Ekmel Ali OKUR’dan 10 aşk ve bilgelik dolu şiirler

0
839

AKÇACEREN’E TÜRKÜ

 

Seninle günlerce

Diz boyu karlarda yürüdük

Issız ıpıssız ormanı bol dağların doruklarında

Ürperti dolu duygularla

Ağzı daracık mağaralardan geçtik

Yorulmuştuk ama mutluyduk

O duman duman dağlarda

Duman dumandı sevdamız

Kara dağlar da kar altında

Yarı aç  ve çokça yorgunduk

Ama her şeye inat daha da büyüdü sevdamız

 

O içi isli, ağzı dar mağaraya

Tam da yanı yanıbaşına

Bir kuş yani bir tibili uçup geldi

Küçücüktü ve çok ürkekti

Belli ki çok da açtı, üşüyordu

Üstelikte tir tir titriyordu

Yanı başında heybede duran azıktan

Bir parçacık ekmek alarak

Bir güzel ufalayıp usulca önüne attın

Dışarıda diz boyu kar vardı

Seninle biz, işte o isli mağarada

O gün, gün geceye dönerken

Alazların  gölgeleri kayaya şavkırken

Ve an gelip Akçaceren düşüp rahme

Al alevler içinde heey!

 

Dudaklarımda

Hâlâ o meşe yalazlarında kurtulan ot kokar

Ot kokar, hey!

 

Akçaceren’nin gözleri o isli mağarada açıldı

Tezeklerin yanında, kuru yoncaların tam üstünde

O posbıyıklı, buğu buğu hınç soluyan iri ve kaba adamlar

Gerilmiş yaylar gibi gergindiler, çokça öfkeli ve hınç doluydular

Ellerinde uzun kara namlularla

Bir taş atımlık bir yere gelip durdular

Birbirlerinin yüzlerine hiç bakmadan

Kaşlarını çatıp dişlerini sıkarak yürüdüler

 

Gün döndü, ay döndü ve günler akıp gitti

O bizi öldürmeye ayarlı adamlar

Uzun namlulu, ölüm kusan silahlarla

Hınç dolu öfkelerle yürüdüler

 

 

Gün güne dolanıp gün ışıyıp karlar eridi

O dar ağızlı mağarada iki can üç oldu

Akçaceren’nin gözleri buğulu üzümler gibiydi

Buğulu üzümler gibi hey!

 

O dudakları buğu buğu ölüm tüten adamlar

Bilsin diye duman duman tüten sevdamızı

Duman duman türküler yaktık, türküler çığırdık hey!

 

 

 

 

 

Ekmel Ali Okur

 

 

ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA

 

Itır, kekik kokan, koca, mor dağların

Rüzgarlarında, yağmurlarında, karlarında boy veren

Boy veren karanfiller denli alımlı daha onaltısında bir kadın

Henüz ergin bile olmadan gönlüne düşen o çıngıyla

Apak, onurlu bir sevda uğruna

Yıldızların, ayın bir de ateşböceklerin ışıltısında

Ve de şırıldayan derelerin, hışırdayan yaprakların, gece böceklerinin sesinde

Geleceğin ne getireceğini bilmeden düştüler yollara

Yollarına bir çığ gibi düşüp geçit vermeyenlerin

O geçit vermeyenlerin al kanlarıyla ellerine kına yakıp

Akıp giden samanyolunun tanıklığında

Yan yana iki yıldız kayar gibi

Öyle ürkek ve ürpererek yeniden düştüler yollara

Düştüler yollara, tek tük konuşarak

Ele el, art arda yürüdüler, yolları tozutarak

Ay döne döne ufka kayıp giderken

Horoz sesleri gerilerde kalıp gün ağarırken

Konuverdiler koca bir dağın başından, kopkoca bir şehrin kıyıcığına

 

Gün güne, gün aylara dolandı

Yapraklar yeşilden sarıya döndü

Ilık ve serin rüzgarlar alıp başlarını gitti

Günlerden bir gün

Gecelerden bir gece

Sevdiği adam bir aymaza uyarak

Yağmur altında çamurlara bata çıka
Ve yüreği bir serçe gibi ürkek tirtir titreyerek

Ava giderken avlanıp yuvasına dönemedi

Gün güne döndü ama sevdiği adam dönemedi

 

 

Bir kadın, daha onaltısında bir kadın

Eski, ahşap bir pencerenin ardında

Yüreği sevdiğinin ayak seslerine ayarlı

Islak bakışlarla bekledi sevdiğini

Yanaklarında domur domur yaşlarla

Yokluğa, acıya inat, bekledi sevdiğini

 

Ve neden sonra gecelerden bir gece

Yağmurlu ve korkunç bir gece

Şehirli, kart, oldukça kaypak biri

Kösnül duygularla aç, gözü dönmüş biri

Yani av arayan yılanlardan daha yılan biri

Sürünüp geldi dayandı kapıya

Mor dağlardan göçüp gelen göçmen kuşuna

O şehvetten dönmüş gözlerini dikerek

Belindeki avuya dönmüş zehri zerk etmek için

Soluk soluğa gelip dayandı kapıya

 

Bir gurbeti ve içinde acıyı büyüten kadın

Yalvar yakar oldu, başı döner gibi oldu

En sonunda naçar kalarak

Daha fazla dayanamayarak

Duvarda öyle asılı bakıp duran

O hayatı zir-i zebun edeni eline alarak

O şehvetten gözü dönmüş olan, azgını

Al kanlar içinde yere sererek

Yağmur altında, gecede çığlık çığlığa

Hiç tanımadığı adamlar arasında

Ak sevdası uğruna sevdiği adamdan koparılarak

Ve rahminde en kahırlı bir hüzünle

Sevdiği adamdan bir küçük insanı taşıyarak

Şehrin varoluşlarından, epeyce uzak bir yere

Uzak bir yere götürülüp kalın duvarlar arasına kondu

Beyninde bin bir sorularla

Yeni ve hiç bilmediği zamanlara durdu

 

 

 

O sevdiği adam, anlayacağını anlayıp

En kahırla duygularla

Sevdiğini görse de görmese de

Her gün gelip döner döner oralarda

Bir şeyi, çok şeyi anlamak ister gibi

Gelip döner, döner durur oralarda

 

 

 

 

 

 

 

 

Ekmel  Ali OKUR

 

 

GÜÇLÜLÜK SAKİNLİKTE SAKLIDIR

 

 

eleştirel aklı rehber edinen devrimler

durgun sulara ay ışığı düşmüş naifliklerle gelirler

çünkü aşkın ve sevginin dili inceliklerde saklıdır

İnceliklerse akıl imbiklerinden döküle döküle gelir

 

eleştirel aklı rehber edinen devrimler

güvercin yürüyüşleri gibi sessiz ve sakin gelir

çünkü öfke dolu ünleyişler çoğu kez duyulmaz

Yaşanmaya değer olanın gizi sessizliğin sesindedir

 

bilen bilir ki

küflü ve öfke dolu bağrışlar

gönül yurduna uğramaz

sığlığın sınırında devinenler

bilgelikten nasibi olmayanlardır

 

eleştirel aklı rehber edinmeyenler

onun bunun ardında ardıl olup giderler

ardıl olup gidenler telef olup giderler

paha biçilmez hayatlarını ziyan edip giderler

 

her kim ne derse desin

asıl güçlülük sakinlikte saklıdır

çünkü en verimli yağmurlar

çiseleyerek yağan yağmurlardır

yani raks edip eğlenir gibi yağan yağmurlardır

en güzel vakitlerse

bitkiler çiçeklere durduğunda

kuşlar uçtuğunda

atlar koşup kişnediğinde

horozlar uyanıp öttüğünde

her bir şey kendi doğasına uygun olduğunda

ve insan, yürek yüreğe durduğunda,

söz deminde söylendiğinde güzeldir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ekmel Ali Okur

 

 

 

KAR YAĞIŞINA ÖVGÜ

kar!
sulu sepkendir, bir o yana bir bu yana döne döne, yaldız yıldız yağar kar

 

kar
kepek kepek savrularak, güz rüzgarları önünde yapraklar gibi yağar kar

 

kar

baharlarda çıkıp gelen kelebekler gibi raks ederek, pür neşe içinde yağar kar

kar
doğayı yar edinenlerin gönlünde anlatılmaz bir ezgi olup lapa lapa yağar kar

kar
barışın, sevginin ve arınmanın simgesidir, aheste ahaste yağar kar

kar
dirilişin, ilk yazın muştusudur, ak bir güvercin gibi gönüllere uçup yağar kar

kar
ırakları yakın ederek, dostu dosta çağırarak, öteler ötesine bir uyarı gibi yağar kar

kar
apak yüzlü, ak sakallı bir yüce bilgeyi çağrıştırarak yağar kar

 

yağan sadece kar değildir

kar görünümünde bir yüce bilgeliktir

bilgelik kar olup türlü biçimlerde görününce

bunu doğru okumasını bilen gönüllerde

karanlıklar alır başını gider

her bir şey apaydınlık olur

insan yürek yüreğe durur

insan insana cennet olur

 

 

 

 

 

 

 

 

Ekmel Ali Okur

 

 

ÖZÜNE YANİ KENDİNE DÖN

güneş, ay, yıldızlar
yer gök ve her şey

Hatırla, hatırla ki
“yarin yanağından başka”

her şey herkesindir

ey insan!
ey yüreklerinde
merhamet çiçekleri boy vermeyenler
ey biriktirdiklerinin  tutsağı olanlar

ey acizlikleriyle boğuntular yaşayanlar

ey aymazlıklarıyla serkeş olanlar
ey yaşamıyor gibi yaşayıp
sevmeyi, üleşmeyi bilmeyenler
ey kendi kendinin haini yani zalimi olanlar
de hadi git, git de

o aynada gördüğün yüze

bir daha, bir daha ibretle bak
bir daha bak

dur, düşün, hatırla, titre ve özüne yani kendine dön

 

 

 

 

 

 

ekmel ali okur

 

ÖNCE SEVGİ

güzellikler paylaşıldıkça çoğalır
yaşanmaya değer bir dünya için
önce yürek yüreğe durmak gerek
eğer bir gün dünya esenlik yurdu olacaksa
bu sadece sevgiyi salt sevgiyi yol edinenlerle olacaktır
önce sevgi

Önce sevgi, ille de sevgi

 

 

 

Ekmel Ali Okur

 

 

HINÇ

 

gök sancıya durmuş, yağmura gebe

hem ay hem yıldızlar yummuş gözlerini

salt şimşeklerdir yeri göğü aydınlatan

öyle bir yalnızlık ki ta iliklerime değgin elleri uzanıyor

her şey suskun ve kaskatı

geceyi dinliyorum

gecede bu kesen bir rüzgar

sanki ustura ağızlı, üşüyorum

sus pus soluyorum geceyi

bir çocuk binlerce çocuk kımıldıyor belleğimde

belleğime öyle biçare elleri uzanıyor

elleri, ürperiyorum

ki bakışları vurulmuş yavru ceylanlar gibi

ağlıyorum

 

annelerin yanakları çocukların ıslak yanaklarında

genç ve hınç dolu dişleri dudaklarına gömülü

bir hıçkırık çok hıçkırık

gecenin sessizliğinde dönüp duruyor

ben öyle çaresiz ve yalnız, üşüyorum

ey insan diyorum ama sesim çıkmıyor

öyle kalakalıyor ve ağlıyorum

 

içimde tanımsız kıpkızıl öfkeler büyüyor

öfkelere tutunarak çığlıklar atmak istiyorum

ama heyhat sesim çıkmıyor, ağlıyorum

 

eylül/1982

 

 

 

Ekmel Ali OKUR

 

 

ŞİİRİSTANIM

bana “şiiristanım, şiir ruhlu arkadaşım” demişsin
bu ne güzel bir iltifat, bu ne ne güzel bir deyiş
seninle aynı şeyler için titreşmek ne güzel

okuyunca çok memnun, mutlu oldum

 

seninle aynı dağlarda aynı havayı solumak ne güzel
ben de sana senin gibi diyorum, aynen senin gibi
biz ki o dağların koynuna, kucağına doğduk
biz ki o dağların topraklarında ılmık ılmık boy verdik

biliyor musun?

ne zaman ki yüreğim daralıverse o dağlar düşlerimde tüllenir
sen ve ben o dağlarda aynı namluda yan yana kurşunlar gibi
sen ve ben tetik çekildiğinde aynı hedefleri vuran kurşunlar gibi
ya da sen ve ben aynı kemanın yan yana telleri gibi
yay çekildiğinde aynı senfoniler yani ezgiler için titreşmek gibi

çok memnun oldum

doğrusu şiiristan olmak çok güzel bir duygu

hele de senin şiir ruhlu arkadaşın olmak apayrı bir güzellik

 

 

 

 

 

Ekmel Ali Okur

 

 

GURBET

gurbet , gurbet ne?

dışarıya açılan her hangi bir kapının ardı mı?
yoksa acı dolu bir çığlık sesinin bittiği yer mi?
aynı çatı altında

aynı havayı soluyarak

gövde gövdeye durup

gövde gövdeye sarmaş dolaş olup da

yürek yüreğe duramamak yani duygudaş olamamak mı?

 

gurbet, gurbet ne?

kendine ve birbirine hemen hiç varmamak mı?

yani aynı tınılarda aynı titreşmeleri yaşayamamak mı?

yani bir bakıştan, bir dokunuştan, bir sesten

aynı, aynı hal üzre yankılanıp hemhal olamamak mı?

 

insan yaşadı mı farkı fark ederek yaşamalı

en başta kendiyle biliş, kendiyle dost olmalı

dostlarıyla da yürek yüreğe sesteş olmalı

yani gözlerin akıyla karası gibi birbirine yakın olmalı

aynı sevinçlerde  aynı biçimde yankılanmalı

 

 

 

 

 

Ekmel Ali Okur

 

 

AĞAÇLAR GİBİ

insan oldu mu ağaçlar gibi olmalı

ağaçlar gibi hayatı  en derinden  tutup kavramalı
öyle ki en zor zamanlarda bile, en uçlara bengisular yürümeli

insan oldu mu ağaçlar gibi olmalı

en kavi rüzgarlarda bile dimdik ayakta kalmalı
öyle ki hiçbir şey ona zarar verememeli

 

insan oldu mu ağaçlar gibi olmalı

günü gelince en güzelinden meyvelere durmalı

öyle ki alan el değil, hemen hep veren el olmalı

 

İnsan oldu mu ağaçlar gibi olmalı

Kirli havayı alıp arıtarak hayata sunmalı

öyle ki bunda hep kararlı, hep sapasağlam olmalı

 

 

 

ÖNERİLEN İÇERİKLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız