Başarı Sonuç Almaktır

0
150

İnsanlar 1-2 yıl öncesine kadar bırakın kişisel gelişim üzerine eğitimlere katılmayı, konu hakkında neredeyse bilgi sahibi bile değillerdi. Bize “Kişisel Gelişim” kavramının toplumumuzdaki gelişimini kısaca anlatabilir misiniz? Rahmetli Özal'ın bu ülkeye çok şey kattığını ve dış dünyaya açılmasına katkıda bulunduğunu düşünenlerdenim. Türkiye'nin dışa aşılma süreci sadece ekonomik anlamda olmadı. Doğal olarak yayın dünyası da etkilendi bu süreçten.  1980'li yılların sonlarına doğru kamuoyunun ilgisini çekeceği düşünülen çok sayıda yayın dışarıdan Türkiye'ye getirildi ve bir tercüme furyası başladı. Bu kitaplar arasında özellikle kişisel gelişimle ilgili olanlar büyük ilgi gördü. Yayıncılar başlangıçta iyi de para kazandılar bu işten. Fakat sabırsız bir toplum yapımız var. Söyleşen: Şebnem Bayraktaroğlu

 

İnsanlar 1-2 yıl öncesine kadar bırakın kişisel gelişim üzerine eğitimlere katılmayı, konu hakkında neredeyse bilgi sahibi bile değillerdi. Bize “Kişisel Gelişim” kavramının toplumumuzdaki gelişimini kısaca anlatabilir misiniz?
Rahmetli Özal'ın bu ülkeye çok şey kattığını ve dış dünyaya açılmasına katkıda bulunduğunu düşünenlerdenim. Türkiye'nin dışa aşılma süreci sadece ekonomik anlamda olmadı. Doğal olarak yayın dünyası da etkilendi bu süreçten.
1980'li yılların sonlarına doğru kamuoyunun ilgisini çekeceği düşünülen çok sayıda yayın dışarıdan Türkiye'ye getirildi ve bir tercüme furyası başladı. Bu kitaplar arasında özellikle kişisel gelişimle ilgili olanlar büyük ilgi gördü. Yayıncılar başlangıçta iyi de para kazandılar bu işten. Fakat sabırsız bir toplum yapımız var.
Gerek herhangi bir alanda başarıya, gerekse de ekonomik anlamda zengin olmaya kısa ve kestirme yoldan gitme eğilimimiz var. Örneğin “Nasıl Zengin Olunur” adında bir kitap alan okuyucu, kitabı okuyup bitirdikten sonra kısa sürede zengin olacağını düşünebiliyor.
Aynı yıllarda Sakıp Sabancı da iş hayatında nasıl başarılı olduğunu yazdığı çeşitli kitaplarla anlatmaya çalıştı.
Okuyucu kitabı satın aldığında, kısa sürede Sabancı kadar zengin olmanın şifresini çözeceğini sandı. Veya, “Nasıl iyi bir anne veya baba olunur” türünden kitapları alıp okuduğunda,  sanki bir aspirin alır gibi kısa zamanda kusursuz ve mükemmel bir insan olacağı düşüncesi taşıdı.
Sonuç öyle olmadı tabi ki. Beklentiler hızla gerçekleşmeyince de bu tür kitapların satışında bir durgunluk dönemine girildi.
Ben üniversitede anlattığım Kültür Tarihi dersleri kapsamında genetik kültür bilgilerine de ağırlık veriyorum. Her toplumun alışkanlıkları, değer yargıları ve algılamaları farklı. Yukarıda bahsettiğim kitapların yeterli ölçüde beklentileri karşılayamamasının bir nedeni de bu oldu.
Batı kültürünün bir parçası olan bu tür tercüme yayınların vermeye çalıştığı mesaj, bizim toplumumuzun genetik algısıyla çok örtüşmedi. Ama bu yayınların, kendi yerel kişisel gelişimcilerimizin yetişmesine olan    ilave katkısı inkar edilemez.
Bizim kişisel gelişimcilerimiz bu birikimin üzerine kendi kültürel dokumuzu da ekleyince, konu bağlamında toplumla iletişimde daha başarılı oldular.
Dikkat edilirse, yerli yazarlarımızın  kişisel gelişimle ilgili kitapları, tercüme yayınlardan daha fazla satıyor son yıllarda. En     önemli nedeni de doğrudan bizim algımıza hitap etmesidir. Bu trend devam ediyor.      Önümüzdeki yıllarda daha başarılı sonuçlar alınacağını da düşünüyorum.
Başarının sizdeki tanımı nedir?
Başarı sonuç almaktır. Başladığı işi yüz    akıyla tamamlamaktır. Her çabanın ardından bir başarı gelmeyebilir. Ama her başarı, bir çabanın ürünüdür. Çalışmada sebat edilmesi, bir gün muhakkak beklentileri karşılayan bir sonuç verecektir.
Peki başarısızlık nedir?
Başarısızlık sonuçlandıramamaktır. Siz     üzerinize düşeni yaptığınız halde sizden kaynaklanmayan nedenlerle sonuçlanmayan ve başarıya varmayan işler vardır.
Nedeni sizden kaynaklanıyorsa psikolojik etkileri daha yıpratıcı olur. Siz üzerinize düşeni yapmış, sizin dışınızdaki faktörler sonuca olumsuz etki etmişse, bu daha az yıpratıcı olur. Kalbin mutmain olması, cüzdanın dolmasından daha önemlidir.
Bazıları çok çalıştıklarından ama yine de başaramadıklarından bahseder, sonunda işi kadere bağlarlar. Toplumdaki bu genel kanıya göre başarısızlık da başarı gibi bir kader midir sizce?
Müslümanlar 'Amentü' adını verdiğimiz 6 iman esasını sıralarken, 'hayır ve şerrin Allah'tan olduğunu bilmek' noktasını da vazgeçilmez inanç esası olarak sıralarlar. Bizim şer kabul ettiğimiz işler de Allah'ın bilgisi dahilinde olan işlerdir.
Önemli olan, bizce şer olan gerçekten de şer midir, yoksa bilmediğimiz bir hikmeti var mıdır meselesidir. Bilet alan bir insana piyangodan büyük ikramiye çıkması görünüşte iyi bir şeydir. Ama kendisine piyango çıkıp da ömrünün kalanını daha mutlu geçirene rastlanmamıştır.
İnsan yapması gereken her şeyi layıkıyla yaptığı halde sonunda beklentileri kimi zaman istediği gibi gerçekleşmeyebilir. Celalettin Harzemşah'ın dediği gibi, 'Biz üzerimize düşen üzerimize yapalım, gerisini Allah'a havale edelim.'
Bizim için hayırlı olanı o takdir edecektir. Hikayeyi bilirsiniz. Celalettin Harzemşah o güne kadar girdiği her savaştan galip döner. Bir gün yeni bir savaş için sefer hazırlıklarında iken, yakılan kendisine, “Yine başaracak ve zaferle dönceksin?” demişler.
O bunu söyleyenlere, “Benim görevim Allah yolunda cihat etmektir. Sonucu takdir etmek onun elindedir” demiş ya. İşte öyle bir şey. Biz bize düşeni yapalım. Gerisi elbette takdiri ilahidir.
Kişisel Gelişim Derneği kendini geliştirmek isteyen birey ya da kurumlara ne tür hizmetler veriyor?
Derneğimiz çok yeni. 2005 yılı için bir etkinlik programı hazırladık. Şu anda bir arama konferansı niteliğinde yeni ve farklı olanı üretmekle ilgili zihni egzersizlerimiz var. Kamuoyunun ilgisini çekecek çalışmalara imza atmanın hazırlığı içindeyiz.
Kendini geliştirmek isteyen okurlarımıza ne gibi önerileriniz olacak?
Gelişimin ilk, orta ve son adımı okumaktır. Doğrusu hayatın her anını okumaktır. Okumaktan kasıt sadece kitap okumak da değildir. İmrendiğimiz, onun gibi olmayı arzu ettiğimiz insanları da okumalıyız. Yani, onun nasıl o noktaya geldiğini gözlemlerimizle çözmeye ve anlamaya çalışmalıyız. Hayatı ve kainat kitabını okumakta aslında böyle bir şeydir.
Seminerlerden, konferanslara, canlı yayınlardan, dernek işlerine çok hareketli bir gündeminiz var. Kendinize zaman ayırabiliyor musunuz?
Sıraladığınız tüm işler aslında benim kendine ayırdığım zamanın ürünü olan işlerdir. İnsanın hobisi olan işlerin aynı zamanda geçimini sağladığı meşgalesi olması büyük bir şans ve fırsattır. Ben bugüne kadar bana uygun görülen işleri değil, hep yapmak istediğim işleri yaptım.
Dışarıdan bakıldığında başarılı gibi algılanıyorsam, belki de en önemli nedeni budur. Mesela ayın 18'i olmuş, üniversitede elden verilen maaşımı almayı unutmuşum.
Sonradan fark ettim. Yaptığım iş bana külfetli bir iş gibi değil, vücudumdaki elim ayağım gibi hayatımın bir parçası, bir yaşam tarzı olarak geliyor. Doğrusu yaptığım işlerin bende sağladığı terapi etkisi ve rahatlamadan dolayı, üstüne para bile versem gocunmazdım.
Hobileriniz nelerdir?
Dostlarla sohbet. Dışarıdan bakanlar beni çok konuşuyor gibi algılayabilirler. Yakından izlediklerinde aslında ne kadar  seçici olduğumu fark edeceklerdir. Aynı odada da çalışıyor olsak, tipim ve tarzım olmayan kişilerle fazla hasbi halim olmaz. Ruhuma gereksiz bir yük yüklememeye ve kendi ruh dünyamı onun hazzetmediği insanlarla bir arada bulunmaya katlanmamasına özel bir gayret sarf ettim. Nişanlıyken bile eşime, gün gelir ruhlarımızın arasına duvar örülmeye başlarsa, dört duvar arasında birlikte yaşamamızın da anlamı kalmaz demişimdir.
Asansörle 3 kat bile çıksak birinin kartını veya telefon numarasını alabilecek kadar hızlı iletişimim olur. Nerede olursa olsun, yanımda 1 dakikadan fazla duracak kadar vakti olup da kendisiyle diyaloğa geçmediğim insan herhalde yoktur.
Bu diyaloglarımla, hangi sosyal kesimden olursa olsun insan denilen varlık hakkında yabana atılmayacak ölçüde bilgi ve deneyim sahibi olduğumu söyleyebilirim. Gün içimde hayatım bir tiyatro seyreder gibi geçer. İnsanları dışarıdan seyretmek ve hayatın her karesini gözlemlemek hayatıma ayrı renk katıyor.
2005 yılında yeni projeler var mı?
2005 yılı benim 40. yaşımı sürdüğüm yıl olacak. Hayatımın 40'ına kadar olan bölümünü 20 yıl önce planlamıştım. Kimse ne zaman öleceğini bilemez. Ama ortalama bir insan ömrünü yaşayacakmış gibi de hayatını planlaması gerekir diye düşünüyorum.
Bu yılı hem geçmiş 40 yılın muhasebesini yaparak, hem de eğer varsa geri kalan ömrümde neler yapmam gerektiğinin planlayarak geçirmeyi düşünüyorum. Bunun dışında, özel bir kurum tarafından, yeni bir üniversite kuruluşuyla ilgili hazırlıkları yürütmek üzere görevlendirildim. Onu hayata geçirmeye çalışacağım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız