Liderlik Zirvesi Notları

0
502

Sabah erkenden kalkıp Boğaziçi Üniversitesi’ne doğru yollara düştük. Yıllar önce geldiğim üniversitenin yeşillikler içinde olması, tepedeki konumundan denizi ve İstanbul’un büyük bir kısmını gören manzarası değişmemişti de, ulaşımı değişmişti. Otobüsle gelinen okula artık metro ile ulaşılabiliyordu. Metro durağının koridorları da gökkuşağı gibi rengarenk ışıklandırılmış, “gençlerin dünyasının milyonlarca tonunu” simgeliyordu sanki.

Kirli Converse ayakkabılarım ve yırtık pırtık kot pantolonla üniversite yollarını aşındırıp, mezun olalı yıllar geçmişti. İş hayatına atılınca okuldan farklı bir ortamda pişe pişe neredeyse kararmıştım. Şimdi Boğaziçi Üniversitesi’ne gitme nedenim ise “Liderlik Zirvesi 2015”e katılmaktı.

Birbirinden değerli konuşmacıların yer aldığı bu zirvede günümün dolu dolu geçeceği aşikardı. Güney Kampüsü’de bulunan Albert Long Hall’ün yüksek tavanlı salonuna girince içerisinin dolu olduğunu gördüm. Bir yer bulup oturduk.

Bu zirvede o kadar çok not aldım ve bana ışık tutan bilgilerle beynimi donattım ki, her birini buraya yazamasam da, bir kısmını paylaşacağım. “Yöneticiyim” veya “yönetici adayıyım” diyen herkesin bu zirveye katılması, kendisini objektif olarak değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum.

İlk konuşmacı “Pozitif Yönetim” kitabının yazarı Boğaziçi Üniversitesi mezunu İdil Türkmenoğlu’ydu. Öğrencilerinin “Liderlik” ile ilgili yorumlarından bazılarını paylaştı:

Lider olmak için:

1. Güçlü yönlerini bil.

2. İlkelerini koru.

3. Dayan. Zorluklarla da güçlen.

4. Hata yapıyorsan kabul et. Özür dile.

5. Alçakgönüllü ol.

6. Güzel konuş. Çok iyi dinle.

7. Takım kur. Her tür değişim için iyi çalışanlardan oluşturduğun kapasiteni sonuna kadar kullan.

Gençlerin bu yorumlarını düşündüm. İş hayatımda birçok yönetici görmüştüm. Kimisi bende iyi izler bırakırken, kimisi de “olmamam” gereken kişi ile ilgili kişiliğimi güçlendirmemi sağlamıştı. Teoride bu maddeler olması gerekenler. Umarım ilerinin liderleri yazdıkları bu maddelere uyarlar.

Pratikte ise hiç unutamayacağım bir yöneticim gibi bir yöneticiyle karşılaşırlarsa Allah yardımcıları olsun. Dinlemeyen, ilkesi ise altındakileri ezip – üstündekilerle kol kola girip sevimli görünmeye çalışmak olan, “takımdan” ziyade altındakilerden biri onu geçerse diye bastırmaya çalışan, bunlara ek olarak da sosyal medya hesaplarındaki fotoğraflarını altındakilere zorla beğendiren, beğenmediyse eğer telefonlarını elinden alıp tüm fotoğraflarını kendi kendine çalışanlarının hesabından beğenen, eline kına yaktırmaya giderken canı sıkılmasın diye altındaki personeli yanına alıp ofisten çıkan ve saatler harcadıktan sonra ofise gelince “sorarlarsa toplantıya gittik de” diyen, kendi sutyeninin kopçası görünecek kadar dekolte giyip altındaki personeli bir odaya kapatıp “usturuplu giyinmeleri” üzerine – abartmıyorum – üç saat vaaz veren yöneticiler de pratikte maalesef var.

En azından gençlerin bu maddeleri düşünmesi ve gelecekteki “profesyonel liderlerin” tohumlarının böyle atılması umut verici.

Bir sonraki konuşmacı Boğaziçi Üniversitesi’nin 1992 – 2000 yılları arasındaki Rektörü Prof. Dr. Üstün Ergüder’di. Dinleyicilerin ve öğrencilerin onu neden bu kadar sevdiğini, konuşmasını dinlerken anladım. Dinleyen, empati kuran, anlamaya çalışan, gençliğin cezalandırılması gereken değil; özgür bırakılması ve anlaşılması gereken bir evre olduğunun bilincindeki demokrat bu bilim insanının bir sözü ise mottom olacak nitelikteydi.

“Bugün seni alkışlamaları önemli değil, 10 sene sonra seni alkışlarlarsa iyi iş yapmışsındır.”

Sonraki panel konularından biri de “Yönetim kurulunda neden daha çok kadına ihtiyaç var?”idi. Boğaziçi Üniversitesi İİBF Dekanı Prof. Dr. Ayşegül Toker’in verdiği rakamlar Türkiye’nin konumunu görmek açısından iyi bir veriydi.

Türkiye’de üst düzey yönetime kadınların katılım oranı %9,4 ile dünyada 44. sıradaydık. Yapılan araştırmalara göre ise yönetim kurulunda kadın olunca kârlılık oranı %10 artıyordu.

Deloitte Liderlik Enstitüsü’nden sorumlu Fazıl Oral’ın sunumu ise fevkaladeydi! Güldürürken, öğreten sunumundan “bir şeyden vazgeçmek için değerlerimizin olması gerektiğini”, “narsistlerin günümüzde artışını selfie çubuklarından bile anlayabileceğimizi”, “seratonin hormonun yoksa lider olamayacağını” öğrendim. Şu sözü ise notlarıma yıldızlarla süslenecek şekilde eklenmişti:

“Soru sormayan topluluklar boyun eğmeye mahkumdurlar”

Son konuşmacı Garanti Bankası’nın Eski Genel Müdürü Akın Öngör olmuştu. Bir gram fazla yağı olmayan upuzun boylu ve yakışıklı bu büyüğümüzü dinlemek büyük bir şanstı. Her yöneticinin spor yapması gerektiğini, spor ile seratonin hormonunun arttığını belirttikten sonra Garanti Bankası’nın bugün en önemli bankalar arasında olması yolundaki çalışmalarını anlattı.

Biz Garanti Bankası’nı yeşil dekoru ve logosuyla temiz bir banka olarak biliyoruz ama eskiden banka çalışanlarının giyiminden kişisel hijyenine, bankanın içindeki köhnemiş havadan hizmete kadar nasıl bir hava varmış ve bugünlere nasıl gelmiş, bu ilham verici hikayeyi burada anlatsam, bu blog yazım bitmez.

Gün için özet çıkarırsam, tüm konuşmacılar farklı bakış açılarından bile baksa ortak noktaları çok fazlaydı. İşte buydu onları lider yapan özellikler.

1. Mutlaka yaptığınız şeye inanın ve çevrenizdekiler sizi yıldırmaya da çalışsa, inandığınız bir şeyse vazgeçmeyin. Başarıya mutlaka ulaşacaksınız.

2. Altınızdaki personeli ve karşınızdaki insanları dinleyin.

3. Kadınlar kendilerine inanırsa başarısız olmaları mümkün değil.

4. Seratonin hormonu salgısı için spor yapmayı unutmayın.

5. EQ’nuzu, duygusal zekanızı geliştirin.

 

*

Seren Muyan

www.gencgelisim.com

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız