Var Olmanın Işığında Kendini Bilmek

0
467

Selçuk ALKAN

İnsanoğlu niçin bu dünyaya gelmiştir? Dünyaya gönderilmesinin amacı nedir? Var oluşunun gerçeği nedir? İnsanoğlu nereden gelip nereye gitmekte? Kendinin dünyaya gönderiliş nedeni ve sahip olduğu birtakım potansiyelleri nedir? Bu potansiyellerinin farkında mıdır? Meziyetlerini bilmekte midir? Kullanabilmekte midir? Kullanıyorsa ne için, nasıl, hangi amaçlarla kullanmaktadır? Kullandığı meziyetler kendisine olduğu kadar topluma neler verebilmektedir? Kendisine ve topluma verebildiği şeyler pozitif yönde etkili midir? Acaba insanoğlu var oluş görevlerini bilmekte midir ve kendini gerçekten tanımakta mıdır?

Bir rubaisinde Mevlana şöyle diyor:

“Sen kendini tanımadığından dolayı neşelenmedin, huzura kavuşmadın. Eğer kendini tanısaydın, sende Kim’in misafir olduğunu bilirdin; memnuniyetsizlik, huzursuzluk denilen şeyler sana bir daha gelmezdi.”

Öyle diyor ya Yunus:

İlim, ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir…

İlmi bilmek gerekiyor; bununla birlikte kendimizi tanıyıp bilecek ve evreni tanıyabilecek, olayların diliyle evrenden gelen mesajları ve sevgiyi alabilecek kadar uyanık olmak gerekiyor.

Böylece Sevginin Asıl Kaynağı’ndan alacağımız güçle, çevremize, birçok kapıyı açan sevgi anahtarını dağıtabilelim. Ancak kendimizi iyi tanıyabilirsek insanları daha iyi tanıyacağız ve kendimizi bilmekle “Rabbimizi” de “Haddimizi” de bilmek durumunda olacağız.

Sokrates, asırlar öncesinden, “Kendini Bil!” diye sesleniyor ve kendimizi anlamlandırabildiğimiz oranda evreni anlamlandırabileceğimizden bahsediyor. “ Biz kimiz? “ sorusunun yanıtını aramaktan söz ediyor. İmam Rabbani ise yine zamanların ötesinden sesleniyor: “Kendinden haberi olmayanın, şundan bundan haber vermeye gücü yeter mi?”, diye…

Evreni tanımaya çalışırken kendimizi tanıma konusunda, kendi sırlarımızı ne derece çözebiliyoruz? Taşıdığımız değerlerin, emanetin ve sırların ne kadar farkındayız? Kendimizi tanımak, sorgulamak ve kendimizle ilgili bilinmezleri keşfetmek bakımından ne kadar başarılıyız? Kendimizi bilmek, maddi olduğu kadar manevi açıdan kendimizi tüm varlığımızla tanıyabilmek, niçin bu dünyada bulunduğumuzun, nereden gelip nereye gittiğimizin, noksanlarımızın nasıl giderilebileceğinin, bir insan olarak ne gibi görev ve sorumluluklarımızın olduğunun cevabını bulabilmek açısından önem taşımaktadır.

Büyük âlim Gazali öyle diyor ya: “Sana senden yakın hiçbir şey yoktur. Kendini bilmezsen başkalarını nasıl bilirsin?”

Kendini bilmek, kendi üzerine derin düşünmek ile olur. Bu durumda, kendi üzerine derin düşünemeyen kendini tam olarak bilemez, keşfedemez. Kendini bilemeyen diğer insanları da bilemez; evreni ve onu bize sunan Evrenin Sahibini de bilemez. Kendini bilmek üzere yola koyulan kişi, evreni bilmenin yolunu açmış demektir. Kendini bilen ve bilmek için çaba harcayan insan, kendini, âlemin bir kitabı olarak okuyabilendir. Burada dikkat edilmesi gereken ve yapılması gereken şey, bu kitabın sadece dışını değil, içini de okuyabilmektir.

Kâinatın özü olan kendimizi de, sayfalarımızı açarak okuyabilsek ne sürprizlerle karşılaşacağız kim bilir… Ve bu kitabın içerisine daldıkça mutluluğun asıl kaynağına ulaşmada önemli mesafeler kat edeceğiz demektir. Bir insanda göründüğünden fazlası vardır.

Muhammed İkbal, kendini tanımayı ne güzel tasvir etmiş:

“Göğsünün içinde yıldızları aşıp geçecek bir yol vardır. Lakin sen kendini tanımıyorsun. Bir kere de tohum gibi gözlerini aç ki, yerin altından, bir fidan olup yükselesin.”

“Ezel sırlarını mı öğrenmek istiyorsun? Kendine iyice bak! Tek de sensin, çok da… Gizli de sensin, aşikâr da…”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız