Osmanlı Padişahlarına Yapılan Suçlamaların Gerçek Yüzü

0
277

Tarih, başlangıcından bugüne değin siyasi, ideolojik, dini ve kültürel sebeplerle daima aslından saptırılmaya; suni dayatmalarla birtakım ısmarlama şablonlara göre şekillendirilmeye çalışılmıştır.
İnsanlık tarihi boyunca, siyasi çıkarları ve iktidarı meşrulaştırıp güçlü ve devamlı kılmanın en sağlam dayanağından birisi de, ‘tarihi yalanlar’ uydurmak olmuştur.
Yeryüzünde dünden bugüne, pek çok insan topluluğunun geleceği, bu tarihi yalanlar üzerine bina edilmiştir.
Kendi tarihimizin, çarpıtma ve yalanlara en fazla hedef olmuş dilimi ise hiç kuşkusuz ‘Osmanlılar’ zamanıdır.

 

 

İSMAİL ÇOLAK
colak38@mynet.com

 

Tarih, başlangıcından bugüne değin siyasi, ideolojik, dini ve kültürel sebeplerle daima aslından saptırılmaya; suni dayatmalarla birtakım ısmarlama şablonlara göre şekillendirilmeye çalışılmıştır.

İnsanlık tarihi boyunca, siyasi çıkarları ve iktidarı meşrulaştırıp güçlü ve devamlı kılmanın en sağlam dayanağından birisi de, ‘tarihi yalanlar’ uydurmak olmuştur.

Yeryüzünde dünden bugüne, pek çok insan topluluğunun geleceği, bu tarihi yalanlar üzerine bina edilmiştir.

Kendi tarihimizin, çarpıtma ve yalanlara en fazla hedef olmuş dilimi ise hiç kuşkusuz ‘Osmanlılar’ zamanıdır.

Bazı Osmanlı padişahları, iç ve dış kaynaklı birtakım iftira oklarına hedef olmaktan maalesef kendilerini alıkoyamamışlardır.  Bu yazımda, Necip Fazıl’ın “Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan” tespitiyle örtüşecek bazı ‘tarihî yalanlar’ bulacaksınız.

Yıldırım Bayezid İçki İçip İntihar Etti mi?
Bursa’da Ulu Cami’yi yapan, Emir Sultan Buhari’nin kayınpederi olan Yıldırım Bayezid’in, bir ‘içki bağımlısı’ olduğu iddia edilemez. Ayrıca Molla Fenâri veya Emir Sultan’ın, içki içtiği için Yıldırım Bayezid’in şahitliğini kabul etmediği iddiası da doğru değildir. Belki Molla Fenâri’nin, bir konuda şahitliği arzu edilen Yıldırım’ın, cemaatle namazı terk etmesinden dolayı şahitliğini kabul etmediği doğrudur. O da bunun üzerine cemaatle namazı terk etmemek için sarayın yanına yeni bir cami inşa ettirmiştir. Ancak, Yıldırım Bayezid devrinde işin biraz gevşediğini kaynaklar kaydetmiştir. Lâkin bu, onun içki içtiğini göstermez. Bazı kaynaklar, Bayezid’in Sırp Kralı Lazar’ın kızı Marya ile evlendikten sonra, bu kadının Müslüman olmaması veya başka sebeplerle, az bir süre için de olsa içki kullandığını ifade etmektedir. Ne zaman içki içmeye başladığı belli değildir; fakat hemen tövbe ederek Ulu Câmi’yi inşaya başladığı ise, yine kaynaklar tarafından açıklanmaktadır.

Yıldırım’ın intiharı iddiası ise, güvenilir yerli ve yabancı kaynaklarda yer almamaktadır. Sadece, Fuad Köprülü’nün bazı zayıf rivayetleri, zorlama yorumlara tâbi tutarak Cumhuriyet’in ilk yıllarında dile getirmesinden sonra mesele alevlenmiştir. Mükrimin Halil Yinanç ve İsmail Hakkı Uzunçarşılı gibi tarihçiler, bu iddianın tamamen yanlış olduğunu delilleriyle ortaya koymuşlardır.

Fatih’in İçki İçtiği Doğru mu?
Fatih’in de içki kullandığı iddialarının hiçbir güvenilir kaynakta yeri yoktur. Hz. Muhammed’in övdüğü bir devlet adamına, bu tür iftira ve yakıştırmaları hiçbir delile dayamadan seslendirmek ise, belli çevrelerin kasıtlı yayınları olarak değerlendirilmelidir. Mevcut Osmanlı ve hatta Bizans tarihlerinin hiçbirinde, Fatih’in içki içtiğine dair yazılı belge bulunmamaktadır. Yalnızca, Fatih’in şiirlerinde geçen bazı tabirleri ile İstanbul’u fethetmesinden dolayı gururları incinen bazı Batılı tarihçilerin kendilerine göre yorumları vardır. Fatih, ‘Avnî’ takma ismiyle yazdığı şiirlerde, kadından ve şaraptan bahsetmiştir; ancak bunlar, divan edebiyatındaki mecaz ve istiare gibi kurallar çerçevesinde söylenmiştir ve özel manalar taşımaktadır. Divan edebiyatını bilenlerin hiçbiri 500 yıl boyunca, bu şiirlere bakarak Fatih’e böyle bir iftirada bulunmamıştır. Fatih, yazdığı gazellerde kullandığı şarap ve benzeri kelimelere, ince remizler (işaretler), mecazi mana ve mazmunlar (sanatlı ince anlamlar) yüklerken, bir gün gelip de birtakım insanların bu kelimelere gayr-ı meşru anlamlar yükleyeceklerini tahmin bile edemezdi. “Onun şarabı; Mevlânâ’nın, Hacı Bektaş’ın ve Hacı Bayram’ın kasidesinde demlenmektedir ve ilahî aşkın mest eden şarabıdır.”

IV. Murad Eğlenceye Düşkün ve İçkici miydi?
IV. Murad’ın zevk ve eğlenceye düşkünlük içinde olduğunu söylemek tamamen yanlıştır ve hiçbir temel tarih kitabında böyle bir şeye rastlanmamıştır. IV. Murad ve diğer padişahların kadınlarla gayr-ı meşru şekilde beraber olmaya ihtiyaçları yoktu. Zira, cariyelerle, meşru dairede bir hayat yaşamaları her zaman mümkündü. Nitekim, IV. Murad’ın, Ayşe Sultan isimli bir hanımı ve karı-koca hayatı yaşadığı yedi-sekiz de câriyesi olduğu nakledilmektedir. IV. Murad’ın açıktan içki kullandığına dair rivayetler de doğru değildir. Gizlice ve buhran dönemlerinde içki kullansa bile, açıktan içki içtiği ve sarhoş olduğu söylenemez. İçki düşmanı olan bir padişahın, içkici ve sarhoş biri olduğunu söylemek çok zordur.

I. İbrahim Deli miydi?
I. İbrahim’in buhranlı bir hayatı bulunduğu ve kendisinin basit, sade, hırs ve gururdan uzak, elmas yürekli hassas bir insan olduğunda tarihçiler ittifak halindedir. I. Mustafa’ya söylenen ‘hafif akıllılık’ gibi tabirler, bu sultan için hiç kullanılmamıştır. Her zaman hatalarını kabul eden bir şahıstır o. Güvenilir Osmanlı kaynaklarında, onun için ‘deli’ lakabı kullanılmamaktadır. Sadece, son zamanlarda kaleme alınan bazı kaynaklar, ısrarla bu lakabı ön plana çıkarmaktadır. Halbuki, onun devletin askeri, mali, adli ve idari ıslahatı için yaptıkları ve yapılanlara olan teşvikleri, isnat edilen bu sıfatı yalanlayan yeterli bir delildir. Bütün bunlara rağmen, I. İbrahim’in tahta çıktığı zaman hasta olduğu kesindir. Kaynaklar, onun zaman zaman derin psikolojik sıkıntılar içinde kaldığını ve yüreğinin sıkıldığını ifade etmektedirler. Devrin şartları göz önüne alındığında, Sultan İbrahim’in düşünme, idrak etme ve kavrama kabiliyetinde bir bozukluk olmadığını uzmanlar belirtmektedirler. Acılı geçmişi, iyi bir eğitim görmemiş olması, şahsiyetinin oturmayışı ve sorumluluk duygusunun fazlalığı onu bu hale sokan sebeplerdir. Uzmanların tespitine göre rahatsızlığı, ‘anksiyete’ bozukluğu denilen ‘nevroz’ türünde bir hastalıktır.

Abdülaziz İntihar mı Etti?
Sultan Abdülaziz’in sözde intiharı meselesi incelendiğinde görülmektedir ki, olay intihar değil, açıkça Hüseyin Avni Paşa, Mithat Paşa ve arkadaşlarının işledikleri bir cinayettir. Zira, Ahmed Cevdet Paşa’nın ifadesiyle, “Makasla sol kolunun damarlarını kestikten sonra, yaralı kol ile sağ kolunun damarlarını kesmesi inanılmaz bir durumdur.” Diğer taraftan, koskoca Osmanlı padişahının bu şekilde ölümü üzerine, her çeşit soruşturma ve tıbbi incelemenin yapılması gerekirken asla bu yola gidilmemiş ve sadece Fahri Bey denen birinden sorularak alelacele ‘sahte ölüm raporu’ hazırlanmıştır. Hüseyin Avni Paşa, muayene taleplerini şiddetle reddetmiştir. O dönemi ve bizzat olay günlerini yaşayan güvenilir tarihçilerin (A. Cevdet Paşa ve Mahmud Kemal) ve o dönemde olayı konu edinen Avrupa basınının kanaati de olayın cinayet olduğu yönündedir. Kısaca, İngilizlerin kuklası olan Mithat Paşa, Hüseyin Avni Paşa ve adamları, kendi emellerine ters gördükleri Abdülaziz’i, İngilizlerin tahrikiyle şehit etmişlerdir.

Yalanların Tortusundan Kurtulmak    
Tarih, ideolojilerin ve siyasi iktidarların çıkar aleti ve savaş kalkanı olmaktan kurtarılmalıdır. Tarihe, siyasi-ideolojik ön yargılar ve art niyetlerle değil, tarih ilminin öngördüğü disiplin ve metot çerçevesinde yaklaşılmalıdır. 2000’li yıllarda arzuladığımız yükselişi yakalayabilmenin olmazsa olmazlarından birisinin de, doğru bir tarih bilgisine, anlayışına ve nihayet geçmişle barışık olmaya bağlı olduğu şüphe götürmez bir hakikattir. Bu hususta atacağımız ilk acil adımsa, geleceğimizi tarihi yalanlar üzerine bina etme ve geçmişle kavgalı olma illetinden bir an evvel kurtulmaktır.

 

Kaynaklar: Neşrî, Kitâb-ı Cihân-nümâ, Neşr: A. Köymen, F. Unat, c.1, Ank.1987, s.332-333,358-363; Lütfi Paşa, Tevârih-i Âl-i Osman, İst.1341, s.45,59-60; Solakzâde, Tarih-i Solakzâde, İst.1297, s.51-91; Hoca Sa’deddin Efendi, Tâc’üt-Tevârih, c.1, İst.1279, s.217; İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.1, Ank.1982, s.260-323; Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi, c.2, İst.1983, s.306-352; Ahmed Refik, Kadınlar Saltanatı, c.1, İst.1923, s.22-25; Uluçay, Padişahların Kadınları ve Kızları, Ank.1992, s.7-10, 54-56; Fuad Köprülü, “Yıldırım Bayezid’in İntiharı Meselesi”, Belleten, c.7, Sayı:27(1943), s.591-599; Ahmed Akgündüz, Said Öztürk, Bilinmeyen Osmanlı, İst.1999, s.59-61, 100, 190-191; Namık Kemal, Evrâk-ı Perişan, Neşr. İ. Pala, Ank.1989, s.99-114; Mustafa İsen, “Osmanlı Hânedânının Şairliği ve Fâtih”, Tarih ve Medeniyet Dergisi, Sayı:40(1997), s.8-10; Naima, Tarih-i Naima, c.3, İst.1280, s.213, 338, 420-421, 429-430, 449; c.4, s.243-244,298-334; Peçevî, Tarih, c.2, İst.1281, s.399 vd.; Öztuna, Osmanlı Devleti Tarihi, c.1, İst.1986, s.346-350; c.2, s.576-578; Uluçay, “Sultan İbrahim Deli, Hasta mıydı?”, Tarih Dünyası, 15 Temmuz-1 Ağustos, 15 Ağustos-1 Eylül 1950, 1 Şubat ve 15 Nisan 1951 Tarihli Sayıları; Sefa Saygılı, “Sultan İbrahim Deli miydi?”, Eğitim Bilim Dergisi, Şubat 1999, s.26-27; Mahmud Celâleddin Paşa, Mir’ât-ı Hakikat, Neşr: İ. Miroğlu, c.1, İst.1983, s.116-121; Ahmed Cevdet Paşa, Tezâkir, Neşr: C. Baysun, c.4, Ank.1986, s.155-160; Enver Karal, Osmanlı Tarihi, Ank.1988, c.4, s.169-264, c.7, c.255-360; Uzunçarşılı, “Sultan Abdülaziz Vak’asına Dair Vak’anüvis Lütfi Efendi’nin Bir Risalesi”, s.349-373; Öztuna, Türkiye Tarihi, c.12, s.198; Süleyman Kocabaş, Çarpıtılan Tarihimiz, İst.2000, s.67-77. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız