Hayal Et Liseli Hayalet Olma

0
96

Bir yarışma sloganı olarak karşılaşmıştım bu cümleyle: “Hayal et liseli, hayalet olma…”

Sormadan ve düşünmeden edemiyorum… Hayallere yer mi kaldı zihinlerinde de liseli gençlerden hayal etmesini bekliyoruz?

1 yaşında; kendi gibi değil, istediğimiz gibi davranmasına uğraşıyoruz. İstediğimiz zaman uyusun, uyansın; bizim sevdiğimiz tatları istediğimiz kadar yesin. Doymasına “tamam” yok, acıkmasına izin yok, koşmasına “olur” yok.

2-3 yaşında; dev ekranlar önünde bırakıyoruz küçük gözlerini. İhtiyaçları olmadığı gibi, hazmedemeyeceği pek çok gereksiz bilgi ve görselle dolduruyoruz hayale açık saf zihinlerini.

4-5 yaşında; hayalî arkadaşlarıyla oyun kurarken, “saçmalama be, hani nerede kim var” deyip yıkıyoruz hayal dünyalarını.

6 yaşında; boyama kitaplarının keskin çizgilerine sığdırmaya çalışıyoruz hayal ufuklarını. “Çizgilerden dışarı taşırma” diyerek, renk düzeltmelerimizle çatılar hep kırmızı, ağaçlar hep yeşil…

7 yaşında; okuduğu kelime sayısına yapıyoruz vurguyu. Herkesten hızlı okusun diye hırslandırırken, düşünerek ve hissederek okumasına ne zaman tanıyoruz ne de imkân.

8 yaşına gelince; “çok kitap okumalısın” diyoruz, ama bizim elimizde kitap görmeyince sadece ona has bir zorunluluk zannediyor okumayı. Sahi, sadece çocukların yapmaya mecbur olduğu bir görev mi bu “okumak” dedikleri? Büyüme özgürlüğünü hissedince fırlatıveriyor elinden kitabı. Derin hayal kapıları açacak satırlar da böylece tek tek kapanmış oluyor yüzüne.

9 yaşında; gelişen iradesinden korkarak, kuralları ve sınırları daha da artırıyoruz zapt edebilmek adına. Özgün olmalarına bir büyük darbe de işte bu güç gösterilerimizle iniyor.

10 yaşında; bir tablete hapsediyoruz evde geçireceği ve gelişeceği en özel dakikaları. O bir şekilde oyalanırken kendi keyfimizi beslemeye can atıyoruz.

11 yaşına gelince; okul ve ev arasında tükeniyor nefesi. Ne omuzlarının o ağır kitapları taşıyacak gücü var ne de kendini iyi hissedecek hâli. Dinlenebilmek adına fırlatıyor kendini bir yana hayallerini başka bir yana… Ona, düşünmeden dahi, sadece boş boş yatmak kendini iyi hissettiriyor.

12 yaşına gelince; ergenlik dönemi yaklaşıyor usul usul. “Hayat ne kadar boş ve anlamsız. Ne varsa arkadaşlarda var.” diye düşünüyor bu vakit. Ailesinden alamadığı keyfi karşılıksızca verenlere tutunuyor açlığıyla. Arkadaşları da sanal âlemlerde sanal ilişkilerde ömür tüketmekte.

13 yaşına gelince; spor yapmak istiyor, koşmak coşmak istiyor. Bir yerini sakatlamasından korktuğumuzdan hayatı boyunca duygusal gelişimi sakat kalıyor.

14 yaşına gelince; kontrol edilemez hâle gelen davranışlarını kontrol edebilmek için baskı, ceza ve eleştiri ile yasakları artırıyoruz. O yasakların en çok çocukça masumiyetine geldiğini ve his dünyasında yaşlanan duygularını göremiyoruz.

Liseye geliyor sonra… Hadi hayal et, hayal kur… Düşün… Keşfet…

Peki, yapabilir mi?

Nasıl olsun ki?

Kendisi olmadı hiç, kendini tanımıyor ki… Her türlü farklı ve özgün düşünme yeteneği özenle kaybettirildi. Kendine has davranışları biz çok bilgili (!) yetişkinlerce düzeltildi.

Çocuksu dünyasına sürekli müdahale edildi. Eleştirildi, aşağılanıp, ezildi…

Babasıyla uzanıp bir kâse mısır patlağına isimler takmadı hiç mesela, çimlere uzanıp bulutlara uzun uzun dalıp gitmedi. Yıldızları saymadı annesiyle hiç. Bir kitabın içinde kaybolmadı gece yarısı. Hayalindeki evi kumlara hiç çizmedi. Parmakları, kendi kurabiyelerini hiç yapmadı.

Çünkü anne babası başka işlerle meşguldü… O ise onları memnun etmeye çalışıp, bir kenarda oyalanmakla…

İşte hayalet bir nesil böyle yetişiyor.

“Hayal gücü bilgiden çok daha önemlidir.” diyen Albert Einstein’ı anlamakla başlasak değişmeye, ne dersiniz? Ve çocuklarımızın etraflarına ördüğümüz, boylarını aşan her türlü engel ve duvarı kaldırsak.

Sonra hayallerden bahsetsek çocuklara? Kendi hayallerimizden önce… Ünlü ressam Paul Gauguin’in dediği gibi: “Görebilmek için gözlerimizi yumsak…” Ve sonra birlikte keşfedilmemiş ülkelerde bulsak kendimizi. Uzun uzun anlatsa çocukça hayallerini ve sormadan dinlesek. Susabilmek, susturmak yerine.

Umarım geç kalmamışızdır…

*

Gonca Anıl

ÖNERİLEN İÇERİKLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız