Kadirin Üç Kağıtları Kişisel Gelişimi Bozar mı?

0
338

‘En Son Babalar Duyar’ dizisini bilmeyeniniz yoktur her halde. Bize bizden bir hikaye anlattığından olsa gerek sevilerek izlendi, çeşitli kanallarda dolaşarak izlenmeye devam ediyor.
Bilhassa Kadir’in üç kağıtçılıkları pek hoşa gittiğinden mi bilmem, dizinin kadrosunda epey bir değişiklik yapıldı ve şimdi hikayenin ekseninde onun maceralarını görüyoruz.
Bizim halkımız galiba böyle gariban üç kağıtçılara hep biraz sempatiyle bakmış. Türk sinemasının geçmişine bakarsak, Turist Ömer (Sadri Alışık)’den, Kemal Sunal’ın canlandırdığı sevilen tiplemelere kadar hep aynı temayı görürüz: Akıllı geçinen zenginleri kandıran halk çocuğu, sevimli üç kağıtçı.
Hatta daha geriye, halk masalarına kadar gidersek, bu karakterin köklerinin Keloğlan’a kadar uzandığına şahit oluruz. Gerçekten de …

 

H. Kübra Ergİn
hkubraergin@yahoo.com

 

‘En Son Babalar Duyar’ dizisini bilmeyeniniz yoktur her halde. Bize bizden bir hikaye anlattığından olsa gerek sevilerek izlendi, çeşitli kanallarda dolaşarak izlenmeye devam ediyor.
Bilhassa Kadir’in üç kağıtçılıkları pek hoşa gittiğinden mi bilmem, dizinin kadrosunda epey bir değişiklik yapıldı ve şimdi hikayenin ekseninde onun maceralarını görüyoruz.
Bizim halkımız galiba böyle gariban üç kağıtçılara hep biraz sempatiyle bakmış. Türk sinemasının geçmişine bakarsak, Turist Ömer (Sadri Alışık)’den, Kemal Sunal’ın canlandırdığı sevilen tiplemelere kadar hep aynı temayı görürüz: Akıllı geçinen zenginleri kandıran halk çocuğu, sevimli üç kağıtçı.
Hatta daha geriye, halk masalarına kadar gidersek, bu karakterin köklerinin Keloğlan’a kadar uzandığına şahit oluruz. Gerçekten de her başarılı kültür ürününün milli bilinçaltında yatan kökleri vardır; çünkü her milletin sempatik bulduğu, güldüğü, acıdığı ve sevdiği belli arketipler mevcuttur.
Bu karakterler, toplumun bireyi eğitimi ve ona duyulan tepkiden doğarlar. Her toplum bireylerini eğitirken, onlara bazı baskı ya da yüceltmeler empoze eder. Görülen bu baskılar da bir halk kahramanı yaratılarak onun üzerinde işlenir. Böylece toplumsal bir deşarj sağlanmış olur. ‘Tek karılılık’ sistemine sadık Yunanlıların baş tanrıları Zeus’un ‘Çok karılı’ oluşu gibi…
Acaba bizim kültürümüz girişkenliği ve kurnazlığı baskı altına aldığı için mi bu özellikler Keloğlan’da karakterize edilmiş? Bu bir hüküm değil, üzerinde düşüneceğimiz bir ihtimal. Siz ne dersiniz?
Dizinin ilk bölümlerinde Kadir’in kayın pederi; -şu her bölümün sonunda “Neden her şeyi en son ben duyuyorum?” diye bağırarak, diziye adını veren baba- tipik bir ortalama Türk vatandaşı değil miydi? Zengin olmuş meslektaşının, “Sen de alsana bir CNC tezgah. Bak ben Zekeriyaköy’de şato aldım.” gibi şişinmelerine karşı iç çekerek savuşturmaca cevaplar verirdi. Bu tavırlarıyla değişime cesaret edemeyen, eski usullere bağlı otoriter baba rolünü çok iyi canlandırmaktaydı.
Zaten yenilikleri tepkiyle karşıladığı için evde herkes ya olup biteni ondan saklıyordu; ya da konu babaya anneyi aracı yaparak çekine çekine açılıyordu. Geleneksel babaların çok iyi karikatürize edildiği bu bölümlerde gerçekten de Türk halkı kendi ailesini görüyordu.
Şimdi ise Kadir’i, kayın pederinin tam aksi bir tiplemede görüyoruz. Düşüncesizce bir cesaretle, ölçüp biçmeden her işe atlıyor, sonunda -Keloğlan ve Kemal Sunal karakterleri gibi tesadüf eseri başarılı olamasa da- en azından ucuz atlatıyor. Asıl dikkat çeken ise, sanki kayın pederinin iç çekişlerinin intikamını alırcasına dönüp dönüp “sonradan görme aile dostu”nu dolandırıyor. Tabi senaryodaki bu değişim, ilk bölümlerdeki hayatın aynası gerçekçiliğinden uzak, uçuk bir hikaye ortaya çıkarıyor. Her ne kadar komedi unsurları saçmalığı kabul edilebilir olarak sunsa da, zengin iş adamının bunca deneyimden sonra hala Kadir’e niye güvendiği meselesi açıklanması güç bir durum. Ama biz böyle şeyleri severiz; ne de olsa bize “Aslında her zengin ve başarılı kişi çok da akıllı değildir. Bakın, ne kadar kolay kandırılabiliyorlar.” deme fırsatı sağlarlar.
Kadir’in sempatiyle karşılanması, bilinçaltımızda büyük yere sahip olan “başarılı olanları kıskanma” huyumuzu da çok güzel yansıtıyor aslında. Biz daima aramızdan biri başarılı oldu mu tasavvufi benliksizlik ve tevazu ayaklarından solcu söylemlere kadar her türlü argümanı devreye sokar, alttan alttan hasetçilik yaparız. 
Hasetçilik huyumuz, Osmanlı’dan beri iyi yetişmiş ve girişken pek çok değerli insanımızın başını yememize sebep olmuştur. Oysa yüzyıllar öncesinde Anadolu’yu bize vatan yapan Türk-İslam kültürü, başkasını kıskanmakla uğraşmayacak kadar aktif, kendini amacına adamış kahraman rolünü yüceltmekteydi. Sonra ne oldu da, “İcat çıkarma!”, “Kafayı takma.”, “Çok okuma, kafayı bozarsın.” gibi söylemleri üreten bir toplum olduk. Ve içimizden biri çıkıp da bu zihinsel kalıpları aşınca kıskançlıkla çeşitli yaftalar yakıştırmayı görev bildik.
Gerçekten de çoğumuz başarı aleyhinde ön yargılara sahip değil miydik? Hatta rahmetli Turgut Özal bir konuşmasında, “Zengin Müslüman fakir Müslüman’dan hayırlıdır.” hadisini okudu diye kızanlar olmuştu. Rahmetliyi pek çoğumuz anlamadığı gibi, anlayanlar da galiba eksik anladı. Ardından dizideki karakterlerle simgelenebilecek kadar keskin bir devrim oldu ve korkaklığımızı bıraktık; ama bu kez de sorumsuzca girişkenlikte aşırılığa kaçmaya başladık.
Düşünsenize, son on yılda aramızda nice Kadirler üretmedik mi? Kimi başbakanı dolandıran, kimi saadet zinciri kuran nice sorumluluk duygusu az, öz değeri zayıf kişilik türemedi mi bu toplumda? Hatta bankasına ve tüm mal varlığına el konulup açık artırmayla satılmakta olan bir holding sahibi siyasetçimiz, ilk kez girdiği bir seçimde %7 gibi bir oy almadı mı? Bu oyu ona verenler kendisinin siyasete neden girdiğini bilmiyorlar mıydı?
O seçim öncesinde bir genç, “Valla ben ……’nın partisine oy vereceğim. O adam dolandırıcı; belki IMF’yi de dolandırır da devleti borçlarından kurtarır.” derken bu kültürel savrukluğu anlatmıyor mu?
Kalıpları kırmak, değişmek, dönüşmek derken ne anlıyoruz, ne kadar doğru anlıyoruz biraz daha dikkat etmemiz gerekiyor. Hatta günümüzün halk masalları yerindeki TV dizilerini dahi, bilinçaltımızı yönlendiren etkiler olarak daha titiz işlemeliyiz. Elbette bu titizliği sansür uygulamalarından değil, eleştirmenlerimizden ve halktan gelen tepkilerden ve bunlara duyarlı yapımcılardan bekliyoruz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız