Gelecek Çok Zor Olacak!…

0
363

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluş kod ve felsefesi itibariyle muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmak istiyor. Hedef en ileri ahlak, bilgi ve teknoloji toplumu olmak. Hedef çok doğru çünkü 21. Yüzyılın dijital çağında bilgi, ahlak ve teknoloji üretmeyen milletler ya yok olacak ya da sefil köle bir toplum.

Mesele şu! Nasıl muasır medeniyet seviyesinin üzerinde yükselen bir Türkiye’ye dönüşürüz? Şu an hangi düzeydeyiz? Avantajlarımız ve engellerimiz neler? Nasıl başarabiliriz?

Dost acı söyler! Çok gerideyiz. Doğru bir yol haritası ve tam konsantrasyonla 25 yıl kadar çok sıkı çalışırsak zafer mümkün! Bu arada dijital çağın yenidünya düzeninde 10 yıla kalmaz tüm fırsat kapıları yeni bir çağ başlayana dek açılmamak üzere kapanacak, bilesiniz…

Dünyanın kıt doğal kaynaklarına ulaşmak Türkiye için her geçen gün daha da zor olacak. Jeopolitik riskler artacak. İklim, göçler ve nüfus baskısı gittikçe zorlayacak. Hedefine konsantre olmuş bir Türkiye her gün daha vahşi bir rekabet ortamında, daha fırtınalı bir denizde ilerlemeye mahkûm olacak.

Emperyal ulus devletler yanı sıra fikir ve teknoloji üreten küresel şirketlerde Türkiye’nin başına bela olacak. Yüksek bio-teknolojik makinelerin ve dijital algoritmaların emeğin ve emekçinin yerini alacağı yenidünya düzeninde Türkiye’nin dalga dalga artan nüfusuna iş, istihdam ve marka bir eğitim sistemi sunması daha zor bir hale gelecek. Türkiye ömür boyu eğitim mottosuyla vitesi sürekli büyütmek zorunda kalacak. Ama bu meşakkatli yolda devletinin yüksek aklı ve milletinin derin kalbiyle dörtnala gelip ta gerilerden bir kısrak başı gibi hedef çizgisine uzanacak, çünkü uzanmalıTürkiye!

Bugün Türkiye’nin teknoloji düzeyi sanayi 2.0 düzeyinde. Eğitim yaşımız 8 ila 9. sınıf arasında bir yerlerde. Kamu yatırımlarında çok müsrifiz şöyle ki beşeri sermaye dahi biriktiremiyor, elimizden kaçırıyoruz. Eğitim sistemimiz gittikçe geride kalıyor ve yabancı dil öğretemiyoruz. Oysa yenidünya da yazılım ve yabancı dil bilmeyenin nitelikli iş bulması imkânsız olacak.

Bu yüzden yeni bir faza geçen bu yepyeni dünyada hedefe ulaşmak için doğru bir planlamayla zaman ve risk yönetimini kotarabilecek kadro hareketleri elzem. Nüfusunun yarısı çocuk ve gençlerden müteşekkil Türkiye’nin gelecek nesil liderlik ekolünü oluşturan bir eğitim sistemi ile gençlerin potansiyellerini ortaya çıkaran eğitim, kişisel gelişim ve staj projelerini ortaya koyması gerekiyor. Hem bugünümüzü kurtarmak hem de aydınlık geleceğe hazırlanmak için başta eğitimde olmak üzere hem ezberlerimizi hem de şablonlarımızı resetlemeliyiz. Çünkü hem bireysel, hem kurumsal, hem sektörel ve toplumsal geleceğimizin yani muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma idealimizin küratörü eğitim sistemi olacak.

Yabancı sermaye gelmekte gittikçe nazlandığı gibi özel sektörümüzde ciddi yatırım yapmıyor artık. Yani can sıkıcı bir beyin ve sermaye göçü yaşamaya başladık. Eğitim başta olmak üzere kamu yatırımları altyapıya çok insana az yapılıyor. Demokratik kriterlerde adil ve kapsayıcı olmayı başaramadık. Teşvik ve inovasyonlarımızın büyük bölümü heba oluyor. İçi boş bir sürü kurum ihdas edildi ve yanı sıra kadim birçok kurumumuzun hafızasını yok etmek pahasına partili, torpilli liyakatsizlere peşkeş çekilmeye devam ediliyor.

Şunu anlamamız artık şart! Demokratik toplumlar daha mutlu ve daha hızlı gelişiyor. Özgür ülkeler daha çok fikir, kaşif ve icat çıkarıyor ve diğer ülkelerdeki beyinleri de çekiyor. Kendini temsil edemeyen toplumsal kesimler ve ya kişisel yetenekler hiç bir şey üretmiyor, ya göç ediyor ya da yer altına iniyor. Ayrımcı muktedir güçler taraftarlarına rantiye dağıttıkça toplumsal birlik ve doğal gelişimin ahengi bozuluyor. Böylece yetenek havuzu daralıyor ve toplumsal sinerji ve potansiyeller boşa akıyor.

Buradan gelelim Türkiye’nin reel politik manzarasına. TBMM’de toplumu temsil eden partilerin söylem, vizyon ve siyasi projeksiyonlarına bakalım. Hemen hepsi evrensel değer ve en gelişmiş kriterlerden uzak ilkel, çağdışı ve hastalıklı ideolojilerini etrafa bulaştırıyor. Akıl ve ruh hastası olmak için yerli piyasa ideolojilerinden herhangi birine intisap etmeniz kafi. Ayrımcı, bölücü, düşmanlaştırıcı, tekfirci, takiyye ve riyayı kendine stratejik taktik olarak benimsemiş ahlak, vicdan ve erdemi ıskalamış IQ’sü düşük ideolojik yapılar bunlar. Disipliner ve uzun bir rehabilitasyon şart!

Barışçıl bir gökyüzü altında fikirlerin rekabeti olmadan pozitif etkileşim ve buna dayalı olarak toplumsal ilerleme de olmaz. Bu ilkel piyasa ideolojileri nedeniyle toplum sorgulamayı da bir türlü öğrenemiyor. X, y ve z kuşağı dahi zıt fikirler arasında sentez yapamıyor. Kayırmacı ve düşmanlaştırıcı kötü yönetimler yüzünden toplumsal enerji negatife israf ediliyor. Özgür ve adil bir rekabet ortamı oluşamadığı için kabileci dönemlere has aidiyetçilik artıyor ve yargı da iflas ediyor bu arada.

Türk toplumunu; nevrotik semptomlara gark eden mevcut partilerden kurtaracak; genetiği inorganik içeriklerle bozunuma uğramış dini propaganda bombardımanlarından koruyacak; tamamen parasız, bilimsel, nitelikli ve eşit fırsatlar sunan çağcıl, etik ve milli bir eğitim sistemi inşa edecek; evrensel insani kriterleri, eşitlik ve adaleti benimseyerek çoğunlukçu değil çoğulcu demokrasiyi doğru ölçümleyerek her boyutta ihya edecek bir devlet aklına yahut kadro hareketine ihtiyaç var.

Eğitim sistemimiz itaatkâr zombi gençlik yetiştirmek için çalışan bir hipnoz makinesi gibi. Kapıları açsanız gençliğin yarısından çoğu yurtdışına kapağı atacak derecede bıkkın ve ümitsiz halde. Türkiye örgütlü bir cehalet tahakkümü altında esir edilmiş durumda.

Yani müdahale edilmez ise çok değil 20 sene sonra robotların ürettiğini tüketmek için yine kapı kapı iş, aş ve borç arayan bir millet olacağız. Harekete geçilmez ise bırakın muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmayı, bırakın ilk 10 ekonomi içinde olmayı, gelişmekte olan ülke kulvarından çıkıp 3. dünya ülkesi ligine yuvarlanacağız.

Güncel siyaset birçok şeyi tükettiği gibi lider merkezli hareketlerin alanını da daralttı. Her şeyin kaosa sürüklendiği bu yeniçağda Türkiye’nin demokrat, cumhuriyetçi ve vatansever bir kadro hareketi üzerinden ekonomik, sosyal ve politik alanda sunacağı alternatif ve özgün modellerle mevcut örneklerin dışında üçüncü bir strateji arayışına yönelmesi gerekiyor.

Her alanda çağdaş/milli girişimciliği ve bilinçli/örgütlü toplumu özendiren, yeni bir siyasi anlayışın kilometre taşlarını koyacak kadro hareketi güvensizliğin ve dejenerasyonun yaygınlaştığı, karamsarlık ve korkunun ümidi gölgelediği bu dönemde millete umut ve güven verecek, toplumun inanç ve kararlılığını güçlendirecek yeni bir siyaseti çözümün odağı yapmak zorundadır.

***

Demokrasi ve Eğitim Stratejik Araştırmalar Merkezi (DESAM) Başkanı Gürkan Avcı’nın ‘DESAM Gençlik Konferansları’ toplantısında yaptığıkonuşma özeti takdim olunur.

ÖNERİLEN İÇERİKLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız