FATİH HAN’IN ELİNDE BİR GÜL / Deneme

0
124

Bizi yüzümüzden tanıyan bir çağın ikinci yarısına geçtiğimizde bizi düşüncelerimizden tanıyan yarıya ulaşmış olacağız ama ikinci yarının ilk yarıdan bir farkı olacak: 600 yıl önceki ‘‘adalet’’ hak ettiği mevkîye ‘‘dikdatörleri’’ def edip oturmuş olacak.

 

2000’li yılların başından itibaren bir süreç başladı: terakki süreci. Kültür, tarihin insanların aklındaki kalıntısıdır. Bu aklı yeniden ele aldık. Biz kimdik bunu sorguladık. Geriye döndük, medeniyet nedir ona baktık. Cami duvarlarındaki Arapça harflerden Abdülhamid’i bulduk ama kendi dilimizi okuyabildikçe bulduk.

 

600 yıl sonra kız ve erkekleri kendi içlerinde özel kabul eden okullarda astronomlar, dil alimleri, hekimleri yetiştireceğiz. Kazanılan para ve elde edilen mevki önemli olmayacak çünkü biz meslekleri para ile değil, insanlara hizmet etmesine göre sıralayacağız. Merhametsiz olan hiç kimseyi okullarımıza almayacağız. Okullarımız da hiç boş kalmayacak çünkü biz çocuklarımıza ‘‘ilk önce ben’’ demeyi öğretmeyeceğiz. Göçmen kuşların göçemeyenleri için vakıf kurmanın ne demek olduğunu anlatacağız. Bir dilin, geçmişin eserlerinin alimleri Fuzuli’nin mürekkebinin akmış olduğu nüshadan eserin aslını okuyamadan muallim bile sayılmayacak. Dilini oluşturan Arapça, Farsça’yı bilecek ve kadim dili olan Osmanlıca’yı su bentlerinden okuyacak. Geri dönüşüm diye tarihimizi yıkmak şöyle dursun, en küçük bir değer bile saklanacak. Dünya bizim ‘‘Yaradılanı sev Yaradan’dan ötürü’’ edebiyatımızla can bulacak. Her vatandaşımız geceleri aydınlık, karnı tok olarak yatacak ve sabah olduğunda hangi işte mutlu ve neye kabiliyetliyse ona gidecek. Biz, herkeste aynı pasta dilimi olsun diyenlerden değiliz; aç olana daha çok, tok gezene daha az verelim diyenlerdeniz. Her iki taraf da doymuş olsun diyenlerdeniz.

 

Dünya muasır medeniyet seviyesini bize bakarak çizecek. Okullarımızdan mezun ettiğimiz öğrenciler kendi alanlarının alimleri olacaklar çünkü hiçbir kuşu yüzmeye, hiçbir balığı uçmaya zorlamayacağız. Bilimi kadim belgelerimizden okuyacak dünyadaki bütün gözleri üstümüzde toplayacağız. Saatte 5.000 km’den daha hızlı, motorlarının her biri 40 bin Kn’dan daha güçlü itiş kabiliyetine sahip uçaklar yapacak, şehirlerimizin alt yapısının bir örümcek ağı gibi muntazam olmasını sağlayacağız. Gelişmişliği okuma yazma bilmekle değil, ülkemizin ahlaki durumuna bakarak ölçeceğiz. Gayrımüslimlerin şaşkınlıkla izlediği Osmanlı ailesi tablosunu çerçevelerinden söküp çıkaracak, varaklarını döküp hayatın merkezine yerleştireceğiz. Önceden de olduğu gibi dünyaya öyle bir barış getireceğiz ki, Romaları fethederken biz ilay-ı kelimetullah, daha deniz daha müren diyeceğiz ve yurtları silahla değil, gönülleri edebiyatımızın ‘‘Cihân bâğında ey âkil budur makbûl-i ins ü cin / Ne kimse senden incinsin ne sen kimseden incin’’ mısralarıyla fethedeceğiz. Medeniyetimizin Ramazan ayında çeşmelerden akıttığı bal şerbetiyle damaklarındaki acılığı kazıyacak ve kültürümüzün ‘‘Her Osmanlı bir aristokrattır.’’ dedirten zarafetiyle tarihe yeniden armamızı takacağız.

En önemlisi ne dinimize, ne tarihimize, ne kimliğimize küfrettirmeyecek değerlerimizi tarihin tanıklarından okuyacağız. Çünkü mahzun bir kalbe sahip her mazlum için refah 1453’te başladı ve refah çağını açıp zulüm çağını kapayan Fatih Han’ı gayrımüslimler bile elinde kılıçla değil bir gülle tablolaştırdı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız