Kişilik Tarihimizin İlk Çağı ve İnanç

0
378

Çocuklarımızın maneviyat sisteminin güneşini "sevgi" yapalım ki sorularının cevaplarıyla kurdukları "inanç" gezegenleri yörüngelerinden hiç çıkmasın. Böylece başka inanç gezegenlerine çarpmasın. Yaşam içine dağılmadan önce anne karnında…

 

 

 

 Yazar: Tuba Kayserİlİ
tubaakarkayserili@hotmail.com

Çocuklarımızın maneviyat sisteminin güneşini "sevgi" yapalım ki sorularının cevaplarıyla kurdukları "inanç" gezegenleri yörüngelerinden hiç çıkmasın. Böylece başka inanç gezegenlerine çarpmasın.

Yaşam içine dağılmadan önce anne karnında başlıyor insanın ilk maneviyatı. Ruhun yaratılmasıyla "inanç" istiyor insan hayata gözlerini açınca. Önce anneye, babaya, çevresindekilere inanmak istiyor. Aldığı "temel güven" kadar inanıyor varlığına. 3 yaşına geldiği dönemlerde çevreyi, varlığı keşfetmeye daha fazla çabalıyor. Olgun bir edayla sorular soran küçük bir filozof giriveriyor hayatımıza. Her şeyi soruyor, irdeliyor, merak ediyor. "Aman ne çok sordun!" diyoruz bazen belki de bıkkın bir tavırla. Oysa…  
O "bilmiş seni" deyip geçtiğimiz "küçük insan" bilmek istiyor kısaca. Neyi mi? Aklına, gözüne, yaşantısına giren her şeyi… Sorguluyor. Evet, belki bizim kadar bilimsel düşünemiyor her şeyi. Ama o küçük minik insanların da var bir mantığı. Onlar da birer birey kişilik oluşturmaya çalışan. Hayata anlam katmaya, tutunmaya uğraşan… Ve işte onların hayatlarına anlam katacak en büyük meraklarından biri…
Çoğunluk sorduklarında dilimizin dönmediği, nutkumuzun tutulduğu, nasıl cevaplayacağımızı şaşırdığımız bir kavram: "Çocuk ve inanç" Bence minik insanlarımızın tüm yaşantılarını etkileyecek mihenk taşlarının en önemlisi. Hep büyünce öğrenirsin diye geçiştirdiğimiz… Acaba gerçekten öyle mi? Büyüyünce geç kalınmış olunmasın sakın? Onları siz eğitmeyince "inanç" tohumları yerine "nifak" tohumları ekilirse yüreklerine… Okul öncesi çağda inanç kavramı bu kadar önemli ve hassastır işte. Çok sık karşılaşıyorum; anne-babalar çocuklarını "Şunu yapmazsan Allah seni yakar, böyle davran yoksa Allah seni çarpar" gibi ifadelerle tehdit ederek kendilerince disiplin sağlamaya çalışıyorlar. Farkında değiller ki geleceğimizin maneviyatını tehdit ediyorlar.
Minik insanların kocaman yüreklerine önce "korkuyu" yerleştiriyorlar. Ya sevgi? Her şeyi sevgi için yaratmış olan Yaratıcıyı korkuyla öğretiyorlar. Anlamıyorlar ki insan sevse zaten sevdiğini incitmekten korkar en çok. Her güzelliğin yolu sevgiden geçiyor. Sevgi inançtır zaten. Hz. Muhammed, "Nefret ettirmeyiniz, sevdiriniz. Zorlaştırmayınız;  kolaylaştırınız." diyor.
Okul öncesi çağda oluşmayan ancak 12 yaşından sonra gelişen "soyut düşünme" kavramıyla anlaşılacak olguları çocuklarımıza yanlış zamanda aktarıyoruz. Mesela "ölüm" kavramına bağlı cennet inancı…
İyilik ve Sevgiyi Çocuk Zihnine Yerleştirmek
Bir öğrencime annesi cennette her istediğinin olacağını, sütten nehirler olduğunu falan anlatmış. Bu öğrencim annesinin anlattıklarından etkilenerek evlerinin balkonundan atlamaya kalkışmış. Okula geldiğinde ise sürekli "Ben ölmek istiyorum, cennete gideceğim. Bu dünyada çok sıkılıyorum." gibi cümleler kuruyordu. Okul öncesi uzmanı olarak psikolog arkadaşımla uzun bir süreçte bu saplantısında sağlıklı davranışlar sergilemesini ancak sağlayabildik. Başka bir hata da okul öncesi çağda "soyut ifadeleri somutlaştırıp" anlatmaktır. Örneğin, Tanrıyla ilgili olarak camilere "Allah'ın evi" denmesi şeklinde… Minik insanlarımız orayı gerçekten Allah'ın yaşadığı yer olarak algılıyor. Allah kavramı beyinlerinde görselleşiyor. Yine özellikle Türk filmlerinde çok karşılaştığımız yanlış ifadelerden biri  "Allah baba". Çocuklarımız körpe beyinlerine Allah'ı yaratılmış canlılara benzeterek işaretliyor böylece. Bunun felaket sonuçlarını farklı isimler adı altında dünyamızda bir hayli görüyoruz. Satanistler, uzaylılardan medet umanlar… Bir de böyle olaylar duyduğumuzda nereden çıktı bu sapkınlık diyoruz. Oysa yanlış eğitimlerimizin ektiğini biçiyoruz.
Çocuklarımızın maneviyat sisteminin güneşini "sevgi" yapalım ki sorularının cevaplarıyla kurdukları "inanç" gezegenleri yörüngelerinden hiç çıkmasın. Böylece başka inanç gezegenlerine çarpmasın. Kutsal kitabımızın dediği gibi benim dinim bana, senin dinin sanadır demeyi bilsin saygılıca. Minik insanların yüreklerine iyiliği ve sevgiyi "iyilik ve sevgiyle" yerleştirelim. Onların sorularını okul öncesinden başlayarak doğru, açık, basit ifadelerle, anlaşılır şekilde tatmin edelim. Ruhlarına şekil verirken biçimsizleştirmeyelim. Unutmayalım ki, "Okul öncesi çağ, kişilik tarihimizin ilk çağıdır. İlerleyen gelişim çağlarımızda manevi keşiflerimizin bulgularına okul öncesi çağda yatırım yaparız."

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız