Hayatı Anlamlı ve Kaliteli Yaşamak

0
364

Geriye doğru bakılarak ileriye doğru mesafe alınan tek yolculuk hayat yolculuğudur. Diğer bir deyişle hayat, ileriye doğru yaşanır ama yalnız geriye dönük olarak anlaşılır. Bu anlaşılma, şuurlu bir idrak ve yaşananlardan ders alabilme düzeyinde olursa ve bu düzey devamlı yükselirse, yoldaki sapmalar o nispette az, yolculuk ise o nispette çalkantısız, sarsıntısız ve hasarsız olur. Hayatı anlamlı kılan ve insanı yücelten en önemli gaye; onu, âdeta bütün evreni kucaklayacakmış gibi dışa dönük ve maksada uygun olarak yaşamaktır. Hz. Mevlâna'yı tüm dünyaya tanıtan ve sevdiren de bu anlayış değil midir? Hayatı sadece kendine dönük olarak, ben-odaklı yaşayanlar, çevresindekileri hiçe sayan, kendi dışındaki olayları önemsemeyen onlarla sadece çok ihtiyacı olduğu zaman bile "zoraki bir lütfen" tavrı ölçüsünde iletişim kuran ve kendi dışındaki bütün ötekiler ona hizmetle yükümlüymüş tavrı ve beklentisi içinde olan zavallı insancıklardır.

 

Azmİ Aksoy
azmi.aksaoy@isbank.net.tr

 

Geriye doğru bakılarak ileriye doğru mesafe alınan tek yolculuk hayat yolculuğudur. Diğer bir deyişle hayat, ileriye doğru yaşanır ama yalnız geriye dönük olarak anlaşılır. Bu anlaşılma, şuurlu bir idrak ve yaşananlardan ders alabilme düzeyinde olursa ve bu düzey devamlı yükselirse, yoldaki sapmalar o nispette az, yolculuk ise o nispette çalkantısız, sarsıntısız ve hasarsız olur. Hayatı anlamlı kılan ve insanı yücelten en önemli gaye; onu, âdeta bütün evreni kucaklayacakmış gibi dışa dönük ve maksada uygun olarak yaşamaktır. Hz. Mevlâna'yı tüm dünyaya tanıtan ve sevdiren de bu anlayış değil midir? Hayatı sadece kendine dönük olarak, ben-odaklı yaşayanlar, çevresindekileri hiçe sayan, kendi dışındaki olayları önemsemeyen, onlarla sadece çok ihtiyacı olduğu zaman bile "zoraki bir lütfen" tavrı ölçüsünde iletişim kuran ve kendi dışındaki bütün ötekiler ona hizmetle yükümlüymüş tavrı ve beklentisi içinde olan zavallı insancıklardır.
Koskoca kâinatta bir sivrisinek kanadındaki nokta kadar bile yer tutmadığı halde, lügatinde "ben" sözcüğünden başkasına yer vermeyen o kibir abidesinin, hiç beklemediği bir anda, çıkabileceği en tepe noktasından kafa üstü yere çakıldığına tarih çok defa şahit olmuştur. Kendi gözünde önemli kıldığı, değer olarak kabul ettiği şeyler bir şekilde elinden çıktığı zaman çırılçıplak kalacak, tüm fiziksel ihtiyaçları eksiksiz olarak karşılığında ise hayatı anlamsız olmaya başlayacaktır. Bu, içinden çıkılması öyle zor bir paradoks ki, olması da, olmaması da ayrı bir dert. Çünkü bedensel tatminden sonra ister istemez yaşadığı hayat için bazı anlam arayışları başlıyor insanoğlunda. Zira onu rahat bırakmayan, ama elle tutamadığı ve adını koyamadığı bir "ben" daha var görünenin ötesinde, içinin ta derinliklerinde. O bedensiz "ben'e" ruh deyin, can deyin, nefis deyin, ne derseniz deyin, her dilde, her kültürde ismi değişse de, özü aynıdır onun. İnsanı değerli kılan da o zaten. Zira beden, bir canide de, bir âlimde de anatomik olarak çok farklı değil. Şu var ki, nasıl beden, kendini soğuktan, sıcaktan koruyan giysiye, güçlü ve zinde tutacak yiyeceğe, içeceğe ihtiyaç duyuyorsa, bedeni ayakta tutan o bedensiz "Ben" de benzer ihtiyaçları hissediyor ve istiyor. Ama çok önemli bir farkla ki, onun giysisi, gıdası her beden için ayrı değil. Standart ve asla değişmez bir formatta. Onun giysisi, kullandıkça eskimeyen, aksine değer kazanan, sabırdır, kanaattir, hoşgörüdür. Paltosu, hataları örtmek ve görmemek, görse bile affetmektir. Sofrasının en sevdiği yiyeceği karşılıksız verebilmek, lezzet veren çeşnisi ise, tevazudur, tatlı dildir, güler yüzdür. Kullandığı sözlükte "haklıyım" fiilinin birinci tekil şahsı bir daha okunmamacasına silinmiştir adeta.
O giysi bir iş verende olursa eğer, işçisinin evindeki kedisinin ayağına batan kıymıktan çatısındaki kırık kiremitine kadar ilgisiz kalamaz. Bir öğretmende olursa eğer, yetişkin olduklarında topluma yön verebilecek, mensubu olduğu millete değer katabilme derdinde ve şuurunda olan bireyler yetiştirmek en büyük gayesi olur onun. Toplumda yer alan her fert, akıl, zekâ, kültür ve psikolojik özellikleri nedeniyle toplum ağacının belki en güzel ve en tatlı meyvesi olamayabilir. Ama o elbiseyi giydiği sürece ağacın bütününe zarar verebilecek, hastalıklı, ben-odaklı iri bir dal yerine, o ağacı oluşturan sayısız dokulardan biri olmayı yeğleyecektir.
İnsan hayatının nihai hedefine götüren pusulası ve feneri kıymetindeki bu standart ve değişmez değerler insanoğluna en baştan bedelsiz olarak verilmişti. O, bunu kısmen unuttu ya da yok saydı veyahut değerini bilemedi. Sis ve pus içinde rotasını, yönünü, yanını belirleyemediği hedefsiz yolculuğunda başına gelenler için hep suçlu aradı. Bir aynaya bakmayı bile akıl edemedi. Bu değerlerden bir şekilde haberdar olanların bir kısmı, onu yanlış yerlerde aradılar. Zira işportaya düşmesi düşünülemezdi. Diğer bir kısım ise bu değerlere sahip insanları dost ve arkadaş edindiler. Çünkü onlar biliyorlardı ki, vagonun lokomotife bağlanmaktan başka alternatifi yoktur. Zaten başka türlüsü yanlış olurdu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız