Sağlıklı Bencillik

0
326

Karşımıza çıkan sorunla boğuşmaktan sorunu çözmeye fırsat bulamayız. Mecalimiz kalmaz. Yorgun düşer ve sorunla yaşamaya devam ederiz. Kişinin sorunlarıyla didişmesinin bir anlamı yoktur. Kişinin sorunlarını deşelemek karşı bir direnç oluşturmaktan…

 

 

 

 

 Yazar : M. Abdullah YILMAZ
ayilmaz67@yahoo.com

Karşımıza çıkan sorunla boğuşmaktan sorunu çözmeye fırsat bulamayız. Mecalimiz kalmaz. Yorgun düşer ve sorunla yaşamaya devam ederiz. Kişinin sorunlarıyla didişmesinin bir anlamı yoktur. Kişinin sorunlarını deşelemek karşı bir direnç oluşturmaktan başka bir işe yaramaz. Bu nedenle sorunla uğraşmaktan vazgeçmeliyiz. Zaman, mekan ve kişinin o andaki ruh hali, çevre ile etkileşim çok önemlidir.

İnsanın kötü alışkanlıklara, travmalara, bedensel sorunlara, olumsuz duygulara da ihtiyacı var. Bu cümle bazı okurlarımız tarafından tepki görecektir, biliyorum. Ama insanı insan yapan değerleri sadece pozitif yönleriyle ele alamayız. Aynı zamanda negatif yönleri de göz önünde bulundurmamız gerekmektedir.
Kişinin dünyasında enerji dengesi bozulduğunda vücudun dengesi de bozulur. Ne sanıyorsunuz? Müslim Baba’nın konserlerinde kendini jiletleyen, acı biberi yedikçe iştahı kabaran, yılın belli dönemlerinde bir melankoli yaşamadan yapamayan, hani rahatlık tepti dediğimiz kişilerin her şey yolunda gittiğinde yansıttıkları huzursuzluklar…
Toplum halinde yaşayan bir canlı türü olarak insanoğlu da öteki canlı ve cansız varlıklar gibi kendi negatif inançlarını ifade etmeseler bile iletişim içinde olduğumuz herkese, her şeye enerji yoluyla aktardığını biliyoruz.
İşin bir de bağımlılık kısmı vardır. Bağımlılık kişinin dünyasında kişinin yaşayış biçimini yönlendiren bir durum olduğu için bağımlılıklarımızı da gözden geçirmek zorundayız. Yalnız aradaki ayrımı çok iyi yapmamız gerekiyor. Cep telefonunu evde unuttunuz, çok tedirgin ve kaygılısınız. Bu kaygının derecesi ne düzeydeyse siz o telefona o kadar bağımlısınız demektir.
Ailelerin çocuklarına olan bağımlılığı çocuklara en çok zarar veren bir durumdur. Düşünün ki çocuğunun üzerine titreyen bir ebeveyn onun yerine ders çalışan-çalışmayan, onun yerine sınavda iyi bir not alan-almayan bir ebeveyn… telaşları, tedirginlikleri, kaygılarıyla çocuğun elinin ayağına dolaşmasına, ne yapacağını şaşırmış bir hale gelmesine neden olan bir ebeveyn… İnanç sistemlerindeki bu negatif yazılımları bir şekilde ortadan kaldırmamız gerekmektedir. Ama kullandığımız, kullanacağımız yöntemler de çok önemlidir.
Çoğumuz ne istediğimizi çok fazla bilmeyiz. Ne istiyorsunuz dediğinde dut yemiş bülbüle döneriz ama ne istemediğimiz sorulduğunda dut yememiş bülbül gibi şakımaya başlarız. İyi ve kötü kavramında bir sınır olmadığını biliriz. İyinin iyisi, daha iyinin en iyisi, en iyinin de bir iyisi mutlaka vardır. Bunun tam tersi de geçerlidir. Öyleyse bir kendimizi, sahip olduğumuz değerleri, elde edeceklerimizi çok iyi tanımalıyız.
Bununla ilgili bir tespitimi paylaşmak istiyorum. Karşımıza çıkan sorunla boğuşmaktan sorunu çözmeye fırsat bulamayız. Mecalimiz kalmaz. Yorgun düşer ve sorunla yaşamaya devam ederiz. Kişinin sorunlarıyla didişmesinin bir anlamı yoktur. Kişinin sorunlarını deşelemek karşı bir direnç oluşturmaktan başka bir işe yaramaz. Bu nedenle sorunla uğraşmaktan vazgeçmeliyiz. Zaman, mekan ve kişinin o andaki ruh hali, çevre ile etkileşim çok önemlidir.
Bizi yönlendiren bilinçaltımız olduğuna göre ve bilinçaltımız da hayal ile gerçeği birbirinden ayırt etmediğine göre bilinçaltımızdaki programları kontrol etmeli, çeşitli iyileştirme çalışmaları yapmalı, gerekiyorsa bilinçaltımıza bir format atmalıyız. Bazen enerji kaynaklarımız yerli yerinde olmayabilir akışı düzgün sağlamak için enerji kaynaklarımızın yerini kontrol etmeliyiz. Bazen enerjimiz yetersiz kalabilir. Enerjimizi arttırmalıyız.
Farkındalık, ısrarla üzerinde durmaya çalıştığımız konu. Farkındalık olmazsa hiçbir şey olmaz. Cüzdanınızı çaldırdıysanız ya da kaybettiyseniz farkında olmadığınız için, bir hastalığa yakalandıysanız farkında olmadığınız için, bir girişiminizde başarısız olduysanız ya da farkında olmadığınız için… Boğulma tehlikesi geçiren birine yardımcı olabilmeniz için sizi dinlemesi gerekir. Sizi dinlemediği zaman sizin söylediklerinizin farkında olmadığı zaman sizin de hayatınız tehlikeye girecektir. Bataklıktaki bir adama yardımcı olmanız için de kendinizi sağlama almalısınız. Bataklığın içine siz de girerek o insana bir faydanız olamayacağının farkında olmalısınız.
Anne soruyor: “Çocuğum çok heyecanlı, ne tavsiye edersiniz?” ama kendi çocuktan daha heyecanlı. Annenin yapması gereken tek bir şey var o da çocuğuna uzak durmak, gölge etmemek. Tabi bunu yapabilirse…
Bir şeyler yapma çabası içine girmek kişinin yapabileceği bir başka hata. Çoğunlukla yakınlarımıza pek yardımcı olamayız. Ardından da “Mum dibine ışık vermez, terzi söküğünü dikemez deriz.”  Neden?
Çok pısırık, toplum içinde hep dinleyen, konuşmayan bir konumda isek deriz ki: “Söz gümüşse sükut altındır.” Yani hep altın değerinde olmak mı isteriz, hiç gümüş olmamalı mıyız, gümüş olanları niçin dinliyoruz o zaman, herkes altın olsun, ortalık sükûnetten göçsün gitsin.
İşe gitmediğimiz zaman bir bahanemiz olmalı ya, bir de bakarsınız ki başımız ağrımaya başlar, ateşimiz çıkar. Aaa hasta olmuşuz. Gerçekten hastayız. Doktora gideriz. Hiçbir şeyimiz yoktur. Ama biz öyle düşünmeyiz. Doktor bir şey bilmiyor, deriz.
Sigarayı hemen bırakabiliriz, ama şu anda bırakmak istemiyoruzdur, çünkü sigara içmeyi seviyoruzdur. Orta halli bir öğrenciyizdir, aslında istesek biz de çok yüksek notlar alabiliriz ama neden inek gibi çalışalım ki. Nasıl olsa çalışsam ben okulun birincisi olurum, deriz.
Çok kiloluyuzdur, bir diyete başlamışızdır, ama hiç canımızın istemediği şeyleri diyet sırasında canımız çeker. Bir hafta sonra tartılırız, 250 gram kilo vermişizdir. Bu eziyete değer mi, diye diyeti bozarız. Yaşlı biriyizdir, çocuklarımız bizimle ilgilenmiyordur. Çocuklarımız bizimle ilgilensin diye hasta oluruz. Onlar ne kadar çok ilgilenirlerse o kadar çok hasta oluruz.
Başarılı olmak isteyen kişi bu başarıyı sürdürmem gerekir diye başarılı olmak istemez. En iyisi hayal kırıklığına uğramamak için başarısız olmamın mazeretlerine sığınayım.  Sınava az kaldı, çalışırsam başarılı olamayabilirim, ben geri zekâlı değilim, hem çalışıp hem de başarısız olursam bunu çevremdeki insanlara nasıl anlatabilirim der ve çalışmaktan vazgeçeriz.
Zengin olursam herkes benden para ister, o zaman zengin olmayayım, paran mı var derdin var, para mertliği de bozar, azıcık aşım, kaygısız başım, param yok başım rahat deriz.
Yukarıda uzun uzadıya hayatımızdaki negatif yönleri ve bunları niçin bırakmadığımızı dile getirmeye çalıştık. Yani negatifliklerin pozitif yönlerini…
Yukarıda farklı bir çerçeveleme yöntemi kullandık.
Herhangi bir olumsuzluğun ortadan kalkmamasının nedeni o olumsuzluk hakkında sahip olduğumuz olumsuzluklardır. Sizce insan niçin başarısız olur? “Ya başarısız olursam.” düşüncesidir kişiyi başarısız yapan. Kendinin ve çevresindeki insanların: “Niçin böyle yapıyorsun.” sorusudur. Bu soruda iyileştirici bir taraf göremezsiniz. Olumsuz bir davranışı pekiştirmeden başka bir işe de yaramaz.
Acaba olumsuz bir davranışınıza rağmen kendinizi tamamen, derinden sevgiyle kabul edebiliyor musunuz? Bütün olumsuzluklara rağmen kendinizle barışık, kendinize karşı hoşgörülü olabiliyor musunuz?
Peygamberlerin, Mevlana’nın, Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş Veli’nin günümüzden yüzlerce yıl önce ısrarla üzerinde durduğu hoşgörü, insan sevgisi, kişinin kendiyle barışık olması, olumsuzluklara rağmen ümidini kaybetmemesi¸ yapmış olduğu hatalar karşısında kendini affetmesi ve yaratanından da af dilemesi…
Hoşuma gittiği ve anlatmak istediklerimizle de örtüştüğü için bir arkadaşımın gönderdiği bir yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum. Önümüzdeki ay görüşmek üzere… Duygu ve düşüncelerini benimle paylaşan tüm okurlarıma da fırsat bulmuşken teşekkür edeyim. Sağlıcakla.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız