Cat Stevens, Ona Huzur Veren Tek Şeyin İzinde

0
330

Bana ahlâktan, cennet ve cehennemden bahsediyorlardı. Ayrıca İsa'yı da anlatıyorlardı. Fakat genelde sadece ahlâki şeyleri ve 'iyi' olmam gerektiğini vurguluyorlardı. Ancak dışarıdaki dünyaya baktığımda, bulunduğum çevrede, 'iyi' olarak nitelendirebileceğim pek az şey vardı. Dünyaca ünlü bir pop yıldızıyken "Bana huzur veren tek şey" dediği İslamiyet'i seçerek farklı bir hayata kapılarını açan Demetre Georgiou 21 Temmuz 1948 yılında dünyaya geldi. Müzik kariyerinin başlangıcında Cat Stevens ismini aldı. 1977 yılında İslamiyet'i seçti ve ismini Yusuf İslam olarak değiştirdi. …

 

hülya turhan
bilgi@gencgelisim.com

 

Dünyaca ünlü bir pop yıldızıyken "Bana huzur veren tek şey" dediği İslamiyet'i seçerek farklı bir hayata kapılarını açan Demetre Georgiou 21 Temmuz 1948 yılında dünyaya geldi. Müzik kariyerinin başlangıcında Cat Stevens ismini aldı. 1977 yılında İslamiyet'i seçti ve ismini Yusuf İslam olarak değiştirdi. Çoğu 1960'lı ve 1970'li yıllarda olmak üzere albümleri 60 milyondan fazla sattı. Lady D'arbanville, "Wild World", "Father and Son", "Morning Has Broken", "Peace Train" ve "The First Cut Is the Deepest" gibi ünlü parçalarıyla hatırlanır.

Kendi Dilinden Cat Stevens
Babam Kıbrıslı bir Yunan, annem ise bir İsveçli. Esas olarak gayrimüslim bir hayat tarzı ile yetiştim ve Yunan Ortodoks olarak büyütüldüm. Çocukluğum Londra'nın batı kısmının merkezi diyebileceğimiz bir yerde geçti. British Museum'un da bulunduğu bu çevrede birçok tiyatro, kafe ve sinema bulunuyordu. Büyüdüğüm yerin yetişmemde önemli etkileri olduğunu düşünüyorum.
Sonra Drury Sokağı'nda bulunan okula gittim. Orası öğrenmenin tadını almaya başladığım ilk yerdi. Tabi ki bir Hristiyan-Roma Katolik okuluydu. Fakat bu hayatımdaki ilk sıradışılıktı. Çünkü ben, Yunan Ortodoksu'ydum. Dolayısıyla yaptıkları pek çok şeye katılamıyordum. Bana ahlâktan, cennet ve cehennemden bahsediyorlardı. Ayrıca İsa'yı da anlatıyorlardı. Fakat genelde sadece ahlâki şeyleri ve 'iyi' olmam gerektiğini vurguluyorlardı. Ancak dışarıdaki dünyaya baktığımda, bulunduğum çevrede, 'iyi' olarak nitelendirebileceğim pek az şey vardı. Hayatın paradokslarıyla karşılaşmam ilk o zaman oldu. Sanıyorum bunlar benim sanatımı ve ifadelerimi etkiledi.
Şüphesiz din, üzerimde önemli bir tesir yaptı. Bir arkadaşım pantolonun dizleri zedelenir diye dua esnasında diz çökmeyi reddettiği zaman arkadaşlığımız bozuldu. Bu sıralar yedi yaşında olmalıydım. Hayatı bir gözlemci olarak yaşamaya başladığımı söyleyebiliriz.
Üç kardeşin en küçüğü idim. Annem ve babam Shaftesbury Caddesi'nin üst kısmında bir restoran işletiyorlardı. 10 yaşına geldiğimde dükkanda çalışmaya başladım. Temizlik yaptım. Burası, insanlar için hizmet etmeyi öğrendiğim ilk yer oldu sanırım. Çok genç olduğum için müşterilerden oldukça iyi bahşiş alıyordum. Tiyatrolara yakın oturuyorduk ve bu kesinlikle eğlence sanayine ilgimi besleyen en önemli bir unsur oldu. Büyüdüğüm Londra bölgesi kozmopolit bir yapıya sahipti; ona doyamıyordum. Ama durum evde ilginçti. Annem ve babamın soğukluğu ve sıcaklığı kişiliğimi bir dengeye getirmemi sağladı. Babamın sıcakkanlılığını sevdim. Çok güçlü bir iradeye sahipti. Aktif ve zekiydi ama bazen onun heyecanı bize çok fazla geliyordu. Annemiz ise soğukkanlıydı ve bizi dinlemek için daima vakit buluyordu.
Annem ve babam ayrılmaya karar verdiklerinde sekiz yaşındaydım. Tuhaf bir ayrılıktı, zira ikisi de evde kalmaya devam etti. Restoranın üzerinde yaşıyorduk. İlk katın odasını babam, ikinci katı annem almıştı. Hepimiz evin salonunu paylaşıyorduk. Fakat asıl ortak alan dükkandı. Annemle babam orada çalışmaya devam ettiler.

İçedönük, Düşünen Çocuk
Ebeveynim ayrıldıktan sonra annem İsveç'e yerleşti ve orada yaklaşık altı ay okula gittim. Siyah saçlı, siyah gözlü, zeytin derili bir tek ben vardım. Hepsi sarışın, mavi gözlü öğrencilerdi. Oyun zamanlarında dikkatlerin merkeziydim. Bana ait bir oyun alanı vardı ve bütün çocuklar beni seyretmeye gelirlerdi. O günlerde kimin arkadaşım olacağına ben karar veriyordum. Bu, benim gözlemci olma özelliğimi artırdı. Daima duyarlı bir çocuk oldum, bir genç olarak hayata daha yakından bakmaya çalıştım. Çok içe dönük bir çocuktum, çok düşünürdüm. Geriye dönüp baktığım zaman düşünmediğim bir zamanım olduğunu hatırlamıyorum. Okula giderken düşünmemeye çalışırdım ama bunu  da beceremezdim.
17 yaşımda sigara kullandım ve sanat okuluna gittim. Bu beni birçok fikir ve alışkanlıkların içine attı. Artistik kabiliyetimi genç yaşta göstermiştim. Beni annem cesaretlendirmişti. Sonra eğilimim müziğe doğru kaymaya başladı. Bu bana düşüncelerimi ifade etme imkânı verdi. Evde büyük bir piyanomuz vardı. Kısa sürede nasıl çalınacağını öğrendim. Sonra bunu gitar ile değiştirdim, şarkı yazmaya ve bunları stüdyoda kaydetmeye başladım. İsmimi Cat Stevens olarak değiştirdiğim zaman artık kendi yolumdaydım. Londra'ya döndüğümüzde annemle babamın arasında birtakım meseleleri çözdüğümü, aralarında bir köprü olduğumu anladım. Meşhur olduğumda ikisi de bununla iftihar etti. Sanırım böylelikle hepimizi bir arada tutmaya  yardım etmiştim.

Cevapların Peşinde Hızlı Bir Yaşam
18 yaşında iken ilk hit parçamı yaptım. Parçanın adı "Köpeğimi Seviyorum" idi. Bu şöhret, hayat stilimi değiştirdi. Röportajlar, fotoğraflar… Bu başarı için çok genç olduğumu düşünmekten ziyade geç kaldığımı düşünmüştüm. Beklentilerim çok yüksekti. Hayatı hızlı yaşadım ama sürekli cevaplar aradım. Hayatta bir şeyleri başarmak zorunda olduğumu biliyordum.  Önceleri lükse sahip olursam bunun bütün problemlerimi çözeceğini düşündüm ama yanıldım.
Bir pop yıldızı olarak çok hızlı yaşıyordum ve bir dereceye kadar eğlendiğim de söylenebilirdi. Fakat diğer taraftan çok çalışıyordum. Dolayısıyla pek düzenli bir hayatım yoktu. Gece geç saatlere kadar çalışıyordum. İçki ve sigara da kullanıyordum. Fakat bunun hesabını bir şekilde ödemem gerekiyordu ve o da başıma gelen hastalık oldu galiba. Tüberküloza yakalanmıştım. Sahnelere ara verdim ve iyileşebilmek için istirahata çekildim. İşte o an, hayat ve anlamı hakkında tekrar düşünmeye başladım. Nereye gidiyordum? Bu düşünceler bende büyük değişikliklere sebep oldu. Maalesef hayatın akışı içerisinde durup düşünecek pek zaman bulamıyoruz.
Bu dönemde ölümlü olma gerçeğimle yüz yüze geldim. İlk kez hayatıma dair zihnimde ciddi şeyler uyandı. Hastalık zamanımda birtakım düşünceler hayat üzerine daha bir derin düşünmemi sağladı ve şu anda yaşadığım Müslüman hayata doğru beni yönlendirdi.

Dur Bakalım, Hepsi Bu mu?
Tea For the Tillerman adlı albümü çıkardıktan sonra bir Amerika turum oldu. Bu tur aslında modern dünyayı anlamamda çok önemli bir etken oldu. O günlerde bir yıldız olabilmek için Amerika'da ses getirmeniz gerekiyordu. Ben de o dağa tırmanarak bunu başardım. Fakat genelde bunu takip eden eğlence ve heyecan ani bir depresyon yaratır. İşte o zaman, dönüp "Dur bakalım, hepsi bu mu?" diye sorarsınız kendinize. Ve bir sona gelmişsinizdir. Bu sefer ya yaptıklarınızı tekrarlayacaksınızdır ya da farklı bir şey bulmak zorundasınızdır. Sanıyorum benim yaptığım ikincisiydi.

Hayatımdaki En Güzel Ses
Hayatımdaki başlıca dönüm noktası "Back to the Earth" albümümü yaptığım zamanlara denk gelmişti. Yeni yeni İslâm'ı keşfetmeye başlamıştım. Bu da bana hediye edilen bir Kur'an sayesinde olmuştu. Daha önce üzerinde hiç düşünmemiştim ama hediye edilen Kur'an'ı okuyordum. Aynı zamanda bir pop yıldızı olarak normal hayatıma da devam ediyordum. Konserler için yolculuklara çıkıyor, büyük stadyumlarda şarkılar söylüyordum; ancak oteldeki odamda yalnız kaldığımda sessizce sadece Kur'an okuyordum. Benim için iki hayat vardı artık. Hayatımdaki en güzel ses, Kur'an'dan kopup gelen ses olmuştu. Yıllardır aradığım motivasyon işte buydu. Daha fazla zevk alamadığım şeylerle uğraşmaya son verdim.
Bunun yanında halâ müziği seviyorum. Ama bir idol olmak yerine otobüse binen, basit işler yapan normal bir insan olmaya karar verdim. Ve başladığım yere geri döndüm. Bir çocuğun, harikulâde umutlarla süslediği 'iyi' bir yaşamın yaşandığı 'iyi' bir dünyaya… Ama bu sefer nasıl elde edebileceğimi keşfederek…
Bunun öncesinde, Amerika'da oldukça popülerken, Malibu'da bir arkadaşımın deniz kenarındaki evindeyken yüzmek üzere denize açıldım. Bana kimse yüzmek için uygun bir zaman olmadığını söylememişti. Ve suya daldım. Bir müddet sonra akıntının çok kuvvetli olduğunu hissettim ve sahile doğru yüzmeye çalıştım ama bir türlü yapamıyordum. İşte tam o anda, insanın kim olduğunun tam olarak farkına vardığı ve kimden yardım isteyeceğini anladığı o anda, "Allah'ım, eğer beni kurtarırsan bundan böyle hep senin için çalışacağım." diye dua ettim. Ve bir dalga geliverdi. Ben de dalganın yardımıyla var gücümle sahile doğru yüzdüm. Şüpheci bir insan bunun bir tesadüf olduğunu söyleyebilir. Ama eğer bu ölümle yaşam arasında bir tesadüfse, o zaman çok önemli oluyor.

Nasıl Müslüman Oldum?
Modern dünyanın bütün lüksleri içinde büyütüldüm ve tam bir şov dünyasında yetiştim. Hıristiyan bir evde doğdum ama biliyoruz her çocuk orijinal tabiatı içinde Müslüman olarak doğar. Tanrı'nın var olduğu bana öğretilmişti ama onunla nasıl kontak kurulması konusu es geçilmişti. Böylece biz de Tanrı ile Hz. İsa vasıtası ile irtibat kuruyorduk. Hz. İsa ona götüren bir kapı idi. Bunu aşağı yukarı kabul etmiştim. Ama onu özümsememiştim. Hz. İsa'nın bazı heykellerini görmüştüm ama onlar hayatsız taşlardı. "Tanrı buradadır" dedikleri zaman şaşırırdım ama bunu tartışma konusu yapmadım. Yavaş yavaş bu dinin yetişme tarzından sıyrıldım. Müzik yapmaya başladım. Büyük bir yıldız olmak istedim. Para ve şöhret, Tanrım olmuştu. Ama çok derinlerde insanların hayatlarına dair derin derin düşünüyordum. Eğer çok zengin olursam ihtiyaç sahiplerine yardım edecektim. Bir süre sonra çok meşhur oldum. Hâlâ gençtim. İsmim ve fotoğraflarım medyadaydı. Beni hayattan fazla büyütmüşlerdi.

Hastane ile Gelen Sorular
Tüberküloz olup hastaneye yattığımda bana ne olduğunu düşünmeye başladım. "Ben yalnızca bedenden mi ibarettim? Bütün maksat bu bedeni tatmin etmek midir? Bu musibetin Tanrı tarafından bir şeyleri yeniden muhasebe etmem için mi verildi?" diye kendi kendime sordum. Gözlerimi açmam için bir şans… "Ben niye buradayım? Ben niye bu yataktayım?" Bu dönemde doğu mistisizmi üzerinde büyük bir merakım vardı. Okumaya başladım. İlk şuuruna vardığım şey ölüm oldu. Ruh ise yaşamaya devam eder, ölümsüzdür. Büyük bir mutluluğa ve büyük bir başarıya doğru yol aldığımı düşündüm. Meditasyon yapmaya başladım. Hatta vejetaryen bile oldum. Artık özelde inandığım şey "Ben artık sadece bir beden değildim." idi. Böyle bir şuur bana hastanede geldi.
Bir gün yürüyordum ve yağmur yağıyordu. Bir sığınağa doğru koşmaya başladım. Dur bir dakika, bedenim bana "ıslanıyorum" diyor. Bu bana bedenin bir eşek gibi olduğunu düşündürdü. Gideceği yere gitmesi için eğitilmesi gerek. Aksi takdirde de eşek seni istediği yöne götürür. Sonra bir iradeye sahip olduğumu anladım. Tanrı tarafından verilen bir hediye. "Tanrı'nın iradesini takip et!" Doğu dinlerinden öğrendiğim yeni terminoloji ile adeta büyülenmiştim.
Yeniden müzik yapmaya başladım ve bu kez kendi düşüncelerimi yansıtmaya çalıştım. Bir şarkımın sözlerini hatırlıyorum. Şöyle devam ediyor: "Cennetin ve Cehennemin ne olduğunu bilmek istiyorum. Yatağım seni bilecek miyim? Ya da tozlu bir hücrede?" Doğru yolda olduğumu biliyordum. Başka bir şarkı daha yazdım: "Tanrı'yı Bulmanın Yolu" Müzik dünyasında daha da meşhur oldum. Hayatım gittikçe zorlaşıyordu. Çünkü daha çok şöhret sahibi oluyordum. Bunun yanı sıra samimi bir biçimde hakikati arıyordum. Bu aşamada Budizm'in iyi ve asil olduğunu düşündüm ama bu şöhret dolu hayatı bırakmaya yanaşmıyordum. Ona sıkı sıkıya yapışmıştım ve bir rahip olmaya, kendimi toplumdan izole etmeye hazır değildim. Zen ve Ching'i çalıştım, tarot kartlarını ve astrolojiyi çalıştım. Sonra tekrar İncil'e baktım ve orada da hiçbir şey bulamadım. Bu zamanda İslâm hakkında bir şey bilmiyordum.

İsrail'den Gelen Hediye
Sonra sanki bir mucize oldu. Kardeşim İsrail'de bir câmiyi ziyaret etti ve çok etkilendi. Kiliselerin ve sinagogların aksine câmi hayatkâr bir şeydi. Her tarafında huzur ve sükûnet hakimdi. Londra'ya geldiği zaman Kur'an'ın bir tercümesini getirdi. Müslüman değildi ama bu dinde bir şey hissetmişti. Benim de onda bir şey bulabileceğimi düşünmüştü. Kitabı aldım ve okudum. Her şeyi açıklıyordu. Benim kim olduğumu söylüyordu. Hayatımın gayesini açıklıyordu. Hakikati ve hakikatin ne olduğunu anlatıyordu. Benim nereden geldiğimi bildiriyordu. Bunun gerçek din olduğunu anladım. Batılıların anladığı manâda, sadece yaşlılar için  olan bir din değildi. Batıda biri bir dini benimserse ve hayatını ona göre tanzim ederse o insan fanatik olarak bilinir. Ben fanatik biri değildim. Ben önce beden ve ruh arasında şaşırmıştım. Sonra ruh ve bedenin iki ayrı şey olmadığını anladım ve dindar olmak için bir dağa gitmenin gerekmediğini anladım.
Sadece bir Tanrı'nın iradesini takip etmeliyiz. Sonra meleklerden daha yücelere ulaşabiliriz. O anda istediğim ilk şeyin Müslüman olmak olduğunu, her şeyin Tanrı'ya bağımlı olduğunu anladım.
İçimdeki gururun yok olmaya doğru gittiğini gördüm. Oysa o ana kadar her şeyi kendi gücümle başardığımı sanmıştım. Fark ettim ki kendimi ben yaratmadım. Burada bulunuşumun bütün gayesinin teslimiyet öğretisinde olduğunu anladım. Bu da İslamiyet'ti. Bu noktada kendi inancımı keşfettim. Bir Müslüman olduğumu hissettim. Kur'an okuduktan sora bütün peygamberlerin aynı mesajı getirmiş olduklarını anladım. İslam'dan sonra her şey yerli yerine oturdu. Bu, Kur'an'ın güzelliği. Senden düşünmeni istiyor; güneşe, aya, yıldızlara tapmamayı, yalnızca her şeyi yaratana ibadet etmeyi söylüyor.
Kur'an'ı biraz daha okuyunca, ibadetten, merhametten ve yardımdan söz ettiğini gördüm. Benim için sorularımın tek kaynağının Kur'an olduğunu anladım. Tanrı onu bana göndermişti ve onu bir sır gibi sahiplendim. Fakat Kur'an aynı zamanda farklı seviyelerden konuşur. Başka bir seviyeden onu okumaya ve anlamaya başladım. Kur'an şöyle der: "İnananlar inanmayanları arkadaş edinmez ve inananlar kardeştir." Bu andan sonra Müslüman kardeşlerimle karşılaşmak istedim.
İsrail'e seyahat ettim. Mescid-i Aksa'ya girdim ve camide oturdum. Bir adam bana ne istediğimi sordu. Müslüman olduğumu söyledim. Adımı sordu. Ona "Stevens" dedim. Kafası karıştı. Sonra namaza katıldım. Çok da başarılı değildi.
Londra'da bir bacı ile karşılaştım, adı Nadisa idi. Ona Müslüman olmak istediğimi söyledim, beni Regent Câmii'ne yönlendirdi. Bu olay 1997'de oldu. Bu, Kur'an'ı aldığımdan bir buçuk sene sonra gerçekleşti. O an bütün gururumdan temizlenmem, bir yöne yönelmem gerektiğini anladım. Böylece cuma günü cumadan sonra imama gittim, inancımı açıkladım. Hidayet bana huzur veren tek şey oldu. Şimdi Tanrı ile direkt bir ilişki kurabildiğimi anladım. Bu, diğer dinlerden farklıydı.

 

Artık Star Olmak İstemiyorum

Temel özelliğim utangaç biri olmamdı. Sanatçı olunca bunu aşıp meşhur olmanın yollarını aramak zorundasınız. Kendini duyurmanın yolu bu. Şöhret istiyorsunuz fakat gerçekten bütün hayatınızın insanlar tarafından mahremiyete yer bırakmayacak bir şekilde deşifre edilmesini ister misiniz? Bir pop yıldızı olarak lanse edildiğinizde artık insanlığınızı kaybetmeye başlarsınız. Hayattan daha büyük bir şey olmaya ve buna lâyık olmak için kendinizi yırtmaya başlarsınız, insanlarla başa çıkmanın başka bir yolu yok. Bu durumu asla sevmedim. Bu öyle bir noktaya geldi ki "Artık star olmak istemiyorum" diye bir şarkı yazacaktım.

 

Cat Stevens Diyor ki; 

n Şimdi daha mutluyum, iyi şeyler düşünüyorum ve inanıyorum ki olabilecek, güzel şeyler başladı. Sonunda gülümsüyorum, dünyayı tek hayal ediyorum ve inanıyorum ki olabilecek de, güzel bir gün geliyor. Şimdi ağlıyorum sonunda, dünyayı olduğu gibi düşünüyorum. Neden nefret etmeye devam ediyoruz, neden huzur içinde yaşayamıyoruz?
n Zamanın diğer tarafından gelmiş bir farklılık hissetmiyor musun, sessizlik duvarlarını yıkan, aklının gölgesini kaldıran…
n Ne zaman gözyaşlarımı hatırlasam biliyorum ki bu beni gülümsetir. Yine biliyorum ki kahkahalarımı hatırlamak beni hep ağlatır.
n Bilmecenin bütün parçaları bende idi fakat ışık kapalı idi. Kur'an ışıkları açtı.
n Tanrı'nın sesi bir insandan gelmiyor fakat garip bir yerden geliyor, bana evrenin birliğini ve bölünemezliğini anlatıyor. Bu birlik vurgusunu İncil'i okuduğum zaman hissetmiyorum. Kur'an bunu net bir şekilde söylüyor ve diyor ki "Tanrı birdir."
n İki tür insan daima açtır, biri bilimi arayan, diğeri de parayı.
n Benim aradığım şey bir kimlikti, her hafta bir kimlik değiştiriyordum, huzur arıyordum ama biliyordum o içimde bir yerlerdeydi.

 

 

 

Kaynak: John Tablor röportajı, 1999
Victorian TV Week, 9 Eylül, 1972
http://www.brainyquote.com/quotes/authors/c/cat_stevens.html
tr.wikipedia.org/wiki/Cat_Stevens – 32k –
 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız