BOYNUMA EMANET KUDÜS / Şiir

0
166

Belki bir gün hiç açmaz güneş üzerimize

O gün Kudüs’ün elleri yapışır yakamıza

Yakamıza bırakır izini, kanının ve gözyaşının…

Güneşi Urusalim’e çevirecek güç var mıdır Allah’tan başka?

 

Belki bir defa daha İliya diye çağırırlar onu!

O zaman çığlıkları haykırışlara dönüşür.

Sesinden damla damla Ömer (ra) düşer alınlarımıza

Alnımızın yazısı eder kendisini, Burak Duvarı’na vurur mührümüzü

 

Süleyman Sebili’nden aldığı bir avuç su ile boğar bizi

Başımıza çalar atalarımız imar ettiği kitabeleri, medreseleri…

Ve bir kasem eder varlığımıza yedi kıtadaki

‘’Zafer siz olsanız da olmasanız da Kudüs’ün olacaktır.

Ancak siz Kudüs’süz zafere ulaşamayacaksınız!’’ (1)

 

Ey mukaddes kardeşim,

Ayda, Hatice, Fatıma…

Gözlerinizde çırpınır kanatları güvercinlerin

Sesi arşı kaplıyor, meleklerin sizin için ettikleri zikirlerin.

Ordu ordu büyüyen bir zafer görüyorum ardından ufukların

 

Ayın on dördü görünür gibi Veda Tepeleri’nden

Bütün ağıtlar zafer marşlarına dönene değin

Geri çekilmeyeceğiz saflarından Göğü Tutan Direk’in

Bırakmayacağız ellerini, küçük Zeyd’lerin

 

Şerefimin Kubbesi, binlerce yıldır ağlıyorsun sen…

Canımı elinde tutan Allah’a yemin ediyorsun

Mescid-i Aksa tehlikede! Yafa’da sınırlar yükseliyor… (2)

Uydurma bir heykel için kazılıyor altı ayaklarının

Ama burada adım adım çöken benim vicdanım

 

Kardeşim, benim Kudüs’üm!

On dört kapısıyla, mezarlıklarıyla

Kubbetü’s-Sahra ve Kıble Mescidi’yle

Ömer Camii ile, Artukluların kitabesiyle…

İşte! Orası benim vatanım!

 

Sen kardeşim… Gözlerinden parıltısını alıyor güneş

Yeni gün doğuyorsa başıma, senin gözyaşlarınla

Haykırışlarınla rahmete gark oluyor yağmur ve rüzgar

Tekbirlerinle korkutuyorsun Firavunları!

Kısma sakın sesini, haykır zalimin yüzüne hakkı

 

Geleceğim kardeşim!…

İstanbul’dan Mekke’ye varışım,

Ankara’dan Filistin’e varışımla eştir. (3)

Kardeşim, ben İstanbul’dan bütün Avrupa’yı

Ankara’dan bütün Asya’yı alıp geleceğim sana

 

Yıkacağım yüksek duvarları, demirleri eriteceğim

Filistinli olup da Altın Kubbe’ye varamayanları,

Kubbetü’s-Sahra’ya kucaklayıp götüreceğim

Yemeksiz, susuz kalmış her cana gözyaşlarımdan içireceğim

Gözyaşım kalmasa, hiç bulamasam yiyecek lokma

Kendimi parça parça edip sunacağım sana!

 

‘’Ümmeti!’’ hitabına layık olmuşlarla

Kubbetü’s-Sahra’ya ilk sen gireceksin kardeşim

Etrafına Yasin’i kuşanmış mescidin kapısını açacak sensin!

Ve sen kardeşim, Zülfikar’ı olmasa da, Ali kardeşim!…

Üç kubbemizi yakarak yıkmak isteyenlere karşın

İmamımız sen olacaksın!

Okuyacaksın ezanımızı, işte o zaman Bilal-i Habeşi olacaksın

 

Kıldıracaksın namazımızı Eba Bekr Sıddık gibi

Huzur aramızda dalga dalga yayılacak

Damla damla birikip oluşan

Ama hep bir olan okyanus gibi olacağız

 

Doğrul kardeşim!

Yüz yıl önce mescidlerini koruyan bizim askerimizdi!

Yaptırdığı saat kulesiyle dakikaları sayılan bizim halifemizdi kardeşim!

Çeşmelerimizden akan suyun kaynağı Payitahtımızdan çağlardı

Güven üzerine güven içinde bana sarılan sendin kardeşim!

Şimdi kurnazca senin köklerini topraktan söküp

Ekiyorlar fitne tohumlarını (4)

 

Ey Esfeli Safilin!

Boynuma emanet Kudüs’ü, gezegenleri başıma etseniz taç, vermem size!

Yıldızları boynuma ibrik ibrik dolasanız, gözlerimi kör etseniz süsünüzle

Kubbetü’s-Sahra’nın tek bir çinisiyle değişmem gökteki bütün bir yıldızları verişinize

En güzel köşkleri verseniz önümden duvarlar çağ çağ yükselirken

Oturmam tuğlalarının arası kanla harçlanmış evlerinizde

 

 

 

Her mabedde yeniden Cuma hutbelerimizi,

Kucaklarımızda çocuklarımızla dinlemedikçe

Biz buradan gitmeyeceğiz

Vatansız halkın, halksız vatanı olmayacağız!

 

Ve bunların her biri gerçek olduğu gün

Selamız okunacak Mescid-i Aksa’dan, Kubbetü’s-Sahra’dan

Başı dik, şehadet parmağı göğe yükselmiş olanlar

Hep var olacaklar

 

Bizim ölümümüz ya tespihimizin ipiyle olur,

Ya da Aksa’nın Hıtta Kapısı’nda zalim bir kurşunla

En güzeli ise mescidimizi yıkmak için tanklarıyla üzerimize gelenleri

On beş Temmuz’da yaptığımız gibi

Gözlerimizdeki sapanla vururuz!

Tekbirlerimizle sarsarız

Ve iman dolu göğsümüzdeki süngü edindiğimiz dualarımızla kovarız

Ama kovarız kardeşim!

Öleceğimizi bilsek koşarız kardeşim!

 

Kilitlerin açılması için donmuş kandan bir anahtar gerekiyorsa

Biz kefenlerimizle yanındayız kardeşim!

Tam yüz yıl önce olduğu gibi!

Musa’ya nehri açanın, Mustafa (sav) hürmetine çölü aştırdığı Yavuz gibi

Fethi kalem ile kılan ‘’Oku!’’ emriyle kapılara mührünü vuran Selahaddin-i Eyyubi gibi

Gök kubbenin altına gerdiği iman celadetiyle Şeytan’ın korktuğu Ömer gibi!…

 

 

 

 

Eman içerisinde gir diye dostluk ülkene

Biz surlarının etrafında bir olacağız meleklerle

Sen, mukaddesinde özlem ile yanma daha fazla diye

Bir rekatında bin dirileceğiz

Secdene vardığında, alnımızdan güvercinleri uçuracağız

Ve haykıracağız

Ömer Faruk’un kumandanına sesleneceğiz,

Filistin’i en çok sevene, fethedilsin diye vasiyet edene

Karanlıklar içerisinde kalmasına gönlünün el vermediğine;

‘’Komutanı Muhammed (sav) olan ordu boyun eğmez!

Sahibi Allah olan ümmet Kudüs-i Şerif’ten vazgeçmez!

Allah’ın zikredildiği toprak bir hardal tanesi kadar da olsa,

Oradan yüz çevirmez!

Tırnakları etinden ayrılır, kardeşini kendisinden gayrı görmez!

Canı teninden kopup yükselir ama kardeşini zulme teslim etmez!

Kardeşini zulme teslim etmez!

Etmez!…’’

 

 

 

//

Not: Bu şiirde hiçbir satır hayal ürünü değildir. Gerçeklerden esinlenilerek yazılmıştır.

(1): Raid Salah 1948 Filistin İslami Hareketi Lideri / Biz Burada Kalacağız belgeseli

(2): Biz Burada Kalacağız belgeseli

(3): Derin Tarih dergisi Kudüs özel sayısı

(4): Biz Burada Kalacağız belgeseli

*

Ayşe Süreyya ÖZAVAR

Gülcan COŞKUN

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız