Evlilik Okulu

0
474

Bazı evliliklerde erkek kendini kral zanneder. Ekonomik yönden evi destekleyen, geçimi sağlayan ve kendisine danışılmadan hiçbir şey yapılamayan kişidir. Erkek, evlenmeden önce arada bir hanıma "Tabii ki sen de önemlisin, senin de söz hakkın var, sen de değerlisin." şeklinde sözler söyler. Bazen bu sözler laf olsun diye söylenir. Evlendikten sonra hiç de böyle olmadığı ortaya çıkar. Sistem tamamen değişir, erkek her şeyi kontrolüne alır. Genellikle kadın saf dışı kalır, kendini ifade edemez, iletişim kuramaz, konuşamaz. Kültürel yapısı da buna müsaitse, yani hanımın annesi de böyle ezilmişse, bastırılmışsa hanım da annesini modellediği için kocasına karşı gelmez.
Kız çocuğu için erkek modeli babadır. Despot bir babanın kızı …

 

Fatma Taş
nlp_fatma@yahoo.com

 

 Bazı evliliklerde erkek kendini kral zanneder. Ekonomik yönden evi destekleyen, geçimi sağlayan ve kendisine danışılmadan hiçbir şey yapılamayan kişidir. Erkek, evlenmeden önce arada bir hanıma "Tabii ki sen de önemlisin, senin de söz hakkın var, sen de değerlisin." şeklinde sözler söyler. Bazen bu sözler laf olsun diye söylenir. Evlendikten sonra hiç de böyle olmadığı ortaya çıkar. Sistem tamamen değişir, erkek her şeyi kontrolüne alır. Genellikle kadın saf dışı kalır, kendini ifade edemez, iletişim kuramaz, konuşamaz. Kültürel yapısı da buna müsaitse, yani hanımın annesi de böyle ezilmişse, bastırılmışsa hanım da annesini modellediği için kocasına karşı gelmez.

Kız çocuğu için erkek modeli babadır. Despot bir babanın kızı çok daha tedirgin evlenir. Karşısına çıkan kişi hakkında "Acaba babam gibi mi?" diye düşünür. Kız çocuğu mutlu bir ailede yetişmişse, yine evleneceği kişi için "Babam gibi mi?" diye düşünür veya "Ben de annem ve babam gibi mutlu olabilirim." beklentisi içinde olabilir. Evdeki huzuru ve mutluluğu yeni yuvasında yakalayabilmenin hayalini kurar. Evlenmeden önce çiftler bu soruların cevaplarını dürüstçe ve net biçimde ifade etmeli, karşılıklı beklentiler tam olarak ortaya konmalıdır.

Evliliğin Cennet Olması İçin…
Fabrika sahibi bir bey ile çok kibar, zarif, hanımefendi bir eşi vardı. Bu hanım danışanım olarak ağlayarak geldi ve durumunu anlattı. "Sıkça tartışıyoruz. Dün akşam yine tartıştık; 'Sen nesin ki, sen ne işe yararsın ki?' diyerek beni sürekli aşağılıyor. Üç çocuk dünyaya getirdim. Baba olmasına vesile oldum. Başlangıçta görücü usulü ile evlendik, ailem onayladı, ben de hoşlandım ve kabul ettim. Evlendiğimiz ilk günden beri beni incitiyor. Sürekli 'Yalnız benim dediğim olacak, sadece beni, annemi ve babamı dinleyeceksin. Senin ailen kim ki?' diyor, ailemi tamamen arka plana atıyor. Evden çıkmamı sınırladı. 'Otur evde kitap oku, televizyon izle.' diyor. Gün toplantılarına da ancak haftada bir kez katılabileceğimiz söyledi. Bunlar yetmiyormuş gibi peş peşe üç çocuk yaptırdı."

Ben buna kesinlikle karşıyım, halk içinde özellikle anneler, oğullarına eşlerine davranışları konusunda yanlış telkinlerde bulunurlar "Aman oğlum gözünü açtırma, birini eline, birini beline yükle, uğraşsın dursun, boş zamanı olmasın." diye… Aslında bu telkinlerin sonuçta oğullarını da mutsuz edeceğini hesap etmezler. Evlilikte kadının yeri ve konumu çok önemlidir. Yuvayı yapan dişi kuştur; onun mutluluğu ve huzuru yuvanın da huzuru demektir. Dolayısıyla evlilik öncesi çiftler arasında kesinlikle görüşülmesi gereken bir konudur bu. Kadın ve erkek kendilerinin ve birbirlerinin yerini bilir, karşılıklı saygıyı korursa orta noktada buluşup harika bir yuva kurabilirler. Bu yönde bir paylaşım olursa, evlilik cennet olur.

Biz hep değişimi karşı taraftan bekleriz. "Yıllarca uğraştım değişmedi, neler yaptım, yine de bir sonuç alamadım…" sıkça kullandığımız ifadelerdir. Öncelikle kimsenin kimseyi değiştiremeyeceğini iyi bilmemiz gerekiyor. Değişim bizde başlar, değişimimizi gerçekleştirdikten sonra karşı taraf bizi modeller ve o da değişmeye başlar. Şunu özellikle belirtmek istiyorum ki; karşısındakini değiştireceğim diye uğraşmak, bir ömür boyu verilecek emeklerin heba olacağı anlamına gelir.

Anne-Baba Kimliği
Aile olmak çok güzel bir duygudur. Peki baba ve anne olmak nasıl bir duygudur? Lütfen hayal ederek düşünelim.
Aklınızı ve duygularınızı bilinçli bir şekilde kullanarak yuva kurmuşsanız, kendinizi tebrik edin. Kaliteli bir hayat başlamış demektir. Akıl, hayatı yönetme sanatıdır. Eşler birbirlerinin akılarını kullanarak yuvalarına kalite ve huzur sağlamanın sonucunda mutluluğu yakalamışlar demektir. Bu mutluluğun devamında, aşklarının ve sevgilerinin ürünü bir nesli dünyaya getirmek hemen her çiftin hayalidir. Doğurmuş olmaktan çok, gerçekten insan gibi yetiştirebilmek önemlidir çocukları. Anne-babalar bu konuda bilinçlenebilmek için araştırma yapmalıdırlar. Kitaplar, dergiler ve görsel basından yararlanılmalıdır. Hamilelik öncesinde eşlerin anne-baba kimliklerine hazır olup olmadıklarını analiz etmeleri gerekir. Hazır hissettiklerinde de birbirlerine emek vererek adım atmalılar.

Anne karnındaki bebeğe ruhsal anlamda destek verilmelidir. Bebek, anne karnında istenip istenmediğini hisseder. Bebek anne karnında büyürken, anne hem iç sesiyle hem de dış sesiyle ona değer verdiğini hissettirmelidir. Anne fizyolojik olarak beden sağlığına dikkat ederken, bebeğinin de sağlıklı bir bedene sahip olması için gayret göstermelidir. Yemeğine, uykusuna ve stres altında olmamaya dikkat etmesi, kendisini mümkün olduğu kadar negatifliklerden uzak tutması gerekir. Babanın da baba kimliğinden dolayı bebekle yakınlaşması önemlidir. Eşinin karnına elini şefkatle dokundurması ve onunla içinden geldiği gibi konuşması harika bir etki yaratır. "Anne karnında değerlisin, bizim için önemlisin ve seni çok seviyoruz" sözcükleriyle ruhsal destek verilebilir.

Kanatları Kırık Bir Bebek
Bebek dünyaya geldiğinden itibaren algıları ve duyu organları açıktır. Ne görürse, işitirse ve hissederse, tadarsa ve koklarsa bilinçaltına silinmeden aynen yerleşir. Anneden özgüven, babadan değerlilik ve yeterlilik duygusunu oral dönemde kazanması gerekir. Ailenin bu konuda hassas davranmazsa bebek kanatları kırık olarak devam eder hayata. Beyin o dönemde takılır kalır. Altı aydan sonra bebeğin yavaş yavaş odasında yatması sağlanır. Bu, çocuğa kimlik kazandırmak adına önemlidir. 0-3 yaş arasında çocuğa görsel, işitsel ve dokunsal olarak bilgiler ve objeler sunulmalıdır. Sorularına doğru, net ve onun anlayacağı şekilde cevap vermek gerekir. 0-7 yaş arası beyin programı alfa boyutunda, yani bilinçaltında olduğu için çocuk gördüğü, işittiği ve hissettiği her şeyi sünger gibi beynine yerleştirir. Anne ve baba özellikle bu dönemde iyi bir model olmalıdır. Bu dönemde adap ve nezaket eğitimi de çok önemlidir. Bu bilgileri eyleme geçirirken ebeveynlerin sabırlı, sevgi dolu olmaları ve defalarca tekrarlamaktan usanmamaları gerekir.

En çok nelere dikkat edilmelidir?
< Birey ve özel olduklarını hissettirmek
< Hanımefendi ve beyefendi kimlikleri oluşturmak
< Bebekken aldıkları özgüveni devamlı büyüterek öz-saygı geliştirmek
< Kendilerini her ortamda özgürce ifade etmelerini sağlamak
< Her ortamda kendi varlıklarının keyfini çıkarmalarını sağlamak
< Sevgi, disiplin ve saygının bir arada olması gerektiğini hissettirmek
< On aylıkken yemek adabı hakkında eğitime başlamak
< Anne ve baba olarak iyi bir model olmak
< Beyin programlarına giren konuşmalarımıza dikkat etmek
< Aşırı korumamak, bir şey yapmalarına izin vermek
< Korku ve korku kültüründen uzak tutmak
< Takdir etmek, olumsuzları tekrar denemesini sağlayarak doğruyu öğretmek
< Eleştiri ve yargılamadan uzak tutmak
< Aile içinde varlıklarını sürekli hissettirmek
< Belli sınırları çizerek, o sınırlar içinde oynamalarına ve hayatı deneyimlemelerine izin vermek
< Kardeşler arasında ve başkalarıyla karşılaştırma yapmamak
< Her çocuğun kendine has karakteri olduğunu bilmek ve onun algısına göre davranmak
< Başkalarının yanında inciterek değil, özel bir ortamda incitmeden disipline etmek
< Kimliklerinin ve özgüvenlerinin üstünü çizmemek
< Pozitif olmak
< Argo ve olumsuz kelimeler kullanmamak
< Çok küçük yaşlarda yeteneklerini keşfetmek üzere onları gözlemlemek

Anne-baba kimliğini doyumlu ve doygun yaşamak istiyorsak, önce kendimizi, sonra da çocuklarımızı yetiştirmemiz gerekiyor. Eğitimin sadece anneye ait olduğu yönünde düşünceler var.

Önemli olan, anne ve babanın omuz omuza vererek çocuklarını fiziksel, ruhsal ve zihinsel olarak yetiştirmeleridir. Kaliteli yetişmiş bir insan, sağlıklı ve huzurlu olacaktır. Bu kalite, nesilden nesle aktarılacaktır. Anne ve babaların çocuklarına bırakacakları miras sevgi, saygı, ilgi, başarı ve mutlu yaşama sanatı olacaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız