SAMAN ALEVİ / Öykü

0
126
Metatron Mesajları: Kristalin Geçişin Sürücüleri

 

Sabah ağır bir koku doldurdu odayı. Uykumun derinliklerinden aralanan gözlerim, puslu bir manzarayla karşılaştı. Ciğerlerimin en ücra köşelerini bile hızla doldurdu bu acı toz bulutu… Acı çekmenin keyfini işte ben o zaman anladım. Çünkü hayattaki bu acılarınla varsın aslında, dünyada acın kadar yer kaplarsın. Duyguların teessürle yeşerir, acılarınla gelişir. “Acı seni olgunlaştırır, mutluluk ise bir çocuk gibi şımartır” derdi babam. Olgunlaştım baba. Sen gittin ve ben yalnızca acılarımla kaldım, yalnızca acılarımla kaldığım kadarım.

Eskimiş, çuvaldan pejmürde perdelerimin eridiğini gayet tabii hissediyordum. Neyse ki uyanmak arzusu uykumun inatçı hülyalarına ağır geldi. Ürperdim. Ardından hırçın, boğaz yakan cinsten öksürüklerimin ardı arkası kesilmedi. Bu ufacık köy evinde naçizane kutu misali odam kor alevlerin arasında kalmıştı. Alevlerin hoyratlığı bu canım odamı hazin sona yaklaşıyordu. Evvela çığlığı bastım. Şerife Hanımlar -annem- , babam ve kız kardeşim uyansınlar istedim. Ses seda gelmedi. Gözlerimi yuvalarına kenetleyen ziya birden vurdu yüzüme. Alevlerin hoyratlığı yineledi kendini. Döşeğimden sendeleyerek kalktım ve minik, üşümüş burnumu tutarak henüz kor alevlerin erişemediği kapıya gittim. Evimizi ben küçükken babam kurumuş odunlardan yapmıştı. Zaten köydeki çoğu ev böyleydi. Değersiz eski ve çirkin… Bizim asıl yuvamız paha biçilmez tarlalarımızdı. Onlar yalnızca bizim geçim kaynağımız değil, emektar nebatlarımızdı. Anadolu’nun bozkırlarındaki kadim yoldaşlarımızdı.

Evimiz gayet küçük olduğu için odam sofaya açılıyordu. Sofadaki mobilyalarda ağır ağır kavruluyordu. Babaannemin Şerife Hanım’ın çeyizi için ince tanzimlerle ördüğü dantel kül olmuştu bile. Kapıya koştum. Başım feci dönüyordu. Kara bulutlardan olsa gerek. Şerife Hanım katıla katıla ağlıyordu yanında kız kardeşim vardı. Hala olanlardan habersiz bir ölü durgunluğunda uyuyordu. Öğrendim ki yangın samanlıktan çıkmış. Onca acının menşei sarı ince ufalanmış saplarmış. Bunların sorumlusu o değersiz kuru otlarmış. Tek amacı yemlik olan bu otlar benden çok şeyler götürdü. Bendeki yaşamak iştihasını söküp aldı. Hayatla olan güçlü bağlarımı işte bu incecik samanlar kopardı.

Şerife Hanım’ın bakışları bana her şeyi anlatmaya yetti. Zaten Şerife Hanım sözlerindense hep gözlerini kullanırdı. Eskiden Şerife Hanım babama bakmazdı, onu gözleriyle severdi. Babamı görünce müsterih olur, gözlerinin feri ortaya çıkardı. Onun bu huzur dolu halleri geçinmek zorluğunu bile unuttururdu. İşte şimdi o gözler ferden bihaber yeis ve üzüntü dolu.  Bakışları; içinde kopan fırtınaları, derinliklerden bir şeylerin söküldüğünü aşikar ediyordu.

Ben içerdeyken babam beni alevlerin arasından kurtarmak için geri ateşlere girmiş. Ben tek başıma çıkınca Şerife Hanım anlamış olanları. Bu küçük köyün bu eski değersiz evlerinden birine gerçek anlamda ateş düştüğünü anlamış. Acı çekmek keyfi kendi halinde yaşayan zavallı köylülere -yani bizlere- de tevafuk etmiş ve böylece acının sarsıcı etkisiyle her birimiz hiç olmadığımız kadar olgunlaşmışız.

Ve dünyada acılarımızın kapladığı yerde kalıp dünyada kalmaya devam ettik.

*

CEYDA İŞLEK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız