Eğer rüyalar gerçek olsaydı, bu durum insanların deneyimlediği her şeyin daha karmaşık ve belki de fantastik bir hale gelmesine neden olabilirdi. Gerçek dünyada mümkün olmayan olaylar, mekanlar ve varlıklar rüyaların gerçek olmasıyla mümkün olabilirdi. İnsanlar belki de istedikleri her şeyi rüyalarında yaşayabilir, sınırlar olmaksızın hayal güçlerini kullanabilirlerdi. Ancak, bu durum aynı zamanda gerçekliğin değerini azaltabilir, insanların gerçek dünyadaki deneyimleriyle bağlantı kurma ihtiyacını azaltabilir ve bu da bir tür gerçeklik kaybına yol açabilir.
Göçün Parlatılmayan Yüzüne Yakından Bakmak
Hande Ercan’ın “Göçün Gerçek Yüzü” adlı çalışması, göçü bir başarı vitrini değil; kayıp, uyum, kırılma ve yeniden kuruluşun iç içe geçtiği bir insan hâli...














