Anne Sütü Tadında Bir Dil

0
356

Bir memleketin dimdik ayakta durabilmesi ekonomik yahut siyasal gelişmelere büyük ölçüde bağlı olabilir… Ama bir milletin ayaklarını sağlam bir şekilde yere basması ve gelecek nesilleri dallarıyla kuşatabilmesi o milletin kültür zenginliğine bağlıdır. Kültürü…

 

 

 

 Yazar : Hasan TANDOĞAN  
tandoganhasan@hotmail.com

Bir memleketin dimdik ayakta durabilmesi ekonomik yahut siyasal gelişmelere büyük ölçüde bağlı olabilir… Ama bir milletin ayaklarını sağlam bir şekilde yere basması ve gelecek nesilleri dallarıyla kuşatabilmesi o milletin kültür zenginliğine bağlıdır. Kültürü oluşturan en büyük etken ise “dil”dir…

Her toplumda “dil” kavramı zaman zaman esnemelere sahne olabilir. Yakınlaştığı kültürlerden kendisine kelimeler kazandırır yahut kendi kelime hazinesinden ihraç eder. Dünyanın en çok kullanılan dili olan İngilizce de birçok dilin kırması bir yapıya sahiptir nitekim… Biz de geçmiş dönemlerde Arapça, Farsça kelimeleri katmışızdır dilimize… Ama bu karışım bazılarının zihinlerinde canlandırdığı gibi “Arapça ve Farsça’nın olduğu gibi alınıp dilimize monte edilmesi şeklinde” olmamıştır… Bu konuda İlber Ortaylı; “Osmanlı’da Arapça ve Farsça bilenlerin sayısı bugün İngilizce bilenlerin sayısı kadardır” diyerek bizi aydınlatmıştır… Bizim memlekette birçok genç arkadaşımız Osmanlı’yı, Arapça – Farsça konuşulan bir memleket olarak hayal edebiliyor maalesef…
Neyse bunları bir kenara bırakalım ve asıl girmek istediğim mevzuya adım atalım. Geçenlerde elime bir kitap aldım… Kitap 1970’li yıllarda basılmış bir kitaptı… Merak ettim ve okumaya başladım. Ama kendimi başka dilde yazılmış bir kitabın çevirisini yapıyormuşum gibi hissettim birçok satırda… Halbuki bu kitap 30 – 40 sene evvel yazılan bir kitaptı en nihayetinde… Kitabı yanıbaşımdaki bir sözlük sayesinde bitirebildim ancak… Sonra başladım “acaba dedelerinin anladığı Türkçe’yi anlayamayıp da ‘eski yazı’ diye yaftalayan başka bir memleket var mıdır” diye düşünmeye…
Acaba dilimizi diğer dillerin etkisinden kurtaracağız diye sadeleştirerek doğru mu yapıyoruz? Toplumlar, dillerini zenginleştirmek için uğraşırken bizler niye sadeleştirmek adına elbisesini, etini sıyırıp ortada tatsız tuzsuz bir kemik yığını bırakmaya çalışıyoruz? İngilizce bir sözlüğü açtığınızda bir kelimenin taşıdığı birçok anlam olabiliyor… Ama bizim dilimizde bir anlamı ifade etmek için sayısız kelime türetebiliyoruz zaman zaman… Anlatıma anlam kazandıran ve toplumumuzca kabul görmüş bazı kelimeleri “ithal kelimeler” diyerek kenara atmaktan ziyade, “Türkçemiz’e kazandırdığımız zenginlikler” diyerek bağrımıza basamaz mıyız?
Diller, tarihi seyrinde kendilerini yenilerler, fazlalıklarından sıyrılır yahut yeni karşılıklarla tazelenirler… Ama bu zoraki bir şekilde yapılmaya çalışılırsa ortaya enteresan bir yapı çıkar ve açıkçası“anne sütü kokan Türkçemize” karşı yabancılaştırılmış oluruz… Mesela “millet” kelimesini bu halk içine sindirmişse birileri gidip de; “Hayır efendim, millet başka bir dilden ithal edilmiştir… Onun yerine ‘ulus’ kelimesi kullanılmalıdır” derse bir kişi halktan ayrı bir dil oluşturmaya kalkmış olur ki bu da bir deprem etkisi yapabilir…
Ben yapay sadeleştirmelere karşıyım… Ve ben 30 sene önce yazılmış bir kitabı elimde sözlük olmadan okuyabilmek istiyorum… Bunun için üniversitede edebiyat bölümü okumama gerek kalmamalı… Ya da yabancı bir dil öğreniyormuşum gibi olmamalı…
Benim kimilerinin “eski Türkçe” diye tabir ettiği ama en fazla 30-40 sene önce konuşulan dilimize olan ilgim zaman zaman lisedeki Türk Dili hocamdan “fırça yememe” bile sebep olmuştur. Kompozisyon ödevlerime eski Türkçe (!) kelimeleri serpiştirdiğim zaman; “Oğlum Hasan… Çağının adamı ol, bırak bu eski kelimeleri…” diye tenkit ederdi beni. Ama galiba hocamın unuttuğu bir nokta vardı… Çağdaş olan herşey iyi olmayabiliyordu… Ve bence “dilimizi sadeleştireceğiz” bahanesiyle dilimizin boğazını sıkmak, sesini kesmek çağımızın getirdiği bir yenilik değil; aksine bir bilim dili, edebiyat dili, düşünce dili olan Türkçemize ihanetti…
Bizler maalesef otuz – kırk sene evvelki Türkçemize yabancılaştık… Belki de yabancılaştırıldık… Benim bugün yazdıklarımı yirmi – otuz sene sonra torunum anlayamayacaksa bana göre bu dilin gelişimi değil, bir kültürün sistemli olarak soykırımıdır… Kendi diline, kendi kültürüne yabancılaşan bir millet kendi kendini darağacına çıkarıyor demektir… Boynumuzu ipe geçirmeden önce aklımızı başımıza almalı ve “bizim olana” sahip çıkmalıyız…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız