Sokrates’in Ölüm Konuşması

0
552

 

Sokrates’i duymayanımız yoktur. Bu büyük bilge kendini arayış yolculuğunda öylesine büyük zirvelere çıkmıştı ki, binyıllar boyunca kendinden sonra gelen insanlara da yol gösterdi. Onun bu kendini arayış ve keşfediş yolculuğuna gelin M.Ö. 339 senesinde öğrencisi Eflatun’un kaleme aldığı ‘Socrates’in Savunması’ndan şahit olalım. Bu konuşmayı Sokrates haksız yere ölüme mahkûm olduğunda bir elinde zehir varken yapmıştı. Bu konuşmayı yaptı, zehri içti ve huzur içinde öldü.

 

“Benim gibi yaşlı bir insana, sizlerin karşısına sözlerini hoş göstermeye çabalayan genç bir hatip gibi çıkmak yakışmaz. Kimse benden bunu beklemesin. Bu sebeple Atinalılar, sizlerden bir ricada bulunmam gerekiyor. Eğer kendimi kendi üslubumda savunursam ve eğer pazar yerlerinde veya başka yerlerde kullanma alışkanlığına sahip olduğum sözleri tekrar edersem şaşırmamanızı ve sözümü kesmemenizi isteyeceğim. Yaşım yetmişin üzerindedir. İlk kez bir mahkeme önüne çıktığım için buranın diline pek yabancıyım. Bu sebeple bana gerçekten de bir yabancı gibi muamele etmenizi istiyorum. Kendi ana diliyle konuşan biri affedilmeye layıktır; bana da o nazarla bakmanızı istiyorum. Sizlerden haksız bir istekte mi bulunuyorum? Lütfen üslubuma aldırmayın, iyi olabilir veya olmayabilir; yalnızca sözlerimin doğru olup olmadığını düşünün ve yalnızca bunu dikkate alın. Zira hakimin dürüstlüğü budur, tıpkı konuşmacının dürüstlüğünün gerçeği söylemek oluşu gibi…

Atinalılar! Beni suçlayanlar şöyle diyor: ‘Sokrates herkesin işine karışan bir suçludur, yerin altında ve gökyüzünde bulunan şeyleri araştırır, zayıf iddiaları kuvvetli gösterir ve bunları başkalarına öğretir.’ Atinalılar! İşin aslı bu konularla hiçbir ilgimin olmadığıdır. Burada bulunanların pek çoğu bunun doğruluğuna şahittir.

Atinalılar! Bu şöhreti bana kazandıran şey yalnızca bir tür bilgeliktir. Ne tür bir bilgelik diye sorarsanız, bir tür insan bilgeliği diye cevap vereceğim. Beni suçlayanlar bana insan üstü bir bilgelik isnat ediyorlar; ama bunu nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum, çünkü bende böyle bir şey yok. Atinalılar! Size güvenilmeye değer bulacağınız bir şahidin sözlerini aktaracağım. Size şahit olarak Delfi Tanrıçası’nı göstereceğim. Kairefon’u bilirsiniz. Çocukluğumdan bu yana arkadaşım oldu ve sizin demokratik partinizin bir dostudur. Nasıl bir insan olduğunu, ne ölçüde cesur biri olduğunu bilirsiniz. Kairefon bir vakit evvel Delfi’ye gitti ve cesur bir surette biliciye benden daha bilge birinin olup olmadığını sordu. Pütia Rahibesi daha bilge hiç kimsenin olmadığı cevabını verdi. Kairefon’un kendisi öldü; ama kardeşi burada mahkemededir ve söylediklerimin doğruluğuna şahittir.

Bundan niçin söz ediyorum? Çünkü bana karşı bu iftiranın nereden doğduğunu söyleyeceğim. Cevabı duyduğum zaman, kendi kendime şöyle düşündüm: ‘Tanrı ne demek istemiş olabilir acaba? Ve nedir bu sırrın izahı? Çünkü az veya çok hiçbir bilgeliğimin olmadığını biliyorum. Öyleyse Tanrı, insanların en bilge kişisi olduğumu söylerken neyi kastetmiş olabilir? Hiç şüphesiz yalan söylüyor olamaz; çünkü bir Tanrı yalan söylemez. Yalan Tanrı’nın zatına aykırı bir şey olurdu.’

En Ünlüler, En Cahil Beyinliler mi?

Uzun bir süre Tanrı’nın ne demek istediğini düşünüp durdum ve sonunda bu soruyu bir tecrübeye tabi tutacak şu yöntemi buldum. Düşündüm ki, eğer kendimden daha bilge birini bulabilirsem, rahibeye elimde onu çürüten bir delil ile gidebilir ve ona “İşte benden daha bilge bir insan, oysa sen benim en bilge kişi olduğumu söylemiştin.” diyebilirdim. Bu sebeple bilgeliği ile ünlü birine gittim ve onu gözledim. Kendisiyle konuşmaya başladıktan sonra aslında onun bilge olmadığını gördüm. Sonra ona, kendisini bilge olarak düşündüğünü fakat hakikatte bilge olmadığını söyledim. Böylece oradan bu adamdan daha bilge olduğumu düşünerek ayrıldım. Sonra kendi kendime şunu düşündüm. ‘Hakikatte, ikimizden hiçbirinin doğru bir şey bildiğini zannetmiyorum. Fakat o kişi bilmiyor olmasına rağmen bildiğini düşünüyor. Ben bilmiyorum ve bildiğimi de düşünmüyorum. Böylece bu küçücük noktada ondan üstün olduğumu anladım. Zira ben bilmediğimi biliyorum.

Bundan sonra birbiri peşi sıra başkalarına gittim ve sadece düşman kazandığımı görerek üzüldüm ve korktum. Ama yine Tanrı’nın işine her şeyden daha fazla önem vermek zorunda olduğumu düşündüm. Böylece kendime “Bilici’nin(Tanrı) ne demek istediğini anlamak için bir şeyler bilen ünlü herkese gitmeliyim.” dedim. Ve yemin ederim Atinalılar, en ünlülerin en cahil beyinler olduğunu gördüm ve daha az saygı gören başkaları ise gerçekte daha bilge ve daha iyiydiler.

Politikacılardan sonra ozanlara gittim. Ve orada kendi kendime dedim ki; “İşte şimdi kendini hemen ele verecek ve onlardan daha bilgisiz olduğunu göreceksin.” Böylece onların yazıları arasında en inceden inceye işlenmiş pasajlardan bazılarını aldım ve bir şeyler öğrenme umudu içinde onlara manalarının ne olduğunu sordum. İnanır mısınız, neredeyse gerçeği söylemeye utanıyorum. Ama söylemeliyim. Onların şiirlerine dair söylediği sözleri söyleyemeyecek tek bir insan yoktur. O zaman ozanların şiirlerini bilgelikle değil, fakat tabii olarak ve bir tür ilhamla yazdıklarını öğrendim. Ozanlar da bana aşağı yukarı aynı durumda göründüler. Böylece beni politikacılara üstün kılan aynı sebeple, onlardan da üstün olduğumu düşünerek ayrıldım.

Sonunda zanaatkârlara gittim; çünkü diyebilirim ki hiçbir şey bilmediğimin şuurundaydım ve onların pek çok güzel şey bildiklerine emindim. Fakat Atinalılar, iyi zanaatçıların bile ozanlarla aynı yanılgıya düştüklerini gördüm. İyi ustalar oldukları için başka pek çok önemli konuları da bildiklerini düşünüyorlardı. Ve bu eksiklik onların bilgeliklerini gölgeliyordu. Böylece kendime Bilici(Tanrı) adına şunu sordum: Bilge ve cehaletimle olduğum gibi olmayı mı, yoksa her ikisinde de onlar gibi mi olmayı isterdim? Ve kendime ve Bilici’ye(Tanrı’ya) benim için, olduğum gibi olmanın en iyisi olduğu cevabını verdim.
Gerçek Bilge Nerede?

Böylece Atinalılar, bu arayışlarım benim en kötü ve en tehlikeli türden düşmanlar kazanmama sebep oldu. Ve o günden bu güne sayısız iftiraya uğradım. Benim için bilge denir, zira beni dinleyenler her zaman başkalarında eksik olduğunu bulduğum bilgeliğin bende olduğunu zan ediyorlar. Ama gerçek şudur ki, Atinalılar, bilge olan yalnızca Tanrı’dır. Ve Tanrı bilgeliğinin yanında insanların bilgeliğinin değeri ya çok az, ya da bir hiçtir. Ve gerçekte bu bilgelik vasfı benim için söylenemez. Tanrı, benim adımı bir örnek olarak kullanıp şunu kast etmiş olmalıdır: ‘Aranızda en bilgeniz, ey insanlar, Sokrates gibi gerçekte bilgeliğinin hiçbir değerinin olmadığını bilendir.’ Ve böylece bugün bile Tanrı’nın isteği üzerine yeryüzünde dolaşmayı sürdürür, ister yurttaş isterse yabancı biri olsun, bilge görünen herkesin bilgeliğini araştırıp sorgularım. Ve Bilici’yi(Tanrı’yı) doğrulamak için ona bilge olmadığını gösteririm. Ve Tanrı’ya hizmetimden ötürü tam bir yoksulluk içinde yaşarım.
Ey hakimler! Ölüm karşısında umutsuz olmayın ve kesinlikle bilin ki bu hayatta veya ölümden sonra, iyi bir insanın başına hiçbir kötülük gelmez. Ve onun olan hiçbir şey Tanrı tarafından göz ardı edilmez; ne de benim yaklaşan sonum bir tesadüftür. Ama açıkça görüyorum ki benim için en iyisi şimdi ölmek ve sorunlardan kurtulmak olacak. Bu sebeple beni mahkum edenlere ya da suçlayanlara kırgın değilim. Hakimlerin beni mahkum etmedeki amaçları beni yaralamaktır ve bunun için onlara biraz sitem edebilirim. Yine de onlardan bana bir iyilikte bulunmalarını isteyeceğim. Ey dostlarım! Oğullarım büyüdükleri zaman, eğer maddi zenginlik konusunda ya da herhangi bir şey konusunda fazilet için, olduğundan daha fazla endişe ederlerse veya gerçekte birer hiç iken bir şeymiş gibi davranırlarsa, sizden onları cezalandırmanızı isteyeceğim. Benim sizlere sıkıntı verdiğim gibi onlara sıkıntı vermenizi isteyeceğim. Uğruna endişe duymaları gereken şeyler için endişe duymazlarsa ve hakikatte bir hiç iken bir şey olduklarını düşünürlerse, benim sizleri azarladığım gibi siz de onları azarlayın. Eğer bunu yaparsanız, hem bana hem de oğullarıma hakça davranmış olursunuz.
Ayrılma vakti geldi. Şimdi kendi yollarımıza gideceğiz. Ben ölmeye, siz yaşamaya… Hangisi daha iyi, yalnızca Tanrı bilir.

 

 

 

Adem Özbay

www.gencgelisim.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız