Hiç Bilenle Bilmeyen Bir Olurmu?

0
318

Belirli bir yaşın üzerinde olan insanların çoğu, eski zamanlardaki birçok şeyin, günümüze göre daha iyi olduğuna inanır. Dostluklar daha sağlamdır eskiden. Sevgiler daha kalıcı. Hatır vardır, gönül vardır eskiden. Sadece insan ilişkileri mi? Her şey daha sağlamdır eskiden. Eski kuyumcu ustalarının yaptıkları yüzükleri, küpeleri şimdi bulabilir misiniz? Eski marangozların işçiliği, günümüz fabrika işçiliği ile karşılaştırılabilir mi? Eskinin halıları, kilimleri alınteri ve göznuru kokardı, şimdinin halıları, kilimleri makine yağı kokuyor. Bir de insanların koşuşturmaları var. Nereye koşuşturuyorlar günümüz insanları kimse bilmiyor. Hayat hızlandı şimdilerde. Bir şey tam bitmeden ötekine atlanıyor. Eskiden her şey ağır ağır, sindirile sindirile yapılırdı. Zevki çıkartılarak bitirilirdi her iş. Bunları düşünüyor bir çok yaşlı insan. Dilleri söylemese bile gözlerindeki …

 

 

MUTLU KEÇELİ
mutlu.keceli@yahoo.com.tr

 

Belirli bir yaşın üzerinde olan insanların çoğu, eski zamanlardaki birçok şeyin, günümüze göre daha iyi olduğuna inanır. Dostluklar daha sağlamdır eskiden. Sevgiler daha kalıcı. Hatır vardır, gönül vardır eskiden. Sadece insan ilişkileri mi? Her şey daha sağlamdır eskiden. Eski kuyumcu ustalarının yaptıkları yüzükleri, küpeleri şimdi bulabilir misiniz? Eski marangozların işçiliği, günümüz fabrika işçiliği ile karşılaştırılabilir mi? Eskinin halıları, kilimleri alınteri ve göznuru kokardı, şimdinin halıları, kilimleri makine yağı kokuyor.

Bir de insanların koşuşturmaları var. Nereye koşuşturuyorlar günümüz insanları kimse bilmiyor. Hayat hızlandı şimdilerde. Bir şey tam bitmeden ötekine atlanıyor. Eskiden her şey ağır ağır, sindirile sindirile yapılırdı. Zevki çıkartılarak bitirilirdi her iş. Bunları düşünüyor bir çok yaşlı insan. Dilleri söylemese bile gözlerindeki hüzne dikkat edin. O hüzünde bulabilirsiniz eskiye olan özlemi ve yeniye olan hoşgörülü küçümsemeyi.

İnsanlığın başlangıcından günümüze kadar binlerce yıl geçti. Yüzlerce kuşak doğdu, büyüdü ve göçüp gitti bu dünyadan. Her kuşak, kendinden önce yaşayıp yok olan kuşakların yarattığı birikime bir şeyler ekledi ve kendinden sonra gelecek olan kuşağa aktardı. Sanki son bir iki yüzyıldır pek eskisi gibi yürümüyor bu aktarım. Kuşaklar arasındaki kopukluklar o kadar çok belirgin ki…  “Çağdaş insan binlerce yılın geleneğinden kopuyor mu?” sorusu kurcalıyor kafaları.

Bilginin Yaşamsal Fonksiyonu

Bilgi, insanın kişisel gelişimini sağlayan en önemli kaynaklardan birisi. İnsan yavrusunun insan olma süreci bilgi edinimiyle başlayıp ilerliyor. Anne kucağının sıcaklığı ve güvenliği bir bilgidir bebek için. Deneye deneye öğrenmiştir bunu. Daha sonra, sobaya dokunursa yanacağı söylenir kendisine. Buna inanmazsa kendisi dener ve yanar. Böylelikle sobaya dokunursa yanacağına inanır.

İnandıktan sonra bilgiye dönüştürmüştür denediğini. Bir çocuğa yalan söylemenin doğru bir davranış olmadığı söylenir. Çocuk bunu dener. Yalanlar söyler. Sonunda arkadaşları ya da ailesi ile ilişkilerinde sorunlar ortaya çıkar. Yalan söyleyen arkadaşlarını gözler. Yaşadığı deneyimler sonucu yalan söylemenin kötü bir davranış olduğuna inanır ve bu inanç bir bilgiye dönüşür. 

Bilgi inanmakla başlar. Doğruluğuna inandığımız önermeler bilgidir. Ancak her inanç bilgi değildir. Bir inancın bilgi olması için doğruluğunun gerekçelendirilmesi, kanıtlanabilmesi gerekir. Bildiğimizin doğru olduğuna inanırız. Doğru olduğuna inandığımız bilgi, doğru olabilir de, olmayabilir de. Bilim tarihi uzun yıllar doğru olarak bilinip de sonra yanlış olduğu kanıtlanan bilgilerle doludur. Ama biz, bildiğimiz bilginin doğruluğuna inanırız. Doğruluğa dair bir takım gerekçelerimiz ve kanıtlarımız vardır. Bu nedenle inanırız bilgimizin doğruluğuna. Doğruluğu ya da yanlışlığı kanıtlanamayan inanışlar bilgi değildir. At nalının uğur getireceği inancı bir bilgi değildir örneğin. Çünkü böyle bir inanışın doğru olduğu ya da yanlış olduğu kanıtlanamaz. Bir at nalı bulup denemeye kalkarsak, at nalımız bazen uğur getirir, bazen de getirmez. Bu yüzden at nalının uğur getireceği inancı bilgi değildir. Sadece bir inançtır.

Tarihin başlangıcından günümüze kadar geçen süreçte, deneyim sonucu elde edilen bilginin, insanın toplam bilgisi içerisindeki payı azalıyor. İnsanın hazır aldığı bilgi ise çığ gibi büyüyor. Yani tarih ilerledikçe, insan, yaşam boyunca edindiği bilginin daha azını kendisi üretiyor, çoğunluğunu ise hazır alıyor. Özellikle son birkaç yüzyılda iki bilgi türü arasındaki fark büyüdü. Bir insanın sahip olduğu bilgi miktarının büyük bir çoğunluğu kendisine hazır halde verilmeye başlandı. Eğitim bu yüzden ortaya çıktı. Devasa bilgi yığınının insana aktarılması gereksinimi, bir organizasyonu ve bir sistemi gerekli kıldı.

Kişisel Gelişimde Bilginin Yeri

Bilginin çoğalması, nitelik değiştirmesi kişisel gelişim kavramını ortaya çıkarttı. Eski insanların kişisel gelişim diye bir sorunu yoktu. O zamanlar, insanın kişisel gelişimi doğal olarak aile içinde başlar ve uzun yıllara yayılırdı. Tarım, hayvancılık veya herhangi bir meslek, usta-çırak ya da baba-oğul ilişkisi içerisinde öğrenilirdi. İnsan yavrusunun insan olma sürecinde deneyim sonucu elde ettiği bilgi ile, dışardan hazır olarak aldığı bilgi eş zamanlı ve  birbirini destekler nitelikteydi. İnsan aile büyüklerinden veya ustasından hazır olarak aldığı bilgiyi kendi deneyimleriyle test ederek benimserdi. Bu süreç insanın erken yaşlarında başlar ve yetişkin olduğu yıllarda tamamlanır, hatta hemen hemen biterdi. 17. yüzyıl ve sonrasında hızla çoğalan ve nitelik değiştiren bilgi, kişisel gelişim sorununu ortaya çıkarttı. İnsan yavrusu, yabancı olduğu, başkası tarafından üretildiği için inanmadığı devasa bilgi yığınını eğitim yoluyla elde etmeye çalışıyor. Daha doğrusu, elde etmesi için toplum tarafından zorlanıyor. Kişisel gelişim sorununun arkasında bilginin çokluğu ve insanın bilgiye yabancılaşması yatıyor. 

İnsanın bilgi edinme sürecini, basit bir bilgi biriktirme süreci olarak algılamamak gerekiyor. Bilgiler insan zihninde rakamların üstüste toplandığı gibi toplanmazlar, belirli bir düzen içerisinde yerleşirler. Her gelen bilgi insanın aklını yeniden şekillendirir. Önemsiz gibi görünen küçücük bir bilgi bile insan zihninde kendine bir yer ayırır. Etraftaki diğer bilgiler bu minik bilgiye yer açarlar, yeni gelen bilginin yerleşimine göre yer değiştirirler. Bilgiler birbirleriyle ilişki içerisindedirler; birbirlerine göre konumlanırlar. Zaten her bilgi bir bütün içinde anlam kazanır. İnsan aklındaki bilgiler ve bilgilerin birbirlerine göre dizilişlerinin insana sağladığı bakış açısına ‘paradigma’ diyoruz. Küçüklü büyüklü bilgiler, gelirler, birikirler ve çoğaldıkça ortalık kalabalıklaşır ve karışır. Bilgilerin insan aklındaki konumları ve birbirlerine göre duruşlarının yeniden düzenlenmeleri gerekir. Düzenlemeden sonra her bilgi kendine yeniden yer bulur ve yeniden sıralanır tüm bilgiler. İnsan aklı ve anlayışı yenilenmiştir. Paradigma değişmiştir.

Kişinin zihnindeki paradigmayı oluşturan şey sadece bilgiler ve bu bilgilerin birbirlerine göre konumlanışları değildir. Paradigma oluşumunda insanın manevi dünyası da etkendir. Kişisel gelişim ise, paradigmanın oluşumu ve zaman ile değişimidir.

Çağdaş İnsanın Bilgiyle Ne Alıp Veremediği Var?

Çağdaş insanın bilgiyle sorunu var. Çağdaş insanın kişisel gelişim sorunu var. Çağdaş insanın vakti yok beklemeye. Acelesi var. Her şey o kadar hızlı ki! Bir an önce bir yığın bilgiyi edinmesi gerekiyor. Neyin öğrenilmesi gerektiğine karar vermek bile başlı başına bir emek ve zaman gerektiriyor.

İnsanın bilgi ile iletişimini daha anlaşılır ve daha açıklayıcı bir biçimde anlatabilmek için birbirine zıt iki ayrı insan karakterinden bahsedebiliriz. Birinci tip insana faydacı insan diyelim. Faydacı insan bilgiyi içselleştirmez. Onun için hem gerekçelendirme hem de inanç gerekmez. O, bilgiye ihtiyaç duymuştur. Belirli bir amaç için lazımdır ona bilgi.  Adeta istemeden alır bilgiyi. O bilgi başkalarının bilgisidir. Faydacı bilmez aslında. Bildiğini sandığı şey bilgi değildir. Çünkü gerekçelendirme ve inanma süreçlerini yaşamaz o. Aslında faydacı, bilgiyi ödünç alır. Kullandıktan sonra bırakacaktır bir kenara.

Bilgiyi benimseyemediği, kişiliğinin parçası yapamadığı için içselleştiremez faydacı. Bilginin içselleştirilmesi demek, bilginin insan paradigması içinde bir yer bulması demektir. Her bilgi bir bütün içerisinde anlam ifade eder demiştik. İnsan zihninde bulunan bilgilerin birbirlerine göre duruşlarının paradigmayı oluşturduğunu söylemiştik. Faydacının zihninde bilgiler darmadağınıktır. Belirli bir düzen içerisinde sıralanmazlar. Çünkü o, bilgileri toplarken faydalanmak için toplamıştır. Bilgiyi içselleştiremeyen faydacı, karşılaştığı yeni durumlarda bilgiyi kullanarak yenilerini üretemez. Yeni bilgi üretmek yerine, karşılaştığı her durum için yeni bir şablon bilgi arar. Üretmeye değil, başkalarından almaya dönüktür daha çok.

Bilgi, faydacının karakterini kolay kolay etkilemez. Çünkü o, bilgiyle hesaplaşma süreci yaşamaz. Bilgi temelinin gerekçelendirilmesi sürecini sorgulamamıştır çünkü. Bilgiye, yani onun doğruluğuna inanmak ihtiyacında değildir. Bilgi onun zihninde bulunan diğer bilgiler ile çatışmaz, kendine yer aramaz. Bu yüzden de bilgi birikimi faydacının zihninde paradigma değişimine yol açmaz.

Paradigması dış etkilere kapalıdır. Faydacı insanın paradigması daha çok yaşlanmanın ya da başka manevi değişimlerin etkisiyle değişir.

İkinci tip insana idealist diyelim. İdealist insan için bilgi kendi başına bir sorundur. Herhangi bir amaç için, bilgiden faydalanmak için öğrenmez idealist. Bilgi edinmek ahlaktır onun için. Yaşam biçimidir. O zaten herşeyi sorgular. Kişisel gelişiminin temelinde huzursuzluk, sorgulayıcılık ve arayış vardır. Her bilgiyi mümkün olduğunca kaynağından sorgular. Her yeni bilgi geldiğinde, zihnindeki bilgilerin oturumu değişir. Yeni bilgi, bilgiler bütünü içerisinde yeni bir anlam kazanır. Yeni bilginin ışığında eski bilgiler sorgulanır ve sonunda yeni bilgi doğru bir yere yerleştirilir. Bu yüzden bilgiler idealistin karakterini değiştirirler. Bilgilendikçe yeni bir insan olur. Bilgiden etkilenme cesareti ve samimiyetine sahiptir. Bilgiyi içselleştirdiği için onu yeniden üretebilir, çoğaltabilir. Karşılaştığı farklı durumlara uyarlayarak kullanabilir. Bu yüzden üretkendir ve ürettiği için de özgündür.

Bu iki insan tipi arasındaki farkı yaratan ahlaktır. Zaten, kişisel gelişim kavramı ahlaki bir kavramdır. Kişisel değişim ile kişisel gelişim arasındaki fark ahlakidir. Gelişim sözcüğü kötü olandan iyiye doğru değişimi ifade eder. İnsanın bilgi ile iletişimini belirleyen, kişisel gelişimini sağlayan temel kuvvet ahlakidir.  

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız