KOCA RAGIP PAŞA

0
341

 

(1698- 1763)

 

 

Osmanlı Sadrazamı Koca Ragıp Paşa, 1698 yılında İstanbul’da doğdu. Babası defterhane katibi Şevki Mustafa Efendiydi. Yetenekli ve zeki bir insan olduğundan, küçük yaşta babasının yanında Doğu dillerini öğrendi, iyi bir öğrenim gördü. Bağdat defterdarlığı, Sadaret mektupçuluğu gibi memurluklarda bulundu. 1743’te Mısır valiliğine atandı. Bağdat defterdarlığı sırasında bilim, edebiyat ve idare işlerinde gösterdiği başarıyla, Bağdat valisi Ahmet Paşanın takdirini kazandı, vali için yazdığı kaside de para bağışı ile mükafatlandırıldı. Ragıp Paşa, Sultan III. Osman’ın sadrazamı olarak görev yaptı. Sultan III. Mustafa zamanında da sadrazamlığa devam etti.

 

Devlet memurluklarının alt kademelerinden başlayarak sadrazamlığa kadar yükselen Koca Ragıp Paşa, İmparatorluğunun çözülmeye yüz tuttuğu bir dönemde sadrazamlığı başarıyla yürüttü. Sultan III. Mustafa’nın kız kardeşi Saliha Sultan ile evlendi ve bu evlilik kendisini padişaha daha da yakınlaştırdı. Sadrazamlığı sırasında imparatorluk sürekli barış içinde yaşadı. Vilayetlerde asayişin korunması, maliyenin düzeltilmesi, askerin disiplinli eğitimi, savaş gemileri yapımı, Laleli Camii inşası, Koca Ragıp Paşa devrine rastlar. Devlet adamlığını ve edebi kişiliğini bir arada yürüten Koca Ragıp Paşa, yaşarken şiirlerini toplayamamış ancak ölümünden sonra şiirleri düzenli bir divan halinde toplanmıştır.

8 Nisan 1763 yılında vefat eden Koca Ragıp Paşa, İstanbul Laleli’de kendi adını taşıyan kütüphanenin bahçesinde gömülüdür.

 

Koca Ragıp Mehmed Paşa, idarî ve devlet işlerinde sabırlı, temkinli ve çok dikkatliydi. İleri görüşlü, işlerini tam yapan ve herkese iyi muamele eden bir devlet adamıydı. Görevde bulunduğu sürede dünya siyaseti çok karışık bir dönem içindeydi. Ragıp Paşa’nın, uzun zaman vezir-i âzamlık vazifesinde kalması, kendini padişahlara, devlet adamlarına ve ahâliye sevdirmesi iyi bir idâreci olduğunu gösterir.

 

Olgun, zeki, ilim, fazilet ve siyaset sahibi bir adamdı. İyi bir tahsil gördüğünden ilmi çok olup, şâirliği ve edipliği de vardı. Nedim ve Şeyh Galip’ten sonra 18. asrın en önemli şairidir. Şiirleri sağlam ve ahenkli bir yapıya sahiptir. Şiirlerinin toplandığı Divan, diplomasi, siyâsî ve sosyal konuları içeren Münşeat, Tahkik ve Tevfîk’tir. Arapça Sefinetü’r-Râgıb ve Arapça, Farsça, Türkçe üç dilde birçok manzum ve nesir yazılarını içeren Mecmua adlı eserleri vardır.

Şiirinden bir bölüm:

 

 

Dil-hastelerün bilmedi sıhhat neye derler

Dârû-yı ifâkatla inâyet neye derler

 

 

Ser-tâbe-kadem gül gibi ol gûş-i hakîkat

Bülbülden işit nâliş-i hasret neye derler

 

 

Hem sînesi pür-dâğ u hem âvâzesi muhrik

Neyden bilinir sûz-ı mahabbet neye derler

 

 

(Gönlü hasta âşıklar, sağlığın ne olduğunu

ve iyileşme ilâcının ne olacağını bilmediler.

Baştan ayağa kadar gül gibi gerçeğin kulağı ol da,

hasret feryâdının ne olduğunu bülbülden işit.

Yanıp yakılmanın ne olduğunu göğsü yaralarla delik delik olan

ve yanık sesli neye bakarak anla.)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız