlukla karşılaştığında sabret! Çünkü hiçbir güçlük yoktur ki arkasından bir kolaylık gelmesin. Zamanındaki olayları yorumlamayan, gelecek günlerin neler getireceğini tahmin edemez.
Şu kimselere hep hayret ettim: Ölümü bildiği halde gülen, dünyanın geçici olduğunu bildiği halde dünya malına gönül bağlayan, cehennemde yanacağını bildiği halde günah işleyen, Cennetin sonsuz olduğunu bildiği halde ona hazırlanmayan, kaza ve kaderin Allah’tan  olduğunu bildiği halde kaçırdığı bir şey için üzülen.”

Kaynak: Büyüklerin Son Sözleri, Türkiye, 8 Ekim1997 Çarşamba

 
NEYZEN TEVFİK

Şiiri ve ney çalmaktaki hüneri kadar, derbeder yaşayışı ile de devrinin tanınmış hiciv ustalarından olan Neyzen Tevfik, bir gece iyice demlenmiş, şarkı söyleyerek kaldığı otele doğru giderken yolda karşılaştığı bir Yeşilaycı şöyle demiş: “Yine mi içtin? Yazık. Kendini harap ediyorsun. Bu gidişle çoğa kalmaz, ölürsün!” Neyzen de gülümseyerek şöyle cevap vermiş: “Ömür dediğimiz şey, içi su dolu bir fıçıya benzer. Bu suyu azar azar kullansan da bitecektir, hepsini birden boşaltsan da…”
Neyzen Tevfik, son arzularını şöyle belirtmiş: “Evimden doğru mezarlığa gitmek istiyorum. Bana otopsi filan yapmasınlar. Cenazeme çelenk göndermesinler…”
Kendisine evler, temiz yataklar yerine meyhaneleri, özellikle de tımarhaneleri mesken edinmiş olan Neyzen Tevfik, İstanbul’da Beşiktaş’ın Saman İskelesi’ndeki harap evinde, 28 Ocak 1953’te öldü. Kartal’daki aile mezarlığına gömüldü.

Kaynak: Hilmi Yücebaş, Neyzen Tevfik ve Şiirleri, İstanbul 1961 .s.95
Ergun Göze, Meşhurların Son Sözleri, İstanbul 1990. s.133

NAZIM HİKMET 

“Öldüğüme yanmam da nasıl olsa er geç öleceğiz. Beni buralarda gömerler ona yanarım” diyen Nazım Hikmet, Anadolu’da bir çınar ağacının dibine gömülmeyi vasiyet etmiştir:
“Anadolu’da
Bir köy mezarlığına gömün beni.
Ve de uyarına gelirse
Tepemde bir çınar olursa
Taş maş da istemez hani.”
Nazım Hikmet, ölmeden önce yazdığı vasiyetnâmede karısı Verâ’ya şöyle demiştir: “Verâcığım! İstanbul’a gemiyle gidebilseydik, kaptana, delicesine bir hızla sürmesini rica ederim. Memleketime varmadan mutluluktan ölmemek için… Ah Verâcığım, bir İstanbul’da olabilsem…”
Nazım Hikmet, 3 Haziran 1963’de Moskova’da öldü. Moskova’da Novi Deviçye (Kızlar Manastırı) Mezarlığı’nda yatmaktadır.

Kaynak: Yılmaz Çongar, Asker Yazarlarımız ve Ozanlarımız, Ankara 1998. s.166
Fazıl Bayraktar, Türk Aydınının Nazım Hikmet Paradoksu, Yeni Defne, Sayı:245, Ağustos 2002. s.10

 

Merzifonlu K.M. PAŞA

1683 Viyana Kuşatması’nda Kırım Hanı Murad Giray’ın ihânetine uğrayan Osmanlı ordusu, Viyana önlerinde bozulmuş ve geri çekilmek zorunda kalmıştı. Viyana yenilgisinin faturası Merzifonlu’ya çıkarılmıştı.
Ordu komutanı olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, yenilgi sonrası Belgrad’a gelerek bir mescidde, İstanbul’dan gelecek haberi beklemeye başladı. Bir süre sonra Bostancıbaşı Ahmet Ağa, kötü haberi getirdi. Padişah fermânı idamını emrediyordu.
Hiç soğukkanlılığını bozmadan iki rekat namaz kılan Merzifonlu, cellâda dönüp şu vasiyette bulundu: “Şöyle kıbleye karşı olsun. Bir hoşça vur. (Etrafında bulunan halıları göstererek) Bunları toplayıp kaldırın, kanımla kirlenmesin. Beytü’l-mâl’indir.”
Merzifonlu, odada bulunanları dışarı çıkardıktan sonra, ilmeği eli ile boynuna geçirdi. Ahmet Ağa’ya son sözlerini söyledi: “Hadi Ahmet Ağa, bizi duâlarından eksik etme, işini bitir.”

Kaynak: Fazilet Takvimi, 25 Aralık 2003; Necati Kotan, Tarih Fıkraları, İstanbul 1992. s.159-160.

 

CENGİZ HAN

Cengiz Han, 1227 yılında çıktığı Çin Seferi’nde hastalanmıştı.
Hastalığının yedinci günü Kansu’da ölen Cengiz Han’ın son arzuları şunlardır:
“Eh artık büyük rüya bitti ve bana da yol göründü.
Her günün bir gecesi vardır ve bir ışık sönecektir.
Taht üzerinde oturanlar da kuru tahtaya yaslananlar da günün birinde kuru bir kalıba dönecektir.
Ne mutlu o insanlara ki, kapanan günden ışık alırlar ve gecelerini aydınlatırlar.
Siz o mutlu kişilerden olup, benim ölümümden bir şeyler öğrenin.
Aranızda post kavgası olmasın, beni doğduğum Burhan Haldun dağlarına gömün!”

Kaynak: Necati Kotan, Tarih Fıkraları, İstanbul 1992. s.74

 

M. AKİF ERSOY

Mehmet Âkif Ersoy, 1935’te Mısır’da siroz hastalığına yakalanmış ve 1936 Haziranı’nda İstanbul’a dönmüştür. Allah’a kavuşacak olmanın bahtiyarlığı, toprağa götüreceği eserleri yazamamanın hasreti ile ölümü bekleyen Âkif’e, hasta yatağında sorarlar: “İstiklâl Marşı yeniden yazılır mı?” Mehmet Âkif, şu cevabı verir:
“O şiir bir daha yazılamaz! O’nu kimse yazamaz. O’nu ben de yazamam. O’nu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lâzım. Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın!”
Atatürk, Mehmet Âkif’ten Kur’ân’ı Türkçe’ye çevirmesini istemişti… İstemeyerek bu görevi üstlenen Âkif, yıllarca uğraşarak Türkçe’ye kazandırılmış en güzel tercümeyi oluşturdu. Fakat, tercüme ile ibâdet edilir korkusu veya tercümeyi mükemmel hâle getirmek endişesiyle, İstanbul’a son gelişinde O’nu bir Türk müderris dostuna bırakmış ve şöyle vasiyette bulunmuştur: “Eğer dönersem, tercümeyi tekrar gözden geçireceğim; dönmezsem, eseri yakın!”

Kaynak: Dr. M. Nejat Sefercioğlu, İstiklâl Marşı ve Mehmet Âkif, Yeni Defne, Sayı:204, Mart 1999. s.2; Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, İstanbul 1993. s.228

 

MİKELANJ

İtalyan Rönesansı’nın öncülerinden ressam, heykeltıraş, şâir ve mimar olan, “Dört ruhlu  adam” unvanı ile meşhur sanatçı Mikelanj, hiç evlenmemişti. Bir papaz arkadaşı, evlenmemesine, çalışmalarının ürününü ve ününü bırakacak çocukları olmamasına çok üzüldüğünü söyler. Mikelanj şu karşılığı verir: “Sanat bana fazlasıyla ‘eş’ oldu. Beni daima çalıştırdı, çabalattı. Geride bıraktığım eserlerim ise çocuklarımdır. Hiç bir değeri olmasa bile ben onlarda yaşarım.”
1549’da hastalanır ve son günlerinde    ölümün acısını derinden hisseder. Yatağında yatamayan Mikelanj, ölüm anına kadar elinde çekiç ve kalemi, sendeleyerek, ne yaptığını bilmeden çalışmıştır. Ölümünden birkaç saat önce yatağına yatırılan Mikelanj, vasiyetini söyler: “Ruhumu Allah’a, vücudumu toprağa ve malımı aileme…”  Mikelanj, ayrıca vatanı Floransa’da defnolunmak istediğini söylemişti. 18 Şubat 1564’te Roma’da 88 yaşında ölen Mikelanj’ın cenazesi, yeğeni Leonardo tarafından gizlice Floransa’ya götürülerek, Santa Croce’de toprağa verilmiştir.

Kaynak:  Namık İsmail, Mikelanj, İstanbul 1994. s.129; Ergun Göze, Meşhurların Son Sözleri, İstanbul 1990. s.131; 100 Büyük İnsan, İstanbul 1971. s.275; Yabancı Meşhur Adamlar, İstanbul 1956. s.241

 

SOKRATES

M.Ö. 399’da, devletin tanrılarına inanmadığı ve şehrin gençlerine zararlı fikirler aşıladığı gerekçe gösterilerek mahkemeye verilen ahlak felsefesinin kurucusu Sokrates, mahkemede kendini mertçe savunmuş ancak zehir içerek ölüme mahkûm edilmiştir. Kendisini asmak isteyen Atinalılar’a şöyle seslenmiştir: “Bilin ki, iyi bir insana yaşarken de öldükten sonra da hiçbir kötülük gelmez. Tanrı korur onu. Artık ayrılık zamanı geldi. Haydi! Ben ölmeye, sizler de yaşamaya… Hangisinin daha iyi olduğunu ancak Allah bilir!” Sokrates, akşam üzeri güneş batarken son kez, karısı ve çocuklarıyla görüştürülmüş, sonra beklenen zamanın geldiğini söyleyerek karısını ve çocuklarını göndermiştir…
“Bin kez ölmek zorunda olsam da tuttuğum yolu asla değiştirmem” diyen Sokrates, zehri uşaktan alır, durmadan bir dikişte içer. Etrafında bulunan öğrencileri, dostları ağlamaya başlayınca şöyle seslenir: “Ne yapıyorsunuz dostlar? Amma tuhafmışsınız ha! Ben kadınları böyle ölçüsüzlükler yapabilirler diye yollamıştım. Sakin olunuz, metanetinizi bozmayınız!”

Kaynak: Vecihi Timuroğlu, İnançları Uğruna Öldürülenler, Ankara 1992. s.43; Tuncel Altınköprü, Sokrates ve Savunması Üstüne, Yeni Defne, Sayı:232, Temmuz 2001. s.32

ÇELEBİ MEHMET 

Beşinci Osmanlı hükümdarı ve Yıldırım Bayezid’in üçüncü oğlu Çelebi Mehmet, Osmanlı Devleti’nin sıkıntılı bir döneminde başa geçmişti. Fetret devrindeki olaylar padişahın sağlığının bozulmasına ve onun genç yaşta ölmesine neden olmuştu.  Çelebi Mehmet bir gün çevresindekilere şöyle demiş: “Çocuk yaşım içinde bunca belâlar kim ben çektim, kimseler  çekmemiştir.” I. Mehmet, ölüm döşeğinde veziri Beyazıt Paşa’yı çağırıp, beş oğlu içinde Murat’ın kendisinden sonra tahta geçmesini vasiyet ettikten sonra, son arzularını şöyle belirtmişti: “Tiz ulu oğlum Murad’ı getirin. Ben hod bu döşekten kurtulamazam, Murad gelmeden ölürsem memleket karışır, tedârikli bulunun, ölümümü duyurmayın!..”
I. Mehmet, henüz 34 yaşındayken attan düştü ve felç oldu. 1421 yılında Edirne’de öldü. Cenazesi Bursa’ya götürülerek, Yeşil Türbe’ye gömüldü. Amasya Valisi olan veliaht Murad gelinceye kadar ölümü kırk bir gün gizlenen Çelebi Mehmet, Osmanlı hânedanında ölümü gizlenen ilk hükümdardır…

Kaynak: Ergun Göze, Meşhurların Son Sözleri, İstanbul 1990. s.20; Necati Kotan, Tarih Fıkraları, İstanbul 1992. s.92)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız