Keşke Deme, Korkma Dene!

0
366

İnsan yeryüzünde varolduğundan bu yana iç dünyasında 'keşke'ler ve 'ah çekiş'ler yaşar. Kimi yaşayamadıklarına, kimi yaşadıklarına yanar.
Kimi söylediklerine, kimi söyleyemediklerine yanar. Kimi yaptıklarına, kimi yapamadıklarına yanar…
Bu gece altmış seneyi geride bırakıp, hayatın tüm yorgunluğu yüzüne çökmüş olan bir adamın sessiz dalışındaki derin anlamları izledim kapı aralığından. O kısacık, saniyelik anda yaşanan, yaşandığı sanılan geçmiş anları bir film gibi geçirdim gözümdeki kameradan. Bir derin 'ah çekiş' vardı o sessiz dalışta.
Belki geçen yılların ne kadar anlamsız yaşanıldığıydı sorgulanan.
Belki geç kalan sevgi dokunuşlarıydı ailesiyle yaşanılmayan ya da çok geç yaşanan.

 

Betül ERDOĞAN
betulbetul35@hotmail.com

 

İnsan yeryüzünde varolduğundan bu yana iç dünyasında 'keşke'ler ve 'ah çekiş'ler yaşar. Kimi yaşayamadıklarına, kimi yaşadıklarına yanar.
Kimi söylediklerine, kimi söyleyemediklerine yanar. Kimi yaptıklarına, kimi yapamadıklarına yanar…
Bu gece altmış seneyi geride bırakıp, hayatın tüm yorgunluğu yüzüne çökmüş olan bir adamın sessiz dalışındaki derin anlamları izledim kapı aralığından. O kısacık, saniyelik anda yaşanan, yaşandığı sanılan geçmiş anları bir film gibi geçirdim gözümdeki kameradan. Bir derin 'ah çekiş' vardı o sessiz dalışta.
Belki geçen yılların ne kadar anlamsız yaşanıldığıydı sorgulanan.
Belki geç kalan sevgi dokunuşlarıydı ailesiyle yaşanılmayan ya da çok geç yaşanan.
Belki paylaşılmayanlardı yürek acıtan, beyni yoran.
Belki hayat da yalandı, yaşananlar da…

İç Dünyanız Pırıldasın!
Oysa ne çok isterdi hayatın onu üzmemesini, her şeyin güllük gülistanlık olmasını. Azıcık onurunu kırabilseydi, hiç şüphesiz çıkacaktı ağzından cümleler, bir bir dökülecekti hayatındaki 'keşkeler'. Yüreği yumuşacıktı belki ama o kendisinin de fark etmeden nefret ettiği gururuydu boşalmasına engel olan.
O gurur ki, onu hep sapasağlam ayakta tuttu. Güçlü, yıkılmaz olduğunu kanıtladı.
Ama ya isteyip de yaşayamadığı zamanlar? Kim bilir belki o gururu olmasaydı eşine daha fazla sevgi gösterisi yapacaktı, sevgisini dışa vuracaktı.
Kim bilir, belki çocuklarına kızıp da içi yandığında onları rahatlıkla bağrına basacaktı.
Kim bilir, belki onunla oyun oynamak için can atan torunlarıyla onlardan daha fazla bir istekle oyun oynayacaktı.
Kim bilir, belki asıl verilmesi gerekenlerin maddiyat değil maneviyat olduğunu anlayacaktı ve artık bunu anladığını anlatacaktı.
Gerçekte nedir akıllı olmanın tanımı? Çok şey bilmek mi? Her konuda bilgi sahibi olmak mı? Bildiklerini paylaşmak mı? Bence hayır!
Bence akıllılık, mümkün olduğu kadar 'keşke'leri yaşayacak davranışlarda bulunmamak…
Zamanı ve mekânı doğru kullanmak…
Bir gün bir köşede oturup 'keşke'leri saymamak, ah çekip ağlamamak için gurursa gurur yenilmeli, huzursuzluksa manevi dinamikler güçlendirilmeli, sevgisizlikse yeniden sevgi tohumları ekilmeli.
'Keşke'lerden arındırılmış, akıllıca yapılandırılmış, sevgiyle donatılmış bir iç dünyaya sahip olabilmek dileğiyle…

 

Bir Bardak Çay Molası 

Hoca Ahmet Yesevî'ye atfedilen bir menkıbeye göre, Türklerin çayla tanışması 12. yüzyıla dayanır. Havanın çok sıcak olduğu bir günde kat ettiği mesafeden yorgun düşen Ahmet Yesevî, Hıtay sınırında Türkistan köylerinden birine misafir olmuştu. Tesadüfen, evine misafir olduğu çiftçinin zevcesi doğum yapmak üzereydi. Bu nedenle çiftçi, eşinin sağlıklı bir doğum yapması için hocadan dua istemiş ve hoca da bunun için dua etmişti. Bu sırada, evde demlenen çaydan hocaya da ikrâm edilir. Yol yorgunu hoca, sıcak çayı içince terler, tüm hararet ve yorgunluğu gider. Hoca bu içeceğin ne olduğunu sorar, kendisine çay olduğu söylenir. Hoca çay ile ilgili olarak şöyle bir duada bulunur: "Bu şifalı bir şeymiş, hastalarınıza bundan içirin ki şifa bulsunlar, Allah kıyamete kadar bu içeceğe revaç versin, içenler şifa bulsun."
Rivayete göre, çay bundan sonra şifa verici bir içecek karakteriyle Türkler arasında yaygınlaşmış, hem de Çince'deki orijinal söyleniş biçimi tercih edilmiştir. Bölgeden Anadolu ve İstanbul'a yapılan Türk göçleriyle çay kültürü Osmanlı topraklarına taşınmıştır.
Uzun lafın kısası, Hoca Ahmet Yesevi'den beri Türk milletinin resmi içeceği çaydır.
Kaynak: www.tearyaki.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız