Pastane / Öykü

0
227

Evden çıktım. Bisikletime bindim. Hayatım boyunca asla arabaların içine hapsolan bir insan olmadım ve olmak istemiyorum. Trafik, trafik stresi bunlar hiçbir zaman bana göre değildi. İnsanların arasındaki öfke ve tahammülsüzlüğü arttırdılar böylece. Senelerdir emektar bisikletimle işe gidip gelirim. Bir gün bile yarı yolda bırakmadı beni. Bu koca dünyadaki çeşit çeşit insanla bir arada yaşadığımı fark ederim onunla giderken. Her birini okumaya çalışırım yüzünden. Kim bilir neler yaşadılar, hangi tecrübelere sahip oldular, yüzlerindeki izler nelerden geriye kalanlar? Artık her sabah ezberledim hepsini. Kimisinin donuk bakışlarını, kimisinin arayış içinde olduğunu belli eden hallerini, kimisinin kabullenişlerini, kimisinin ise şükrünü.  Daha sonra geçtiğim parktaki her sabah koşuya çıkan insanları bilirim. O parkı ve düşüncesiz insanların çöplerini temizlemek zorunda olan amcayı, durakta her gün aynı otobüsü bekleyen ama birbirlerini görmezden gelen buz gibi insanları, büfeden her gün gazete alanları, dört yoldaki peçete satan çocukları, simit satan amcayı, okula giden iki kardeşi ve yürürken onların çantalarını taşımaktan artık beli bükülmüş babalarını, oranın köpeklerini kedilerini, yoldaki ağaçların yapraklarının ne zaman kızıllaştığını ve döküldüğünü bilirim. Bir de her sabah açma  almak için uğradığım pastaneyi bilirim. Oraya giren çıkanları, her sabah işten önce sandviçini almaya gelen kızıl saçlı kadını, arada bir uğrayan pastane sahibinin arkadaşını, gelen üniversite öğrencilerini ve pastane sahibi Salih Amcayı… hepsini bilirim. Salih Amca görüp görebileceğim en güzel kalpli insandır. Her sabah işini sevgiyle ve muhabbetle yapar. Her gün dört yolda mendil satan çocuklara poğaça götürür. Kapının önünden geçen sokak hayvanlarının karnını doyurur. Bazen sırf mutsuz ve hayattan sıkılmış birini mutlu etmek için ona keklerinden hediye eder. Yanında çalışan çıraklarına oğlu gibi davranır bütün dertleriyle ilgilenir. Siz pastaneden çıkmadan önce elbet size hayır duasını eder.  Kısacası size dünyada hala iyi insanlar olabildiğini kanıtlar. Hafta sonları özellikle orada günümü yarısını geçiririm. Salih Amca’dan öğreneceğim çok şey var çünkü. İnsanları kitap gibi okur o. Zamanında acı olaylar yaşamış. Ama o hiçbir zaman çoğu insan gibi yıpranıp, ümidini kesip, mücadeleden vazgeçmemiş. Her zaman ona açılabilecek yeni kapıları beklemiş. Ve her bir kapıyı aça aça bugünlere gelmiş.

Şimdi ondan açmamı aldım ve işe gidiyorum. Akşam olacaklardan bihaber bir şekilde…

Bir günü daha devirdik sayılırdı. Dönüş yolundaydım. Tek istediğim eve gidip sıcak bir çorba içip uyumaktı. Sakince bisikletimin pedallarını çevirirken puslu bir manzara görür gibi oldum. Dumanlar vardı sanki, gökyüzüne yükselen dumanlar. Ben yaklaştıkça dumanlar kararmaya başladı ve altında kızıl alevler belirdi. Alevlerin nereden geldiğini anlamak istemiyordum. Pedalları çok hızlı bir şekilde çevirmeye başladım. İlk defa bu sokakları, bu caddeleri bu kadar hızlı geçiyordum. Etrafıma bakmadan ve kimseyi umursamadan…  İçimdeki endişe ve korku o kadar güçlüydü ki… Dumanların kaynağına yaklaştıkça etrafımdaki insanların koşuşturduğunu görmeye başladım. Gittikçe kalabalıklaşıyordu her yer.  İşte o an, gözlerimde alevlerin yansıması belirdiğinde frene asıldım. Yanık kokusunun ciğerlerime girişini hissediyordum. Nutkum tutulmuştu. Hayatımda ilk defa böyle bir manzarayla karşılaşmıştım. Alevler herkesi içine çekebilecek bir canavar gibiydi. Öfkeli ve kızgın… Her sabah uğradığım güzel kokulu pastanemi gözler önünde yok ediyordu alevler. Ayaklarım geri gitmek istiyordu. Tekrardan işe dönmek istiyordum. Her şeyden habersiz işten çıktığım ana dönmek istiyordum. Daha bu sabah Salih Amca ile sohbetimiz geldi gözümün önüne, onun tebessümü… Yüzümün ıslandığını hissettim. Gözyaşlarımmış meğerse. Koşuşturan birinin bana çarpmasıyla kendime geldim. Kimisinin kovayla su taşıdığını gördüm, kimisinin ise içeriye girmeye çalıştığını, Salih Amca’nın ailesini gördüm bir de. Feryatları inletiyordu sanki dünyayı. Çaresizlik denen şey bu muydu? Salih Amca’nın ne durumda olduğunu bile bilmeden, hiçbir şey yapamadan çırpınmak ve en kötü düşüncelerle kahrolmak… O anda feryatlar itfaiyenin siren sesine karıştı. “Toparlan” dedim kendime.  Koşarak ben de kovayla su taşımaya başladım. İtfaiyeciler yangını kontrol altına almaya çalışıyorlardı ama alevler sanki bizim korkularımızdan ve feryatlarımızdan güçleniyormuşçasına büyüyorlardı. “Dur artık dur! Hırsını alamadın mı?” diye haykırmak istedim alevlere. Hıçkırıklar boğazımda düğümleniyordu. Sanki yuvam yanıyordu gözümün önünde…  Gönlümün acıdığını hissettim. İnsanın gönlü acır mıydı hiç?

En son bir bey “Kardeş! Kendine gel kardeş!” diye sarsıyordu beni…

Çalıştığım yerdeki arkadaşlarımdan biri de o sırada olay yerinden geçiyormuş ve beni görmüş. Yere çökmüş bir vaziyetteymişim ve iyi olmadığımı fark etmiş. Sağ olsun beni hemen eve götürmüş. Bütün gece uyumuşum ama arada sayıklamışım. Rüyamda da Salih Amca’yı gördüm. Yine pastanesinde ama pastanesi her zamankinden pek bir ferah, pek bir temiz. Salih Amcamın yüzü nur saçıyor sanki. Sonra masalara bakıyorum. Daha önce hiç karşılaşmadığım ama hayatımda gördüğüm en nur yüzlü, pak insanları görüyorum. Salih Amca diyor ki bana “Misafirlerim var. Şimdi onları ağırlayacağım sonra da onlarla birlikte dükkanı kapatıp gideceğiz.” Ben de panik oluyorum. “Salih Amca olur mu? Kim bakacak buraya? Kapatılır mı bu dükkan? Burası senin ekmek teknen” diyorum. Salih Amcam ise öyle bir cevap veriyor ki. “Sen merak etme evladım. Ardımda dükkanım kalmayacak. Zaten gideceğim yerde dükkanıma da gerek olmayacak inşallah” Uyandığımda ağlamamak için tutamadım kendimi… Ne mübarek bir insanmışsın Salih Amca! Arkadaşım odaya geldiğinde gözlerinin içine baktım. Neyi merak ettiğimi biliyordu. Gerçi ben cevabımı almıştım ama olsun. “Başımız sağ olsun” dedi arkadaşım… Yastığımı sıktım. Güzel kalpli bir insan  daha bu dünyayı terk etmişti. Hemen üstümü değiştirip pastanenin olduğu yere gittim. Kapkara bir harabe vardı karşımda. Gözyaşlarım yavaş yavaş süzülürken yine Salih Amcamı düşündüm ve derin bir iç çektim. Onun şimdi ne kadar mutlu olduğunu bilmek tek tesellimdi. “Ah be Salih Amca. Sen gittin, biz kaldık. Teker teker eksilirken iyi insanlar bu dünyadan ne yapmalıyız şimdi? Yerine yenilerinin geleceğine mi inanmalı? Kötülükler dört bir yanımızı sarmışken sen ve senin gibiler gittikçe kim savaşacak onlarla? Bugün bana milad olsun Salih Amcam. Sen nasıl ki iyiliğinle mücadele ederdin ben de iyiliğimle mücadele edeceğim. Senden kalanları yaşatacağım…”

*

Zehra UZUNOĞLU

 

ÖNERİLEN İÇERİKLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız