Japonya’dan Mistik Hikayeler 2

0
340

700 yıl kadar önce Japonya’da Akamagaseki şehrindeki Shimonoseki Boğazı’nın girişinde Taira da denen Heike kabilesi ve Genji, diğer adı ile Minamoto kabilesi son savaşlarını yaparlar. Heike kabilesine ait gemilerin çoğu batırılır ve yakılır. Kadın ve çocuklar da dahil olmak üzere tüm halk öldürülür. Bu arada Heike kabilesinin imparatoru da feci bir şekilde katledilir.
O günden sonra da o deniz ve kıyısı, hayaletlerin uğrak yeri olur. Bugün yörede Heike adı verilen yengeçlerin sırt kabuklarında insan yüzü şekli görülebilir. Civarda oturanlar da, bu yengeçlerin Heike savaşçılarının ruhlarını taşıdığına inanırlar. Denizde ve kıyı bölgede, bugün bile çok garip olayların görüldüğü söylenir. Karanlık gecelerde binlerce hayalet alev, kıyı boyunca belirir; denize doğru ilerler ve suyun üzerinde uçuşurlar. Bu alevlere o yörede yaşayan balıkçılar Japonca ‘Oni bi’, yani şeytan alevi derler ve onları görmeyen balıkçı hemen hemen yoktur. Rüzgarlı …

 

PETEK KİTAMURA
petekkitamura@yahoo.com

 

700 yıl kadar önce Japonya’da Akamagaseki şehrindeki Shimonoseki Boğazı’nın girişinde Taira da denen Heike kabilesi ve Genji, diğer adı ile Minamoto kabilesi son savaşlarını yaparlar. Heike kabilesine ait gemilerin çoğu batırılır ve yakılır. Kadın ve çocuklar da dahil olmak üzere tüm halk öldürülür. Bu arada Heike kabilesinin imparatoru da feci bir şekilde katledilir.
O günden sonra da o deniz ve kıyısı, hayaletlerin uğrak yeri olur. Bugün yörede Heike adı verilen yengeçlerin sırt kabuklarında insan yüzü şekli görülebilir. Civarda oturanlar da, bu yengeçlerin Heike savaşçılarının ruhlarını taşıdığına inanırlar. Denizde ve kıyı bölgede, bugün bile çok garip olayların görüldüğü söylenir. Karanlık gecelerde binlerce hayalet alev, kıyı boyunca belirir; denize doğru ilerler ve suyun üzerinde uçuşurlar. Bu alevlere o yörede yaşayan balıkçılar Japonca ‘Oni bi’, yani şeytan alevi derler ve onları görmeyen balıkçı hemen hemen yoktur. Rüzgarlı gecelerde ise denizden gelen savaşçı çığlıkları duyulur.

Kulaksız Hoichi’nin Hikayesi
Birkaç yüzyıl önce Akamagaseki şehrinde Hoichi isimli kör bir adam yaşarmış. Bu adam eski bir Japon çalgısı olan Biwa’yı o kadar güzel çalarmış ki, Heike ve Genji kabilelerinin savaş hikayesinin şarkısını çalıp söylerken, onu dinleyen şeytan ve cinler bile dayanamaz, ağlarlarmış. Sahilde Heikeler için yapılan tapınağın başrahibi, onu bir gün tapınaklarına davet etmiş. Hoichi’nin şarkılarından ve müzikten o kadar etkilenmiş ki, kendileriyle beraber tapınakta yaşamasını ve törenlerde müzik eşliğinde rahiplere yardımcı olmasını istemiş. Hoichi bu teklifi zevkle kabul etmiş ve rahiplerle beraber kıyıdaki tapınakta yaşamaya başlamış.
Bir gece başrahip ve yardımcıları, ölen tapınak üyelerinden birinin cenaze merasimi için tapınaktan ayrılmışlar. Hoichi, tapınakta yalnız kalmış. Çok sıcak bir gece olduğu için uymadan önce balkona çıkmış ve biraz serinlemek istemiş. Ancak bahçeden birisinin kendisine doğru hızla gelip, tam önünde durduğunu hissetmiş. Bu kişi tok bir samuray sesi ile ‘Hoichi’ diye seslenmiş. Hoichi korku ile ‘Ben körüm, sizi göremiyorum.’ demiş. Adam ona korkmamasını söyledikten sonra, asil efendisinin soylu arkadaşları ile birlikte o şehri ziyarete geldiklerini, Hoichi’nin ününü duyduklarını ve onu dinlemeyi çok arzu ettiklerini belirtmiş. “Biwanızı alıp benimle gelirseniz, sizi onlara götürmek istiyorum.” demiş.
O günlerde samuraylara kolay kolay hayır denmezmiş. Hoichi, biwasını eline almış ve yabancının peşi sıra yola çıkmış. Samurayın arada sırada yol göstermek için tuttuğu eli, demir gibi sert ve soğukmuş. Büyük kapılardan geçmişler, merdivenler tırmanmışlar. Hoichi bu şehirde öyle yerler olduğunu hiç bilmiyormuş. Kale gibi bir yere gelmişler, tekrar birçok kapıdan geçtikten sonra bir hanım onları karşılamış, Hoichi’yi ipek yastıkların üzerine oturtmuş. Konuşmalara bakılırsa, odanın kalabalık ve oturanların hepsinin soylu kişiler olduğu belliymiş.
Hoichi’den Heike ve Genji kabilelerinin savaş hikayesini çalıp söylemesini istemişler. O da biwasını eline alıp şarkıyı söylemeye başlamış. Biwa ile kadın, çocuk ve askerlerin korku ile karışık acı çığlıklarını, savaş seslerini çok hünerli bir şekilde çıkartıyormuş. Dinleyen herkes ona hayran kalmış. Şarkı bittikten sonra, onu içeri buyur eden kadın kendisini kapıya kadar geçirip yolcu etmiş. “Soylu efendimiz burada daha 6 gece kalacak, lütfen her gece gelin ve ona çalıp söyleyin. Sizi çok beğendi.” demiş. Ayrıca bu ziyaretlerinden hiç kimseye söz etmemesini istemiş. O gece rahipler onun yokluğunu fark etmemişler. Hoichi gece yarısı tapınağa döndüğünde, yavaşça odasına süzülmüş ve yatmış. O gece olanları da kimseye anlatmamış.
Ertesi gece samuray tekrar onu almaya gelmiş. Hoichi, soylu efendiler için o gece de çok güzel çalıp söylemiş. Ancak bu sefer onun yokluğunu baş rahip fark etmiş ve sabah kalktıklarında “Gece kör bir insanın yalnız başına dolaşması tehlikeli olabilir. Nereye gittin?” diye sormuş. Hoichi, “Özür dilerim, özel bir görevim vardı.” demiş. Rahip gizli bir şeyler döndüğünü anlamış ve hayaletlerin Hoichi’yi rahatsız edebileceğini düşünmüş. O gece kör adamı takip etmesi için bir nöbetçi görevlendirmiş.
Üçüncü gece Hoichi yola çıktığında, rahibin görevlendirdiği nöbetçi onu gizlice takip etmiş. Hava çok karanlık, yağmurlu ve fırtınalıymış; göz gözü görmüyormuş. Hoichi kör bir adamdan beklenmeyecek hızda yürüdüğü için nöbetçi bir ara onu kaybetmiş. Çevredeki evlere sormuş; ama Hoichi hiçbir yerde yokmuş. Nöbetçi onu bulamayınca çaresiz tapınağa kestirme olan sahil yolundan geri dönmeye karar vermiş ve tam mezarlığın yakınından geçerken biwa ve Hoichi’nin şarkı söyleyen sesini duymuş. Hoichi, Heike kabilesinin imparatorunun mezarının yanında oturuyor, sağanak yağmurun altında Heike ve Genji kabilelerinin savaş hikayesini çalıp söylüyormuş. Çevredeki bütün mezarlardan, o güne kadar görülmemiş büyüklükte ve çoklukta hayalet alevler yükseliyormuş.
Nöbetçi korku içinde “Hoichi, seni büyülemişler, hemen buraya geri gel.” dese de Hoichi adamın sesini duymamış. Nöbetçi onu çekerek tapınağa geri getirmiş. Rahip Hoichi’den olanları anlatmasını istemiş. O da çaresiz kalarak her şeyi anlatmış bir bir. Rahip ona “Zavallı arkadaşım, büyük tehlike içindesin. Ölümün çağrısından başka gördüklerinin hepsi hayaldi.” demiş. Hayaletlerin çağrısına uymakla kendini onların eline bıraktığını, ziyaretlerine devam ederse onu sonunda parçalayıp yok edeceklerini söylemiş. O gece rahibin önemli başka bir işi olduğundan Hoichi ile kalamayacakmış; ama onun bütün vücudunu, kendisini hayaletlerden koruyacağına inandığı kutsal kağıtlarla donatmış. “Bu gece gelirlerse sakın onlarla gitme, konuşma ve sakin bir şekilde odanda otur.” demiş. Hoichi bunu başarabilirse hayaletler artık onu rahatsız etmezlermiş.
Gece Hoichi odasında sessiz otururken, samurayın bahçeden gelen ayak seslerini duymuş ve irkilmiş. Samuray az sonra yanına gelip ‘Hoichi’ diye seslenmiş, Hoichi cevap vermemiş. Bu birçok kez tekrarlanmış. Hoichi’nin kalbi göğsünden çıkacak gibi hızlı hızlı çarpıyor, korkudan tir tir titriyormuş. Samuray Hoichi’nin cevap vermemesine çok sinirlenmiş, “Demek bu kulaklar benim sesimi duymuyor, o zaman onları alacağım.” demiş. Hoichi demir soğukluğundaki parmakları ve de dayanılmaz acıyı kulaklarında hissetmiş; ama gene sesini çıkartmamış. Samuray bir müddet sonra orayı terk etmiş. Hoichi kulaklarından damlayan kanı hissediyormuş; fakat elini bile kaldırmadan sakin meditasyon durumunda kalmış. Güneş doğmadan rahipler geri dönmüşler. Hoichi’yi kulaklarından kanlar akar vaziyette bulmuşlar. Hoichi’nin kulakları yokmuş artık. Rahipler gitmeden onun tüm bedenini kutsal kağıtlarla sardıkları halde, yalnızca kulaklarını sarmayı unuttuklarını fark etmişler. Hoichi kulaklarını kaybetse de, hayaletlerin elinden tamamen kurtulmuş.
Hikaye kulaktan kulağa yayılmış; Hoichi o yörede çok meşhur olmuş. Biwa çalışını ve şarkılarını dinlemek için uzak diyarlardan birçok soylu kişi o şehre geliyormuş. Artık Hoichi zengin bir adammış; ama tapınakta rahip arkadaşları ile yaşamaya devam etmiş ve kazandığı tüm parayı o yörede yaşayanlarla bölüşmüş. Kulaksız Hoichi olarak ünü bu günlere kadar gelmiş.

Tottoro’nun Babayan’ı
Bu hikaye Japonya’da Miyazaki eyaletinin kuzeyinde bulunan Nobeoka şehrinde gerçekten yaşanmış. Tottoro’ya, odunun ruhu olan bir karakter olarak pek çok çizgi filmde rastlanır. Nobeoka şehrinde, ‘dağ üstünde dağ’ manasına gelir. Şamanların kendilerini eğitip yetiştirdikleri mağaralara da bu ad verilir. Babayan, yaşlı kadın anlamına gelir. Nobeokalılar için, ‘Tottoro’nun Babayan’ı, ruhlarla konuşabilen yaşlı kadın demektir.
Yıllar önce Nobeoka’daki bir eve, yaşlı bir kadın gelmiş ve “Ben Tottoro’nun Babayan’ıyım, rehber ruhlarım benim buraya gelmemi ve sizlerle yaşamamı istedi.” demiş. Tottoro’nun Babayan’ı daima kadınlardan olurmuş, ve o yöre halkı için, Tottoro’nun Babayanı’nın bu şekilde bir eve gelmesi normalmiş. Bu tip ruhsal varlıklar geçmişlerini hiç anlatmazlar ve ev halkı da onlara bir şey sormazmış. Evin sahibi, yaşlı kadına güzel bir oda hazırlamış, ona her gün en güzel yemekler pişirip ikram etmiş ve böylece yaşlı kadın onlarla beraber yaşamaya başlamış. Bunun karşılığında Tottoro’nun Babayan’ı o evi ve orada yaşayanları kötülüklerden korumuş, ruhsal gücünü onların iyiliği için kullanmış. Tottoro’nun Babayanı’nın o evde yaşadığını öğrenen Nobeoka’lılar, problemleri olduğunda, hastalıklarda, düğünlerde gelip ondan yardım isterlermiş. Doktor hastasını ameliyat etmek istediğinde, hasta ameliyat olmadan önce ona danışıyorlar, o ne derse onu yapıyorlarmış. Evliliklerde de ona danışmadan karar vermiyorlarmış. Yaşlı kadın aldığı ruhsal tebliğlerle, onlara daima en iyi yolu gösteriyormuş.
Bir gün bir adam arkadaşını ziyarete gitmiş ve dönüşte ayağı burkulmuş. Topallaya topallaya Tottoro’nun Babayanı’nn yanına koşmuş ve kendisinden şifa istemiş. Yaşlı kadın hiç tanımadığı halde, hemen adamın arkadaşının ismini söyleyip, “Ona mı gittin?” demiş. Dua etmiş ve adamın ayağını düzelmiş. Arkadaşının onu kıskandığını ve farkına varmadan negatif enerji gönderdiğini söylemiş. Bu enerji, adamın ayağının burkulmasına neden olmuş.
Sonunda yaşlı kadın ölmüş. Son gününe kadar kadının hiçbir akrabası, tanıdığı çıkmamış. Cenazeye de onu eskiden beri tanıyan biri gelmemiş. Sanki yaşlı kadının hayatı, misafir olduğu ve yaşadığı o aile ile başlamış. Cenaze töreninin üzerinden az bir zaman geçmiş ki, eve başka bir yaşlı kadın gelmiş ve Tottoro’nun Babayan’ı olduğunu söyleyip onlarla beraber yaşamaya başlamış. Aile bu yaşlı kadını da saygıyla aralarına kabul etmiş ve ona evlerinde oda vermişler. Bu olay asırlar boyu o ailede devam etmiş ve bugünde aynı ailede bir Tottoro’nun Babayan’ı yaşıyormuş. Evin genç kızı evleneceğinde aile bireyleri yaşlı kadına danışmasını istemişler. Genç kız kimseye sormayıp kendi kendine karar vermeyi tercih etmiş. Ama biliyormuş ki her ne yaparsa yapsın, nereye giderse gitsin, Tottoro’nun Babayan’ı onu kötülüklerden koruyup kollayacak, yaşlı kadının ruhsal varlığı, kızla devamlı beraber olacakmış.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız