DELİ MAHİR / Öykü

0
403

Gökyüzünün griliğine ve mahzunluğuna kendini kaptırmış kuşlar, bulutların özgürlüğünden bir parça katıyorlardı kanatlarına. Derme çatma gecekonduların bacalarından çıkan çürük duman , koca köyün  fakir neşesi olmuştu. Kuru toprak üzerinde bulunan yeşil saçlı  otlar zaten az olan mukavemetlerini iyicene  kaybetmişlerdi.
Mahir ,elinde koca sopası ile geniş sürüyü önüne katmış , yaylana yaylana yürüyordu.

“ Nereye gidersin Mahir ? “

“ Görmez misin sürüyü? Bunca koyunla çimmeye gidecek halim yok ya “

Sinirlendi içinden bunu diyen Celil Ağaya. Bilmezdi sanki nereye gittiğini. Haşarı bir çocuktu Mahir. Ondan evvel cesurdu da. İster ağa olsun ister çocuk ağzında ki lafı esirgemezdi.
Sert  olan çehresi ,esen rüzgarla daha da sertleşmişti. Koca yaylaya gelince hayvanları saldı . Her  zaman bellediği ağacın altına oturarak , çorabına sakladığı körelmiş kalemi ve dikişleri dışarı vurmuş ceketinin içine sıkıştırdığı kitaplarını çıkardı . Düz bir taşı önüne çekti ve büyük bir titizlikle kitaplarını yerleştirdi.
Kitaba kaleme düşkündü Mahir. En önemlisi okumaya düşkündü. Hendese kitabını açıp soruları yavaş yavaş çözmeye koyuldu. Bazenleri kafası almadığı vakit ,kendi hallerinde her şeyden bihaber koyunlara sataşırdı. Hayvancağızların zararı da yoktu kimseye , sesleride çıkmazdı pek.
Fakat her ne kadar kızsada , severdi Mahir koyunlarını. Onun değilse de , arkadaş olmuşlardı ona. Mahir soruyla haşin bir cenge tutuşmuşken kafasını kaldırıp dost bellediği koyunlarına şöyle bir göz gezdirdi.

“ Der misin Goncagül , şöyle bir kaç yıl sonra İstanbul’a okumaya gidem. Böyük böyük sınıflarda ders görem. Bu yayla kadar kitaplarım olsa da , okusam okusam bitiremesem. Güzel kalemlerim , gıcır entarilerim olsa. Mahir yaptı deseler, köy çocuğunun yapmadığını yaptı da gitti okumaya deseler. Güzel olmaz mı dostum ?”

Mahir’in gözlerine bir anda meyus bir hava zuhur etti. Umutsuzluğun ve endişenin tecelli ettiği korkulu gözler , sabırsızlığın beraberinde getirdiği üzgün bir çehre…
Mahir’in küçüklükten beri düşlediği şey İstanbul’a gitmekti. Ne methederlerdi o koca şehri de , Mahir hayran hayran dinlerdi. Gözlerinde daha önce hiç belirlemeyen müphem bir istek , kalbinde ağaçların esip gürlediği koca bir poyraz yeli eserdi.  Çok isterdi İstanbul’da okumak , gezmek , yasamak. Bunu ne zaman dillendirse , herkes büyük bir istihfafla Mahir’i izlerdi. O da bunu farkedince daha çok suskunlaştı. Her şeyde konuşan Mahir , bu konuda insanların müstehzi bakışlarına karşılık acı bir suskunluk içerisine giriyordu. Tekrardan kalemi eline alınca soruyla kaldığı yerden devam etmeye başladı. Zaman zamam sürüyle  ilgilenip boş bulduğu vakit dersine geri dönüyordu. Uzaklardan  uzun boylu bir oğlan gözüktü. Soruya odaklanan Mahir oğlanın sesi ile irkildi.

“ Mahir , bıkmaz mısın su beyhude   isleri yapmaktan? Bu köyden ayrılıp büyük şehire mi gideceksin oğlum? Hayatın bu koyun sürüsü ile geçecek iste. Ne uğraşıp durursun? Karkaya’nın arkasında top oynayacağız . Sende gel haydi .”

Mahir elinde ki kalemi daha da sıkarak

“ Geri dursun. Gidin siz. Ben buradayım.”

Sırık Naci omzunu umarsızca silkerek oradan uzaklaştı. Mahir tekrar kitaba  döndüğü vakit , çoktan müsellem sorularını bitirdiğini farketti. Bunun sevinci ile gülerken yanına Çavuş Mehmet ağabey geldi. Mahir severdi Çavuş Mehmet’i. Hakiki bir gençti. Mahir’e ağabeyinden çok ağabeylik yapardı.

“ Hoşgeldin Çavuş ağabey “
“ Hoşbulduk Mahir’im. Yine mi ders çalışırsın be aslanım”

Mahir başını eğdi , ses çıkmadı bir süre. Derin bir nefes cekti içine. Konuşur gibi oldu , sonra ne olduğuysa sustu yine.

“ Köyde adın Kırkaltılık Mahir’e çıkmış bilir misin ?”

“ Nedenmiş o ?”

“ İstanbul özlemin milletin gözünü korkutmuş. Bu çocuk deli diyor köy halkı. “

“ Ne derlerse desinler. Ben davamdan vazgeçmem Çavuş ağabey. “

Çavuş Mehmet yerden bir kaç ot topluluğu kopardı.

“ Çok mu istersin be Mahir ?”

“ Çok isterim Çavuş ağabey. Senin yıllar önce kaybettiğin sol ayağına, tekrar sahip olmak istemen kadar bende çok isterim ağabey. “

Hata ettiğinin farkındaydı Mahir. Fakat söz ağızdan çıkmıştı bir kere. Ettiği sözün kölesi olmuştu şimdi. Suskunlaştı ortalık bir süre. Sonrasında, Mahir sürüyü  de önüne katıp ağıla doğru ilerlemeye başladı.

*

Fatma Nisa Ulusoy

ÖNERİLEN İÇERİKLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız