MİMAR SİNAN

0
297

 

(1490- 1588)

 

Mimar Sinan, 1490 yılında Kayseri’nin Agrınas köyünde doğdu. Yavuz Sultan Selim zamanına kadar, devşirme çocukları yalnız Rumeli eyaletlerinden alınırken Yavuz, bu kuralın Anadolu eyaletlerinde de uygulanmasını emretti. Kayseri’den gelen ilk devşirme kafilesi arasında Mimar Sinan da vardı. İstanbul’a geldikten sonra, Atmeydanı’ndaki İbrahim Paşa sarayında bulunan, Acer Oğlanlar Mektebi’ne verildi. Orada dülgerlik ve yapıcılık öğrendi.

 

Acemi Oğlanlık devresini dokuz yılda tamamlayan Sinân, Kânûnî Sultan Süleymân’ın Belgrad Seferine Yeniçeri olarak katıldı. Büyük kâbiliyeti sebebiyle Yeniçerilikte sık sık terfi etmeye başladı. Rodos Seferine Atlı Sekban olarak katılıp, Mohaç Meydan Muhârebesinden sonra, gösterdiği yararlıklar sebebiyle takdir edilerek, Acemi Oğlanlar Bölük Komutanlığına yükseldi.

 

Kanunî Sultan Süleymân’ın İran Seferi sırasında Van Gölüne geldiklerinde, Sadrâzam Lütfi Paşa karşı sâhile gitmek ve düşmanın gözetlemek istedi. Bu sebeple Sinan’a kadırga yapması emredildi. Mimar Sinan’ın iki hafta gibi kısa bir sürede üç adet kadırga yapıp donatmasına, çok memnun olan Lütfi Paşa, gemilerin idaresini ona verdi. Bu başarısı ile büyük itibar kazandı. İran Seferinden dönüşte, Yeniçeri Ocağında itibarı yüksek olan Hasekilik rütbesi verildi.

 

Kara Boğdan Seferinde, ordunun Prut Nehrini geçmesi için bir köprü gerekliydi. Zemin kaygan olduğundan bu işi kimse başaramadı. Bu iş Mimar Sinan’a verildi. Sinan, ordudaki bütün mîmâr ve marangozları toplayarak on üç gün gibi kısa bir sürede köprüyü yapıp ordunun karşıya geçmesini sağladı. Bu olaydan sonra Mimar Sinan, Hassa Başmîmarı oldu.

Mimar Sinan, katıldığı her seferde gördüğü bina ve harabelerden bir ders aldı. Batının ve Doğunun mimarî tarzını inceleme imkânını buldu. Bu iki üslubu birleştirerek bir çok orijinal eser verdi.

 

Mimar Sinan’ın Mimarbaşı olduktan sonra verdiği üç büyük eser, onun sanatının gelişmesini gösteren basamaklardır. Bunların ilki İstanbul Şehzâdebaşı Camii ve külliyesidir. Bu Cami daha sonra yapılan bütün câmilere örnek teşkil etmiştir. İkincisi Süleymaniye Câmii, Mîmar Sinân’ın İstanbul’daki en muhteşem eseridir. Kendi tabiriyle kalfalık döneminde yapılmıştır.

Mîmar Sinân’ın en güzel eseri, seksen yaşında yaptığı ve “ustalık eserim” diye takdim ettiği, Edirne’deki Selimiye Câmiidir.

 

Mimar Sinan, birbirinden çok değişik konularla uğraştı. Zaman zaman eskileri restore etti. Bu konudaki en kesif çabalarını Ayasofya için harcadı. 1573’te Ayasofya’nın kubbesini onararak çevresine, takviyeli duvarlar yaptı ve eserin bu günlere sağlam olarak gelmesini sağladı. Eski eserlerle abidelerin yakınına yapılan ve onların görünümlerini bozan yapıların yıkılması da onun görevleri arasındaydı.

 

Mimar Sinan, İstanbul caddelerinin genişliği, evlerin yapımı ve lağımların bağlanmasıyla uğraştı. Sokakların darlığı sebebiyle ortaya çıkan yangın tehlikesine dikkat çekip bu hususta ferman yayınlattı. Günümüzde bile bir problem olan İstanbul’un kaldırımlarıyla bizzat ilgilenmesi çok ilgi çekicidir. Bu konuya ne kadar önem verdiği, vakfiyesinde İstanbul’un kaldırımları için para bırakmasından anlaşılmaktadır.

 

Aynı anda birçok eseri plân hâline getirip yapımlarını sürdüren Mîmar Sinân, en geniş çaptaki yapım işlerinin en ufak detaylarıyla bile kendisi ilgilenirdi. Bütün bu başarılarıyla beraber, İslâm ahlâkıyla ahlâklanmış mütevazı bir insandı. Mühründe bulunan; “El-hakîr-ül-fakîr Mîmar Sinân” yazısı, bunu en iyi şekilde ispat eder.

 

Türk mimarîsinin yetiştirdiği, İslâm âleminin bu büyük mimar ve mühendisi doksan yaşın üzerinde, faal bir hayat sürdü. Sâî Mustafa Çelebi’nin Tezkiret-ül-Ebniye’de belirttiği gibi; Mîmar Sinân seksen dört câmi, elli iki mescit, elli yedi medrese yedi dârül-kurrâ, yirmi türbe, on yedi imâret, üç dârüşşifâ, beş su yolu, sekiz köprü, yirmi kervansaray, otuz altı saray, sekiz mahzen ve kırk sekiz de hamam olmak üzere üç yüz altmış dört eser vermiştir.

 

Mimar Sinan’ın eserlerinin bir kısmı İstanbul’dadır. Osmanlı ülkesinde damgasını vurmadığı bir köşe yok gibidir. Her bakımdan parlak bir devirde yetişen Mimar Sinan, Osmanlı mimarîsinin zirvesini temsil eder. 1588’de İstanbul’da vefât eden Mîmar Sinân, Süleymâniye Câmiinin yanında kendi yaptığı mütevâzı ve sâde türbeye defnedildi.

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız