Yaban(ileşme)cılaşma Ağına Düşen Bireyler

0
372

Samet   isminde bir genç vardı bir zamanlar. En büyük zevki televizyon izlemekti. Yabancı filmlerden çok hoşlanıyor, sabahlara kadar bilim kurgu filmleri izliyordu. Henüz ergenlik dönemine yeni girmiş olan Samet, çok etkileniyordu yabancı filmlerden.
Bir gün, film izlerken kendi yaşlarında bir gencin burnunun tam ortasından geçmiş bir hızma gördü. Tıpkı ayılara takılan hızma gibi… Çok hoşuna gitti o hızma genç çocuğun. Hemen ertesi gün kendi burnuna da taktırdı. İnanıyordu ki artık arkadaşları arasında farklı bir yere sahipti. Çünkü sokaktayken herkes ona bakıyordu. Kibirlenmeye başladı. Annesini babasını tanımaz oldu. Gel zaman git zaman, gece saat 3 sularında izlediği bir filmde, viski diye bir içecek duydu. Gördü ki kızlar ve erkekler …

 

Ender Saka  
esatiz@hotmail.com
www.endersaka.com

 

Samet   isminde bir genç vardı bir zamanlar. En büyük zevki televizyon izlemekti. Yabancı filmlerden çok hoşlanıyor, sabahlara kadar bilim kurgu filmleri izliyordu. Henüz ergenlik dönemine yeni girmiş olan Samet, çok etkileniyordu yabancı filmlerden.

Bir gün, film izlerken kendi yaşlarında bir gencin burnunun tam ortasından geçmiş bir hızma gördü. Tıpkı ayılara takılan hızma gibi… Çok hoşuna gitti o hızma genç çocuğun. Hemen ertesi gün kendi burnuna da taktırdı. İnanıyordu ki artık arkadaşları arasında farklı bir yere sahipti. Çünkü sokaktayken herkes ona bakıyordu. Kibirlenmeye başladı. Annesini babasını tanımaz oldu.

Gel zaman git zaman, gece saat 3 sularında izlediği bir filmde, viski diye bir içecek duydu. Gördü ki kızlar ve erkeler ondan içiyor ve ardından da kahkahalarla gülüyorlardı. Bunu içen genç kızlar kendilerinden geçiyor, yanlarındaki erkeklerle çılgınca dans ediyorlardı. Bu durum genç Samet'in çok hoşuna gitti. Ertesi gün cebindeki harçlıklarla ismini yeni duyduğu viski denen içecekten bir şişe aldı kendine. Eve gitti, içmeye başladı. Tadı hoşuna gitmedi ama sırf televizyondaki Avrupalı gençler içiyor diye o da içti ve bütün şişeyi bitirdi o akşam. Gel zaman git zaman, yine bir gece yabancı bir film izlerken orada beyaz bir toz gördü. İsmine uyuşturucu diyorlardı. Herkes sırayla bu tozu içine çekiyor ve kahkahalar atıyordu. Samet, gençleri kendinden geçiren toza hayran kaldı. O gece, gördüğü o tozu düşünmekten uyuyamadı bile. "Acaba o mucize beyaz tozu nereden bulabilirim?" diye düşündü tüm gece. Gün ağardığında çıktı yola. Okula gitmedi. Toz aramaya gitti. Akşama kadar araştırdıktan sonra akşamüzeri bir arkadaşından buldu nihayet. Sevgilisini de koluna takarak evine gitti genç Samet. Sevgilisine de o tozu ballandıra ballandıra anlattı. Ardından sırayla çektiler içlerine. İkisinin de başı dönmeye başladı. Sonrasında kahkahaları patlattılar. Bu yaklaşık bir ay boyunca sürdü. Durum, artık kabak tadı vermeye başladı. Daha fazla toz alarak, daha fazla haz almak lazımdı. Yaptılar da zaten. O gece ikisi de hiç çekmedikleri kadar toz çektiler içlerine. Sabah oldu. Gazetelerde, "Aşırı derecede uyuşturucu alan iki genç dün gece evlerinde ölü bulundu." yazıyordu.

Özendiğin Şeye Dikkat Et, Özüne Dön

Sence, her geçen gün insanlar iyiye doğru mu gidiyorlar yoksa kötüye doğru mu? Bence kötüye doğru… Bunun en önemli nedenlerinden biri yabancılaşmadır. Avrupa'ya, Amerika'ya özentidir. Onların yaşadığı, son derece yoz hayatı yaşamaya çalışmamızdır. Anne babaya saygı yok, sevgi yok. Arkadaşlarımıza, büyüklerimize saygımız kalmamış. Her şeyden önemlisi kendimize saygımız yitik. Batı özenlisi içinde dükkânlarımıza, şirketlerimize yabancı isimler veriyoruz. Güya kendimizi gelişmiş gibi görüyoruz. Bak şimdi, gelişimin üç aşaması vardır: Çocukluk, gençlik ve yaşlılık. Yaşlılıktan sonrası ölümdür, batılılar şu an yaşlı bir insan gibiler. Sadece nefes alabiliyorlar, o nefesi de zaten ekonomilerinin düzgün olması sayesinde alıyorlar. Biz kültürümüzle, insanlığımızla, zekâmızla şu an genç bir insan gibi dinç ve güçlüyüz. Her şeye gücümüz yeter.

Gözümüz göre göre yozlaşmayalım. Değişim ve gelişim kavramlarını birbirine karıştırmayalım. İstanbul kişinin gelişim basamaklarına şehir bazında güzel bir örnek… Bir zamanlar "Büyükşehir" diyorlardı. Ben onu çocukluk dönemi diye adlandırıyorum, insanları tertemizdi. Havası, suyu da… Saygı, sevgi vardı. Suç oranı yüksek değildi.

Sonra ismine "metropol" dediler. Ben bunu gençlik dönemi diye nitelendiriyorum. Gücün, güzelliğin, üretimin olduğu bir dönem… İnsanlarda saygı var, sevgi var. Ana babayı tanıma var. Her türlü imkân var. Nüfusu fazla değil. Alt yapı sorunu yok, işsizlik yok; suç işleme oranı, eğitim seviyesi iyileştiği için düşük. Şu anda da trajikomik bir ifadeyle "mega köy" diyorlar, iyi mi? Yani yaşlı insan, ölümü yaklaşmış insan, hastalıkları artmış insan… Yaraları zor iyileşen insan…

İnsanlarında saygı kalmamış, sevgi kalmamış. Avrupa'ya özenilerek eğlence kültürü diye bir kültür geliştirilmiş, ne akla hizmetse? Nüfus artmış, buna bağlı olarak suç işleme oranı rekora doğru emin adımlarla ilerliyor. Alt yapı sorunu diye bir sorun çıkmış ortaya. Bunların sonu ne olacak, tasarlamaya hayal gücüm yetmiyor.

Dostum, örnek aldığın kişilere dikkat et. Acaba sen örnek alınacak birilerine mi özeniyorsun? Senin "Eğlence kültürü" diye bir kültürün olamaz. Gece kulüplerine gidip, fıçı gibi içkiyle dolup ardından trafiğe çıkarak insan öldüren zihniyeti hiçbir mantık kabul edemez. Sen de onlar gibi olmak istiyorsan, onları örnek al. İleride bir gün çocuğunu bir sarhoşun arabayla ezmesini istiyorsan devam et. Doğru yoldasın. Senin örnek aldığın insanlar, bir zamanlar Osmanlı Devleti'ne, yani bir Türk'ün devletine "hasta adam" ismini takmışlardı. Şimdi sen, kimin hasta olduğunu benden daha iyi biliyorsun. Sana sesimi çıkarmayacağım. Madem ki ölmek istiyorsun, sen de hasta ol. Durma hadi!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız