Geleceğe Güvenle Bakmak İçin Açık Akıllı Olun

0
448

Değişimin karşısındaki insanlar “pozisyonlarını” tehdit eden gelişmeleri korkuyla sezinler, kendilerini saldırı altında gördükleri için yeni fikirlere kapılarını kaparlar. Çok geçmeden çevrelerini sarmalamış olan güzelim yaşamla ilişkilerini bütünüyle kesmeye çalışacak, ellerinden gelse duvarların en kalınını, surların en uzununu şehirlerinin etrafına öreceklerdir. Filozof Nietzsche bunu ölümcül bir hastalık olarak görmüş ve şöyle demiştir: Onur Hınçer  ohincer@mindpark.com.tr

 

 

Değişimin karşısındaki insanlar “pozisyonlarını” tehdit eden gelişmeleri korkuyla sezinler, kendilerini saldırı altında gördükleri için yeni fikirlere kapılarını kaparlar. Çok geçmeden çevrelerini sarmalamış olan güzelim yaşamla ilişkilerini bütünüyle kesmeye çalışacak, ellerinden gelse duvarların en kalınını, surların en uzununu şehirlerinin etrafına öreceklerdir. Filozof Nietzsche bunu ölümcül bir hastalık olarak görmüş ve şöyle demiştir:

“Kabuk değiştirmeyen yılan ölür.
Aynı şekilde düşüncelerinin değiştirmesine engel olunan kafalarda öyle.
Kafa olmaları son bulur.”

Nietzsche'ye göre bir insanın kanaati olmalıdır ama kanaatini eskitmeyi de bilmelidir. İnsan kendini yeniden kurmak için sürekli düşüncesini yıkmak ve değişimi kucaklamak zorundadır. Ancak, böyle bir kez daha “kendini yapacaktır.”
Abraham Zaleznik, Harward Business Review'deki “Yönetici ve Lider” adlı makalesinde gerçek liderlerin “kaosa ve yapı eksikliğine” hoşgörü gösterdiklerini söyler. Zaleznik, yöneticiler ve liderler arasındaki farkın, onların zihinlerinin ve ruhlarının derinliklerinde “düzen ve kaosa” ilişkin tutumlarında yattığını düşünmektedir.
Liderler, yanıtları bekletmeyi bilirler ve belli bir düzeye dek kaosa olanak tanırlar. Buna karşılık yöneticiler hemen yanıtları bulmaya çabalar ve kontrol etme, yönetme isteklerine engel olamazlar.
Abraham Zaleznik liderin gözetimindeki kaosun nadiren çok önemli sorunlar yarattığını söyler. Ona göre örgütlerin başını belaya sokan şey zorla düzen sağlama isteğidir.
Zorla düzen sağlama isteğinin sonucu da kısır bir yaşamdır. Yaratıcılıktan, ilerlemeden nasibini almamış bir yaşamdır bu.

Kaos mu? Düzen mi? Yoksa Eşik mi?
Kaos ifadesini savunmak aslında insana zor geliyor. Kaosun iyi bir şey olarak algılanması da açıkçası pek kolay değil. Hemen insanın aklına düzensizlik, başı bozukluk, her şeyin birbirine girdiği, tüm sınırların alt üst olduğu bir dünya geliyor ki, bu da pek güzel bir tablo oluşturmuyor. Buna karşılık düzenin bizde yarattığı çağrışımlar, izlenimler daha olumlu. Oysa düzene aşırı bir bağlılık sonunda katılaşmaya, değişime direnmeye, donukluğa, hareket etmemeye bağlanır. Sanki yaşam durmuştur ve sırf tekrarlar vardır.
Aslında yaşamın ta kendisinin ne kaosu, ne de sımsıkı bir düzeni içerdiğini söyleyebiliriz. Açıkçası kaosun eşiğinde olmayı bilmemizin, yani belli bir düzeye dek “kaosa izin vermemizin” ama düzenden de büsbütün vazgeçmemizin bizi değişime ve yaratıcılığa açık kılacağını düşünüyorum.
Bu sayede geçmişle, düzenle ve mevcut durumla bağımızı büsbütün koparmayacak ama geleceğe de uzanabileceğiz.
İşte bizi bu atılımı yapmaktan alıkoyabilecek düşünme biçimini anlatmaya geçmeden Edward De Bono’nun yaklaşımından söz etmek istiyorum. Edward De Bono düşünmenin öğretilmesi ve yaratıcılığın geliştirilmesi konusunda dünya çapında üne kavuşmuştur. O, hayata geçirilebilir düşüncelerin, yenilikçi fikirlerin belli bir disiplinle sağlanabileceğini düşünür. Bono'ya göre insanın yaratıcılığı ne düşüncelerin bastırılmasından ne de onların ipe sapa gelmez bir biçimde ortalığa saçılmasından doğar. Yani yaratıcılık ve yenilikçilik için zekanın birden parlamasına bel bağlamaktan daha fazlasını yapmamız gerekir.
Yani işin özü Bono diyor ki, ne kaos ne de düzen, kaliteli düşünmeyi bilmek ikisi arasındaki yerdedir. Geleceğe güvenle bakabilmemiz için, kafalarımızın kafa olmalarının son bulmaması için nasıl bir bakış açısına ihtiyacımız var? İsterseniz buna bir göz atalım…

Kapalı Akıl, Açık Akıl…
Diyebilirsiniz ki kapalı toplumu, açık toplumu Karl Popper’dan duydukta kapalı akıl, açık akıl da nereden çıktı. Ben bu kavramları filozof Henri Bergson’nun “Kapalı Ruh” kavramından türettim. Ancak bu metinde daha çok yazar Elias Canetti'nin izini süreceğim. Canetti “Kitle ve İktidar” adlı yapıtında kapalı ve açık kitleden söz eder. Ben de açıkçası onun kavramlarına, ifadelerine başvuracağım.
Yazar Elias Canetti “Kapalı kitlede göze çarpan ilk şey bir sınırının olmasıdır.” der ve kapalı kitlenin özelliklerini sıralar. Hemen söyleyeyim bu özellikler kapalı aklında özellikleridir. Buradan yola çıkarak kapalı aklın üzerine düşünelim.
Kapalı akıl, yine Canetti'nin kapalı kitle için söylediklerini göz önünde bulundurarak diyebiliriz ki: “Büyümekten feragat eder ve kalıcılığa önem verir. Kendi sınırlarını kabul etmek suretiyle kalıcılaşır.” Kapalı akıl, kendine bir dünya yaratacak ve onun dışında kalan her türlü düşünce biçimlerine kapılarını kapayacaktır. Büyümeye doyduğunda kulaklarını tıkayacak ve kendini bir yere sabitleyecektir. Bütün umudu yaşamın gelişmemesi ve sürekli tekrarlanmasıdır. Çünkü ancak değişmeyen bir yaşamda pozisyonunu koruyabilir.
Söylemek lazım mı bilmiyorum; kapalı akıl için büyük düşünmenin yolu hayalcilikten geçer ve deliliğe çıkar. Sizden iyiden iyiye rahatsız olursa kutsal olana saldırdığınızı söyleyecek ve sizi suçlu ilan edecektir. Amacı sizi bulunduğunuz yerden sürmek veya 'kapatmak' olacaktır. Kapalı kitle veya akıl nasıl kendisi için bazı imkanları reddedip, kendi üzerine kapanıyor ve pozisyonunu koruyorsa, sizin imkanlarınızı da size kapatarak sizi köşeye sıkıştıracağını bilir.
Açık akıl ise -Canetti'nin izini sürmeye devam edelim- “doğal büyüme dürtüsüne kendisini bırakan” gerçek kitledir. Bu kitle kendisinin ve düşüncesinin ulaşabileceği boyutlara ilişkin her hangi bir sınır koymaz ve onu belirlemeye çalışmaz. Onu belirlemeye çalışsaydı zaten açık kitle olmazdı. Bu kitle -ve akıl- sürekli, sınırsızca büyümek ve özgürleşmek ister. Canetti gerçek kitlenin “açık kitle” olduğunu söyler. Bu gerçek aklın “açık akıl” olduğunu söylemekle birdir.
Abraham Zaleznik örgütlerin başını belaya sokan şeyin zorla düzen sağlamak isteği olduğunu söylüyordu. Bu tam da kapalı aklın istediği şeydir. Bu aklın egemen olduğu bir ortamda işletmede, okulda, dernekte, partide farklı düşünmek hoş görülmeyecektir. Çünkü farklı düşünmek kalıpları zorlayacak, dayatılanı ters yüz edebilecektir. Çünkü farklı düşünmek ve sürekli kendini yenilemek işleri olduğu gibi sürdürmek isteyenlere de, onları bir sürü gibi izleyenlere de zor gelecektir. Farklı düşünmek sürüden ayrılmaktır, bir pozisyonu bırakmak, riske girmek, ileri atılmaktır.
Şimdi dilerseniz kapalı akıl ile açık akıl arasındaki farklılıklara kısaca bir göz atalım.
Kapalı Akıl
< Büyümekten kaçınır. Aynı pozisyonda kalmak önemlidir.
< Olduğu gibi kalması istikrar ve tutarlılık olarak yorumlanır. Bu onun “karakter sahibi” olduğunu gösterir.
< Bütün umudu yinelemedir. Tekrarları ve ritüelleri yaratır ve korur.
< Kendisine bir hedef verilmesini ister.
< Seçilmiş olana uyar. Kendisi ya seçilir ya seçilmez.
< Bu akıl söylenir veya bağırır. Dil, iletişim için değil, neredeyse iletişim kurmamak için vardır. Dil bireylerin arasına mesafe koymak       için kullanılır.
< Herkes nesnedir. Ama çoğunlukla herkes kendisini özne diğerlerini varsayarak hareket eder.
< Önemli olan roldür, pozisyondur.

Açık Akıl
< Büyümesine bir sınır koymaz. Farklı pozisyonlara sıçramak ister.
< Yalnızca gelişip, büyüdüğü sürece vardır.
< Amacı gelişmektir. Bu yüzden değişiklik ve harekete geçmekten yanadır. Tekrar etme tehlikeli ve dahası komiktir.
< Kendi hedefini kendisi belirler.
< Seçer ve seçtiğini uygular.
< Bu akıl konuşur ve diyalogtan yanadır.  İletişim değerlidir.
< Bu akıl için herkes öznedir. Herkes kendisinin ve ötekinin de özne olduğunu bilir.
< Değerli olan bilgidir.

Zaleznik'ten son bir alıntı yapalım ve her iki akıl arasındaki temel farkı vurgulayalım.
“Uzun sayılamayacak bir süre önce, Başkan Jimmy Carter'ın bütçe direktörü ve sırdaşı Bert Lance şöyle demişti:
“Bozuk değilse tamir etme!'”
Oysa Zaleznik şöyle diyor: “Bir şeyin bozuk olmadığı zaman, tamir edilebileceği tek zaman olabilir.”
Değişimin karşısındaki insanlar “pozisyonlarını” tehdit eden gelişmeleri korkuyla sezinler, kendilerini saldırı altında gördükleri için yeni fikirlere kapılarını kaparlar. Çok geçmeden çevrelerini sarmalamış olan güzelim yaşamla ilişkilerini bütünüyle kesmeye çalışacak, ellerinden gelse duvarların en kalınını, surların en uzununu şehirlerinin etrafına öreceklerdir. Mevlana bunu görmüş ve şöyle demiştir:
“Dün dünde kaldı cancağızım,
Bugün yeni şeyler söylemek lazım.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız