Adadaki Akıl Oyunları ve Sır Mekanizması LOST

0
479
Lost Sydney Avustralya’dan Los Angeles’a uçan ticari bir uçağın Güney Pasifik civarında düşmesiyle esrarengiz tropikal bir adada kazadan sağ kalanların yaşamlarını anlatan Amerikan yapımı biz dizi Lost. Her bölüm tipik olarak, bir karakterin geri dönüşlerle ekrana getirilen geçmişiyle birlikte veriliyor. Dizinin yaratıcıları Damon Lindelof, J.J. Abrams ve Jeffrey Lieber. Bölümler Oahu, Hawaii’de çekilmektedir. ABC Studios, Bad Robot Productions ve Grass Skirt Productions tarfından yapılan dizinin müziklerini Michael Giacchino besteledi. Büyük oyuncu kadrosu ve çekimlerin Hawaii’de…

 

 

 

Adadaki Akıl Oyunları ve Sır Mekanizması LOST

 

Lost Sydney Avustralya’dan Los Angeles’a uçan ticari bir uçağın Güney Pasifik civarında düşmesiyle esrarengiz tropikal bir adada kazadan sağ kalanların yaşamlarını anlatan Amerikan yapımı biz dizi Lost. Her bölüm tipik olarak, bir karakterin geri dönüşlerle ekrana getirilen geçmişiyle birlikte veriliyor. Dizinin yaratıcıları Damon Lindelof, J.J. Abrams ve Jeffrey Lieber. Bölümler Oahu, Hawaii’de çekilmektedir. ABC Studios, Bad Robot Productions ve Grass Skirt Productions tarfından yapılan dizinin müziklerini Michael Giacchino besteledi. Büyük oyuncu kadrosu ve çekimlerin Hawaii’de yapılmasının maliyeti ile Lost en pahalı televizyon yapımlarından biri. ABC’de yayınlandığı ilk yılda bölüm başına 16 milyon izleyici ortalamasına ulaştı. 2005’te En İyi Drama Dizisi dalında Emmy, 2006’da En İyi Televizyon Draması dalında Altın Küre ve 2006’da En İyi Oyuncu Kadrosu dalında SAG ödülü de dahil olmak üzere birçok ödülün sahibi oldu.

 

Lost Dizisi Nasıl Bir Şey?

Milyonlarca kişiyi ekrana kilitleyen, çözülmez gibi görünen sırlarla dolu dizi Lost, son derece karmaşık altyapıya sahip. Yüzlerce şaşırtmaca vererek bir bölümdeki bir gizeme ışık tutmaya çalışırken bir anda yeni bir imkansız sırrı ortaya koyarak seyirciyi şaşırtıyor. Seyirci ne düşünürse düşünsün, neyi nereye bağlarsa bağlasın, bir süre sonra üretilen bu teori bir şekilde çökertiliyor. Ve seyirci de bu imkansızlıklar adasında olan biteni anlayabilmek için çırpınıyor.

Lost’un Mekanizması
Bu mekanizmayı çözebilmek için gerçekten de son derece donanımlı olmak gerekiyor. Bazı seyirciler yüzeysel bilgiler ile bir teori geliştirebiliyor ama sonuç fiyasko. Ciddi bir “Akıl Oyunu” paradoksu var dizinin içinde. Yani senaristleri, seyircilere “Senin ne düşüneceğini” biliyoruz diyerek sürekli şaşırtmaca veriyorlar. Bugüne kadar varolan bütün komplo teorilerine neredeyse yer verilmiş dizide. Gen bilimi, klonlama, hayaletler, zaman yolculuğu, ışınlanma, kaçırılan insanlar, genetik mucizeler… Geride hiçbir şey bırakılmamış. Neredeyse bütün dinlerden ve mistik akımlardan örnekler alınmış. Seyirci herhangi bir yerde, herhangi bir bilgi kırıntısı ile döngü, zaman, uzam, gen, boyut gibi teoriler öne sürmekte ve hemen akabinde bu teori bir şekilde çürütülmektedir. Senaristler, seyircinin ne düşünebileceğini ve hangi yemlere, tuzaklara yakalanacağını bilerek seyirciyi bir bölümde yemlemekte ve merak duygusunu tetikte tutarak ilerlemektedir. Öne sürülen bütün teoriler dizinin içinde bir şekilde çürütülmüştür. Bu durumda seyirci hâlâ merak içinde bütün bunların anlamı ne, bu kadar sırrı nereye bağlayacaklar ve bu sırların nasıl bir teorisi olacak diye düşünmeye devam etmektedir. İşte sır şu: “Atlantis kıtası, Mu inancı Agarta, Shambala.”
Dizinin gideceği başka bir liman yok zaten. Bir teoriye göre, binlerce yıldan beri süregelen iyi ile kötünün savaşını; Işık oğulları ile Karanlığın oğulları arasında süregiden ve dünyayı kolonileştirmek, insanları da köleleştirmek isteyen Karanlığın oğullarını engellemek ve onların amaçlarına ulaşmaması için savaşmakta olan Işığın oğullarının yani Atlantislilerin, Mu inancına sahip doğaüstü güçleri olan, hatta bu dünyaya ait olmadıkları öne sürülen bu bilgelerin savaşını anlatmaktadır Lost.

Lost Dizisinin Derdi Nedir?
Bu savaşın farkında olan ve yakın bir tarihte de gizli kalmış bu savaşın bütün doneleri ile yüzeye çıkacağını bilen yapımcılar, bir hamle yaparak bu bilginin ortaya çıkmasından önce insanları bu bilgiye hazırlıyor. Bu yapımcılar ya iyi adamlar ya da kötü adamlar. İyi adamlar Atlantisli ve şunu demeye çalışıyorlar: “Ey insanlar, sizler kötülüğün kölesi oldunuz. Sizleri çeşitli kontrol sistemleri ile köleleştirdiler ve köleleştirme devam ediyor. Sizlerin gerçek olağanüstü güçlerinizin farkında olmanızı istemiyor kötü adamlar. Her biriniz gerçekte nasıl muhteşem metafizik güçlere sahip olduğunuzu bilirseniz o güçlerinizi geliştireceksiniz ve kötü adamlar sizi köleleştiremeyecek. Oysa şimdi yaptıkları; sizin beyin gücünüzü engellemeye çalışmak, sizi aptallaştırmak ve tam olarak teslim olmanızı sağlamak. Bizlerse sizleri daldığınız bu derin uykudan uyandırmaya ve beyin gücünüzün farkına varmanızı sağlamaya çalışıyoruz. Böylece bizler ve sizler kötü adamlara karşı birleşerek onları yeneceğiz ve böylece yeniden ‘Altın Çağ’ gelecek.” Diğer yandan eğer Lost dizisinde kötü adamların parmağı varsa onlar da şunu söylemeye çalışıyor: “Hiç direnmeyin, aranış içine girmeyin, hatta savaşmaya hiç kalkmayın, sizlerin gücü bize yetmez Atlantisli Agartalıları nasıl yendiysek sizleri de yeneriz. Siz en iyisi direnmeden teslim olun; kölelik, savaşmaktan daha iyidir. Beyin gücünüzü kullanmaya kalkmayın, biz sizin yerinize düşünürüz. Siz sadece, üretin ve tüketin. Yoksa sonunuz kötü olur.”

Sır İsimler
Adada bulunan hemen hemen herkesin adı ve soyadı, tarihteki çeşitli karakterle denk geliyor. Çok sayıda yazar, düşünür, eski siyasetçinin gerçek adaları ve soyadları bazen bir bütün bazen de parçalı olarak karakterlere dağıtılmış. Bu düşünürlerin birçoğunun Royal Akademi’den olduğu dikkat çekiyor ve içlerinden çoğu Illuminati yandaşı, yani Aydınlanmacı teorinin savunucuları. Aynı zamanda Kabbala öğretisindeki isimler ile İbrani dinindeki kutsal kişilerin isimleri de sıkça kullanılmış.

LOST Sırları
Lost dizisinin sırrı Atlantis ve Mu ile ilgilidir. Mu, sulara batmadan önce Büyük Okyanus’ta Amerika ile Asya arasında, merkezi ekvatorun biraz güneyinde yer aldığı düşünülen varsayımsal kayıp kıtadır. Gizli arkeolojide adı geçen bu gizemli medeniyetle ilgili çok şeyler söylenir. Agarta ve Shambala bu iki insan ve doğaüstü medeniyetin günümüzdeki dünyadaki uzantıları olarak kabul edilir.
Benjamin Linus, Lost dizisinde Atlantis-Agarta Shambala’yı, Widdmore ise Karanlığın Güçlerini temsil etmektedir. Binlerce yıl önce bu iki metafizik güçleri olan medeniyet büyük bir savaşa tutuşmuştur. (Işığın Güçleri ve Karanlığın Güçleri -Diğer adı ile Işığın Çocukları/Karanlığın Çocukları- Tanrı-Şeytan çatışması… Gökten düşen şeytani melekler efsanesi bu konuyla ilgilidir. Uzayda başlayan iki Meleksi Medeniyet arasındaki savaş dünyaya kadar gelmiştir.)
Onlar, olağanüstü güçleri ve silahları ile savaşarak birbirlerini yok etmişlerdir. Yaşadıkları kıtalar, artık yaşanamaz hale gelince de ülkelerini terk edip dünyanın diğer yerlerine göç etmişlerdir ve birbirleri ile savaşları binlerce yıldan beri hâlâ sürmektedir. Atlantis kıtasının milleti olanlar Agarta ve Shambala adı altında Tibet’e yerleşmiş ve orada yeraltında bir medeniyet ortaya koymuştur, dış dünyadaki insanlarla gizlice irtibat kurarak kendilerini ve kendi gerçeklerini gizleyerek onları yönetmişlerdir. Çeşitli pagan dinlerin kurucusu, öğreti sahibi ruhbanlar onlar arasından çıkmıştır.
Binlerce yıllık tarih boyunca kendilerini dış dünyanın insanlarından gizleyen bu iki üstün medeniyet, dış dünya insanlarından çeşitli yöntemlerle ordular kurarak o insanları kendileri adına savaşa sokmuştur.
Lost adasında devam eden savaş da bu iki grup tarafından yapılmaktadır. Adaya sığınmış olan Agarta medeniyetinin temsilcisi, anavatanı Atlantis olan Benjamin Linus kendi varlığını korumak için birçok metafizik yöntemler kullanarak adayı dış dünyanın gözlerinden korumayı başarmış ve Agarta’nın soyunu adada sürdürmeyi sağlamıştır. Ancak diğer yandan ezeli düşman olan Karanlığın Çocukları’nın temsilcisi Widdmore onların peşindedir ve adayı gizlenmekte olduğu örtünün altından çıkararak üzerinde yaşayan herkesi yok etmeyi planlamaktadır; çünkü adada yaşayan herkes düşman taraftan yani Agarta’dan olabilir. Agartalılar Hermetik’tir. Daha doğrusu Mısır bilgeliğini ve medeniyetini bildiklerini Atlantis kıtasından gelen Agartalı rahiplerden öğrenmiştir. Hermes de bu bilgiyi alarak kendi yurdu olan Helen topraklarına götürmüştür. Böylece Hermetik düşünce Helen üzerinden, Roma ve Batı dünyasına ulaşmıştır.
Savaşları yapanlar Atlantis ve diğerleridir. Onların adına savaşanlar ise dış dünyadaki işbirlikçiler ve kiralık askerlerdir. Bu askerler çoğu zaman beyinleri yıkanarak savaş alanına gönderilir. LOST da bu savaşı anlatmaktadır.

1. Bölümün Yorumlanması
Dizinin ilk bölümünde ilk sahne: Göz. Doktor Jack’ın gözünden kamera açılıyor. Göz, Hermetik sembol skalasında tanınma anlamına gelmektedir. Bu bir çeşit parola, işaret, selamlama gibi bir anlam taşır, yani burada Hermetik var. “Bu seninle ilgili bir şey. Dikkatini buraya ver. Burada sana bir mesaj var” anlamına gelir. Bilinçaltları kodlanmış olan ilk uyandırılma kodu ve ilk teması budur: GÖZ. Göz işareti ile, bir müridin bilinçaltındaki ilk kapı açılır ve ilk uyanma başlar. Jack’ın gözlerini açtığında gördüğü ilk canlı, bir köpektir. Sıradan çoban kırması bu köpeğin yine Hermetik semboller skalasında önemli bir karşılığı bulunmaktadır. Anlamı ise “Bu yolculukta yalnız değilsin. Bize güven, sana rehberlik edecek, sana yol gösterecek, karanlıklar içinde sana ışık olacak bir rehberi yanına vereceğiz” şeklindedir. Köpek sembolü ile hedefin bilinçaltındaki ikinci kapı açılır.
Bu dizide Hermetik gizli kod ve sembollerini kullanarak hedefleri bir tuzağın içine çekmek ve onların gizli kimliklerini ortaya çıkarmak istenmektedir. Jack’in sol ve sağ yanağında ikişer çizgi şeklinde yara izi ile uyanması da hedefin bilinçaltındaki bir sonraki kapıyı açmak amaçlanmıştır. “Sen işaretli ve seçilmiş olansın. Bu işaret, bu yara izi sana bir anlam ifade ediyorsa sen seçilmiş olansın. İzlemeye devam et” anlamına geliyor. Hedefin bilinçaltındaki üç kapı açılmıştır ve hedef artık yolculuğa başladığının farkındadır. Diğer işaretleri beklemektedir. Kaza alanında, sahilde, iki tür insan vardır. Yüzlerinde çizgi şeklinde yaralı olanlarla, hiç yara almamış olanlar… Burada hedefe semboller kullanılarak yeni bir mesaj verilir. Yüzünde çizgi şeklinde yara izi olanların sembolik karşılığı: “Bu bir operasyondur, uyandırma işlemi başladı, senin gibi başkaları da olacak. Arkadaşlarını seç.” şeklindedir. Yüzünden yara almış olanların seçilmiş olduğunu ifade etmektedir.
Charlie dört parmağının boğumuna yazdığı “FATE” (Kader ya da İnanç) kelimesi ile yeni bir mesaj veriyor hedefe. Çünkü hedefteki savunma sistemleri bilinçaltında harekete geçmiştir ve bir şeylerin ters gittiğini söylemektedir. Hermetiğin şifreler kırıldığında güvenliği sağlayacağı bir sistemi var. Buna göre kod zamanı bazen başa çevrilir ve yeni kodlarla güvenin sağlanması istenir. Hedefte şüphe hisleri başlamıştır. Yeni kod girilmezse hedef kendini imha edecektir, yani bilinçaltı düzeyinde işaret ve parolalar anlamını yitirecektir. Yeni kod hızla sisteme girilmelidir. Yeni kod ise “FATE” kelimesidir. Hedef yeniden düzelmiştir ve algılamaya devam etmektedir.
Kate’in ölünün ayakkabısı giymesi ise bir sonraki işaret. Hedefe yeni yönlendirilme veriliyor bu şekilde. Ölü ayakkabısı giymek Hermetik sembollerinde “Güven” anlamına geliyor. Jack’ın elinde baston gibi kullandığı bir sopa ile Kate ve Charlie’yi yanına alarak dolaşmaya çıkması ise sonraki sembol. “Jack’ın hareketlerine kilitlen” yol ayrımı burada yapılıyor. Artık hedef bu andan itibaren Jack üzerinden işaretleri takip etmeye başlayacaktır. Yolda Charlie’nin “Dünyanın sonu havası” şeklinde konuşma yapması ise, uyandırmanın neden yapıldığı konusunda bütün şifreyi tamamlayan alegorilerden biridir. Hedef artık neden uyandırıldığını bilmektedir.

 

LOST’taki  Bazı Şifreler ve Semboller

Jack ve Sayid ile bazıları neden hep dış dünya ile irtibat kurmak için bir telsiz, telefon ve vericinin peşindedir?
Dış dünya sürekli bağlantı kurmaya çalışmak, yani bir arınma ve aydınlanma ayini sırasında bilinç direnmekte. Aydınlanma için kendini yeterli görmemekte, kişiler hiçbir şekilde rehberliği kabul etmemekte. Buna dış dünyanın etkisi diyebiliriz.
Birileri yaşamasına rağmen uçaktaki pilot neden ölmek zorunda kaldı?
Öyle biri zaten gerçekte yok. Görevini tamamlamış bir figürandan başkası değil. Öyle çok sayıda kişi var yolcular arasında, bir şekilde ölüp gidiyorlar. Onlar üç boyutlu birer nesneden başka bir şey değiller.
Neden aradan 16 saat geçtikten sonra pilotu buldular?
Her şey için mantıklı bir neden yaratılması gerekmektedir. Aynı bir filmin senaryosu gibi her şey kendi içinde mantıklı olmasa arınma ve aydınlanma süreci tamamlanamaz. Orada bulunan yiyeceklerin bile bulanlar için mantıklı bir nedeni olmak zorunda. Adada olan birçok şey bir tiyatronun sahnesi gibi, sadece o kişilere gerçeklik duygusunu vermek için hazırlanmış.
Pilotun yüzündeki yaralar neden o kadar fazlaydı?
Pilot bir canavar tarafından öldürüldü. Söndü, silindi. Bir önemi yoktu. Zaten pilotta yoktu.
Ormandan gelen canavar sesi, ne anlama geliyor?
Arınma ve aydınlanma töreninin sahne ışıklarından başka bir şey değil. Her bir parça, süreci tamamlıyor.
John Locke neden portakalı kabuğu ile birlikte yedi?

O anda farklı bir yerde olduğunu anlamaya başlamıştı. Sınava hazır bir çocuk gibi, diğerlerinden farklı olarak o farkında ve biliyor. Kanında Atlantislilik olduğunun farkında, gücü hissediyor. Muzipliği bu yüzden.
John Locke’un yarası neden sağ gözünün altında ve üstündeydi?
Yara izi sağ yüzünde olanlar, diğerlerine göre arınma ve aydınlanma sürecinde mesafe kat etmiş durumunda, çıraklıktan ustalığa doğru ilerliyor. Hepsi farklı bir şekilde işaretli. İşaretli olmalarının nedeni, adada henüz göremediğimiz diğer Atlantislilerin adayları takip etmesini kolaylaştırıyor. İneklere damga vuru gibi… Her aşamada her biri farklı bir işaret taşıyor ve görünmez gözler onları izlerken bu işaretlerden ne kadar geliştiklerini anlıyor.
Pilot neden uçaktan büyük bir güç tarafından dışarıya çekildi?
Bu, bir çocuğu yaramazlık yapmasın diye başka bir şey ile korkutmaya benziyor. Ölümü ve tehlikeyi çok yakınlarında hissetmeleri gerekiyor adayların. Bu bir şok uygulaması. Böylece o şok altında bilinçaltında olan kodlar açığa çıkmaya başlayacak. Şöyle düşünelim; sadece aşırı, büyük bir korku altında salgılanan bir hormon var, ancak bu hormon salgılandığında bilinçaltındaki bazı noktalar açığa çıkmaya başlıyor. Adada, adayların yaşadığı inanılmaz sıkıntılar, korkular ve heyecanlar bu tür salgıların salgılanması amacıyla yapılıyor. Yani gerçek dünyada yaşama ihtimalleri olmayan yeni ve farklı duyguları onlara yaşatıyor Benjamin Linus. Diğer türlü, gerçek hayatta her biri bir şekilde uyanabilir ve bir rehber olmadığından da delirebilirlerdi. Adaylar her şekilde daha önce yaşamadıkları ve tanımadıkları farklı duygular yaşıyorlar ve o her bir duygu farklı bir hormonun salgılanmasını sağlıyor.

 

www.gencgelisim.com

 

bu konularda ilginizi çekebilir:

Kırık Camın Suça Teşviki
300 Milyon Satan Tek Oyuncak: Zekaküpü
En karizmatik zeka oyunu: Satranç
Atatürk Öldürüldü Mü..?
Atatürkün Gizemleri
Sezai Karakoç’un Mona Roza’sı Kimdir?
Mona Roza Şiirinin Hikayesi ve Sırları
Çin Astrolojisi ve Çin Falı
Zihin Kontrolü Nedir?
TUTANKAMON’UN LANETİ
Her şey virgülü kaybetmekle başladı…
165 Yıllık Büyük Gizem
Hitleri’in Ufoları Var mıydı?
Barnabas İncili Nedir?
Erkekleri Anlamak Mümkün mü?ı

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız