Duygusal Kölelik ve Kendinin Efendisi Olmak

0
748

Kendinin Efendisi’ olmak ile ‘köle olmak’ arasında bir fark vardır. Bazı insanlar ilerledikçe yoldan çıkarlar. Jilliam Sawers’ın dediği gibi aslında birer ‘ruhsal varlık’ olarak hiçbir şeye ihtiyacımız yok. ‘Sizin tek ihtiyacınız sevgidir’ der bir şarkıda; oysa aslında ‘Siz sevgisiniz!’ Kimseden sevgi dilenmenize gerek yok. Yalnızca onu içinizde deneyimleyip dışarıya yaymanız, ifade etmeniz yeterlidir.
Kendinin Efendisi Olmanın Beş Özelliği
1. Kendini Bir Şeyle, Bir İnsanla Özdeşleştirmemek
Özdeşleşmemek. ‘Buna ihtiyacım yok’, ‘Ben bu değilim’ demek. Yoksa benim kimliğim dostlara, arkadaşlara bağlanır. Ait olma durumuna bir son vermeliyim. Böylece herkesin dostluğundan zevk duyar hale gelirim.

 

 

CENGİZ ERENGİL
cengiz@cengizerengil.net

 

Kendinin Efendisi’ olmak ile ‘köle olmak’ arasında bir fark vardır. Bazı insanlar ilerledikçe yoldan çıkarlar. Jilliam Sawers’ın dediği gibi aslında birer ‘ruhsal varlık’ olarak hiçbir şeye ihtiyacımız yok. ‘Sizin tek ihtiyacınız sevgidir’ der bir şarkıda; oysa aslında ‘Siz sevgisiniz!’ Kimseden sevgi dilenmenize gerek yok. Yalnızca onu içinizde deneyimleyip dışarıya yaymanız, ifade etmeniz yeterlidir.

Kendinin Efendisi Olmanın Beş Özelliği

1. Kendini Bir Şeyle, Bir İnsanla Özdeşleştirmemek

Özdeşleşmemek. ‘Buna ihtiyacım yok’, ‘Ben bu değilim’ demek. Yoksa benim kimliğim dostlara, arkadaşlara bağlanır. Ait olma durumuna bir son vermeliyim. Böylece herkesin dostluğundan zevk duyar hale gelirim. ‘Ben meditasyonu düzenli yapan biriyim’ dersem, yalnızca benim gibi ruhsal çalışmalar yapan insanlarla beraber olmaktan hoşlanırım. Eğer ‘Ben sadece elit insanlarla görüşürüm’ diyen bir zenginsem, kendim gibi olanlarla birlikte olmaktan hoşlanırım ve ötekilerden sıkılırım.

Bir şeye ya da kişiye bağlanmak, bir markete girip bir soğana tutulmak gibidir. Aslında o soğanı elinizden bıraksanız, başka bir şeyi, mesela muzu alabilirsiniz.

Sınırlı kimliklerinizden kurtuldukça, her yerde ve herkesle birlikte olmaktan zevk alabilen birisi olursunuz. Benzer ihtiyaçları var insanların, benzer deneyimleri var. Böyle topluluklarda konuşurken, daha önce onları görmüşüm gibi geliyor.

Yaşantılarımızdan konuştuğumuzda, farklı ülkelerden geldiğimiz unutuluyor. Sık sık yanıma birileri gelir ve bana ‘Sizi daha önce görmüştüm’ derler. Havaalanlarında yanıma gelip, ‘Nasılsın, aynı mahallede oturuyoruz!’ diyenler var. Demek ki insanlara tanıdık gelen bir yüzüm var. Seri üretilmiş yüzler gibi… Sınırlarınızdan, kimliklerinizden kurtulma çalışması yaparsanız daha evrensel hale gelirsiniz.

Kendilerini iyi hisseden insanlar, kalabalık karşısında daha iyi konuşurlar. Onlarda korku duygusu yoktur. Korku insanı bloke eder. Korkularımızdan ve maskelerimizden kurtulmalıyız.

Bazı insanlar kendilerini bana yakın hissediyorlar. Bu vibrasyonla, ruhun yaydığı titreşimle ve onun kalitesiyle ilgili bir şeydir. Sınırlı kimliklerimizden, bağlanmalarımızdan, korkularımızdan, egomuzdan kurtuldukça yaşamımız daha zenginleşir.

2. Bağlanmalardan Kurtulmak ya da Kimlik Ötesi
Eğer kendinizi hiçbir şeyle, hiçbir kimseyle özdeşleştirmezseniz, gerçekten bunu başarabilirseniz, doğal olarak bağlanmalardan kurtulabilirsiniz.

3. Ayırt Etmek
Ayırt etme gücünüzü kullanabilirseniz, her şeyi açıklık içinde görebilirsiniz. Duygusal anlarımızda bu gücü tam kullanamayız. Bu yüzden, duygularınızla karar vermeyin. Benim bir arkadaşım boşandı (erkekti). Vejetaryen olmak istiyordu, meditasyon yapmak istiyordu. Karısı ise istemiyordu. Değerleri farklıydı. Rol yapmaya fazla dayanamamıştı.

4. Doğru Karar Verebilmek
Ne istediğini bilerek doğru adım atmak, seçimlerinde aklına da kabine de ters düşmemek kendinin efendisi olmanın en önemli kurallarındandır. Bunun için öncelikle siz sizi bilmelisiniz.

5. Kararlılık
Bir kararımızdan dönersek, arzular ortaya çıkar. Öfke, kıskançlık, arzu fırtınaları içinde buluruz kendimizi. Her şey ortalıkta savruluyorsa, ‘karar vermek’ için en kötü zamandır. Ne yapmalı? Fırtına geliyorsa ve biz küçük bir teknenin içindeysek ne yapmalıyız? Birçok insan benzin dolu bir tekneyle, fırtınanın dışına kaçmayı düşünür. Fakat teknemiz hızlı değilse?
Bu konuda örnek olarak anlatılan gerçek bir hikaye var. Kaptanı Türk olan bir Norveç gemisi çok büyük bir fırtınaya yakalanmış. Kaptan hemen geminin rotasını ‘fırtınanın merkezine’ çevirmiş. Bu noktaya gemiciler ‘fırtınanın gözü’ derler. Otuz kilometre çapında bir hortumun merkezinde durmuşlar. Fırtına ve hortumun gittiği yöne doğru, merkezde kalarak ilerlemişler. Sağ salim karaya ulaşmışlar.

 

Duygusal Fırtınaya Karşı  En Sakin Liman
Peki, duygusal bir fırtınayla karşılaştığımız zaman ne yapabiliriz? Genellikle bir insana ya da bir nesneye koşarız. Ama koştuğunuz şey de tam olarak güvenli değildir. Tavanın içinden kaçan bir balığın, ateşe atlaması gibidir bu durum. Kendi fırtınalarımızdan kaçarken, bağımlılıklara, mevki hırsına sığınırız. Oysa ki kendi dışımızda güvenli hiçbir yer yok. Güvenlikli olan tek yer içimizde. Ruhunuzun içinde, derinliklerde… Gündelik yaşamlarımızın iniş çıkışlarının erişemediği bir yerde. ‘Ne yapacağımı bilemiyorum’ dediğinizde, aslında biliyorsunuz. Başka bir arzu ile uğraştığınızı biliyorsunuz.
Jilliam Sawers kendimizi ‘Duygusal Fırtınaların’ içinde bulduğumuzda beş şarta dikkat etmemizi öneriyor:

1. Duygusal bir fırtınaya yakalandığımızda ilk olarak onun ‘farkında’ olmalıyız. Bazı insanlar fark edemezler ve bunu normal bir şey zannederler. Londra caddelerinde araba süren gençler, sesini sonuna kadar açarak dinlerler müziği. Kullandıkları araba bile sallanır. Ruhları bundan rahatsız olur. Dinledikleri müzik ve dinleyiş biçimleri o andaki ruhsal durumlarıyla benzerlik gösterir. Meditasyondan sonra çok yavaş bir ses tonuyla konuşuruz. Daha güçlü, kararlı, dengeli oldukça Duygusal Fırtınaları daha iyi anlamaya başlarız.

2. Duygusal fırtınaların bilgisini edinin. Öfkeyi tanıyın.

3. Duyguları ‘yargılamadan’ kabul edin. Genellikle insanlar önce öfkelenirler, sonra da ‘neden öfkelendim’ diye öfkelenirler. Karşılaştığımız her olayı bir Bağımsız Gözlemci gibi gözlemleyin. Öfkelendiğinizde şöyle deyin: ‘Sayın öfke, gel otur bakalım şuraya. Seni daha iyi tanıyayım. O kadar da kötü biri değilmişsin. Bir zamanlar sen bir güçtün. Sonra aldatıldın. Gücünü başkaları üzerinde kullanmak istedin.’ Başkaları üzerinde güç kullanırız; çünkü onları kontrol edemeyiz. Çünkü herkesi ve her şeyi kontrolümüz altına almak isteriz. Sonrada öfke  çıkar ortaya. Zamanla öfkenin altındaki nedeni görebilmeye başlarsınız.

4. Duygusal fırtınaları aşın. Öfkenin nedeninin ego ve korkular olduğunu kavrayınca onu aşmaya başlarsınız. Eğer öfkeye saldırırsanız, büyür. Zihindeki rahatsızlık duygusunu kamçılar. Onu yalanlarsanız, daha da büyür. Onu yargılamadan kabul edin. Ona şöyle deyin: ‘Merhaba öfke, gel yanıma otur ve bana hikayeni anlat!’ Çünkü aslında kimse öfkeye ne olduğunu sormuyor. Muhtemelen şöyle diyecek: ‘Tek isteğim huzurlu olmak. Onun için her şeyi kontrol etmek istiyorum!’ Sonra da asıl formuna, Güce dönüşecek.

Uzakdoğu savunma sporlarında, müsabakaya başlamadan önce birbirlerinin önünde saygıyla eğilirler. Birbirleriyle kucaklaşırlar. Aslında her birey rakibini kabul etmiş, ona saygı göstermiş oluyor. Çünkü o da bir Enerji. Tek yapmamız gereken şey doğru bir duruş almak ve rakibinizin enerjisiyle, gücüyle onu fırlatmak.

Diğer bir deyişle kişiyi, enerjiyi yeniden yönlendirmek! Öfkeyi öldürmeye kalkarsam, kendimi öldürmüş olurum. Özetle, öfkenin nedeni bir şeyleri kontrol etme çabasıdır. Öfke sizin ‘gerçek kendiliğiniz’ değildir. Fakat bu öfkenin arkasındaki güç sizsiniz. Anlayışınızdaki eksiklikten dolayı enerjinizi yanlış yönlendiriyorsunuz. Meditasyon yapın. İçinize yönelin.
Enerjinizi içinize yöneltin. Aklınıza yeni bir duruş kazandırın. Böylece duygular değişir. Olumsuz enerjiler değişir. Güçlü öfkeniz, güçlü sevgiye  dönüşebilir.

5. Kendinizi akort edin. Kendinizi yüksek bir dalgaya ayarlamak için, merkezinize yönelmek için, özünüze dönmek için bir Duygusal Fırtınanın gelmesini beklemeyin. Fırtınanın içinde yüzerken, ‘Neden böyle oluyor’ dersiniz.
Bunlara nokta koyun. Kontrol çabanızdan kaynaklanan öfkenizin enerjisini, düşüncelerinizle yeniden yönlendirebilirsiniz. Anlayış gücüne yöneltirseniz ardından hoşgörü gelecektir. Bunu anlamanız karanlık bir odada ışık yakmaya benzer. O zaman odada canavar olmadığını görürsünüz. Canavar kaybolur.

Güneşi Engelleyen Bulutlar Dağılsın
Memnuniyetsizlik duygusu, güneşi engelleyen bulutlara benzer. Bu sabah, konferansı düşündüm ve kendimi memnuniyetsiz hissettim. “Kötülük bana gelme!”, dedim. “Hayır!” dedim. İyi bir şeyler yaptım. İyi bir şeyler düşündüm.
Duygusal olduğum anlarda mutlaka bir şeye bağlanmam vardır. Duygusal olduğumda zeki olamam.
Dolayısıyla Duygusal Zekâ, saçma bir sözdür. Bundan şunu anlamalıyız: ‘Duyguları nasıl anlayabilirim?’ ‘Olumsuz duygulardan nasıl özgürleşebilirim?’ Zekâ tüm bunları anlamak ve gündelik yaşamımızda uygulamaktır. Kim olduğunuzu anlamanızdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız