Aziz Sancar’ın Liderlik Sırları

0
557

Aziz Sancar Nobel ödülü alan tek bilim adamımız. O’nun hikayesi ise tam sıfırdan zirveye çıkma hikayesi. İşte Aziz Sancar‘ın başarı öyküsü.

Aziz Sancar.

Mum ışığından Nobel’e uzanan bir hikayenin kahramanı.

Bundan tam 70 yıl evvel, Mardin’in Savur ilçesinde, okuma yazma bilmeyen bir anne babanın yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi.

Tüm imkansızlıklara rağmen, ilköğretimini Savur’da, Lise eğitimini Mardin’de tamamladı.

Burs desteğiyle devam ettiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini birincilikle bitirdi.

Üniversite eğitiminin ardından memleketi Savur’a genç bir doktor olarak döndü.

Doğduğu topraklarla helalleşmenin ilk adımıydı bu.

Tübitak bursuyla Amerika’ya gitti ve orada doktorasını tamamladı.

Bu süreçte yaptığı çalışmalar bir çok bilim ödülüne layık görüldü.

Sadece bilim camiasının tanıdığı Aziz Sancar, Nobel ödülüyle adını tüm dünyaya duyurdu.

Karşımızda dünya çapında bir bilim insanı var.

Yerli ve milli, bu toprakların yetiştirdiği bir bilim insanı!

Aziz Sancar’ın hayatı, kariyeri, çalışma azmi, milli ve manevi değerlerine olan bağlılığı ders kitaplarına girmeli ve her fırsatta anlatılmalıdır.

Basında sıkça yer alan hayatı, başarısı ve özellikle bazı sorulara verdiği zeki cevaplarından kendimce çıkardığım beş derse gelince…

Kararlılık ve sabır gerek. Nobel kazanan çalışmasına tam 35 senesini vermiş. Gel de anlat şimdi, bu haz ve hız arasında sıkışıp kalmış, beş dakika internetsiz kaldığında nefes alamaz hale gelen nesle sabretmenin önemini. İşte en yakın ve canlı örnek: Aziz Sancar.

Başarı kalıtsal değildir! Anne ve babası okuma yazma bilmeyen sekiz çocuklu bir ailenin yedinci çocuğu dünyanın en prestijli ödülü Nobel’i alıyor. Dünyanın en önemli müzisyenlerinden biri olan Beethoven da sekiz kardeş olduğu, bu sekiz kardeşten üçünün sağır, ikisinin kör, bir tanesinin zeka engelli ve annenin ise frengili olduğu anlatılır. Sizce başarı kalıtsal mıdır? Bence değil, çok çalışmak lazım çok…

Engeller aşmak için var. Mardin’in Savur ilçesinde yaşayan bir ailenin sekiz çocuğundan biri olmak ve mum ışığında ders çalışmak başarısız olmak için yeterli. Elektrik yok, televizyon yok, doğalgaz yok, ayrı yatak yok ve yoksulluk ve yokluktan başka bir şey yok… Fakat mum ışığında ders çalışan o çocuk, gün geliyor koca bir ülkenin gözlerine ışık, yüreklerine fer oluyor.

Hayaller ve gerçekler arasında bağ kurmak lazım. Hayali kaleci olmaktı fakat kalecilik için yeterli donanımı olmadığını anladı ve hedefini değiştirdi. Bir röportajında “Bu benim en büyük rüyamdı; hep milli takımda oynamak istemişimdir. Ancak bir süre sonra iyi bir kaleci olmak için boyumun yeterince uzun olmadığına karar verdim ve derslerime daha fazla eğildim” diyordu. Oysa bizim, ne istediğini bilmemek, hayal dünyasında yaşamak ve kariyer hedefi koyamamak gibi problemlerimiz var.

Değerlere sahip çıkmadan olmaz. Aldığı ödül kadar, ödül sonrası açıklamaları ve tavırlarıyla herkesin takdirini kazandı. Yakasında Osmanlı tuğrası, Türk Bayrağı ve Atatürk rozetleri taşıyordu. Cumhurbaşkanı’nı ziyaret etti ve ödülünü Atatürk’e armağan etti. Kendisi üzerinden siyasi rant ve bölücülük hesapları yapanların oyunlarını bozdu. Değerlerden ödün vermeden de başarılı olunabileceğini herkese gösterdi. Bu bizim ilk Nobel ödülümüz değil, ikincisi. Fakat bu madde, neden ilk defa Nobel alıyormuş gibi sevindiğimizi açıkça anlatıyor.

Sancar hocadan almamız gereken daha çok ders var…

*

Mustafa BOSTANCI

mustimedia@gmail.com

Kaynak: İnternetHaber

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız