Muhteşem Türk Sultanları

0
139

Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözleri benim için çok önemlidir: “Türk kabiliyet ve kudretinin tarihteki başarıları meydana çıktıkça, bütün Türk çocukları kendileri için lazım olan hamle kaynağını o tarihte bulabileceklerdir. Bu tarihten, Türk çocukları istiklal fikrini kazanacaklar, o büyük başarıları düşünecekler, harikalar yaratan adamları öğrenecekler, kendilerinin aynı kandan olduklarını düşünecekler ve bu kabiliyetle kimseye boyun eğmeyeceklerdir.”

Bir Türk; tarihini, atalarının yaptıklarını, başarılarını ve başarısızlıklarını öğrendikçe kendisine dersler çıkaracak ve geleceğe daha emin adımlarla ilerleyecektir. Şunu unutmamak gerekir ki tarihini, atalarını bilmeyen toplumların dünya ve gelecek hakkında söz hakkı da kudreti de olamaz. Ben her zaman bu düşünce ve düsturla hareket ettim ve bunu telkinde bulundum. Tarihini öğrenmenin önemini bilerek tarihe merak duydum ve her zaman tarihle iç içe yaşadım. Bizim tarihimizde Kürşad gibi, Sultan Alparslan gibi, Osman Bey gibi, Fatih gibi, Yavuz gibi, Abdülhamid Han gibi, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk gibi çok önemli ve büyük liderler var. Bu insanların hayatları merak uyandırıcı ve siz gençler, geçmişin tozlu sayfalarında kendinizden bir şeyler bulabilirsiniz.

Gerçekten; “geçmişini bilmeyen toplumların dünyada söz hakkı yoktur.” Bundan mütevellit Cumhuriyet’in ilanından sonraki dönemi daha bir dikkatle ele almalıyız. Maalesef bizim toplumumuzun büyük bir kısmında bu dönem hakkında yanlış ve eksik bilgiler var. Bunda Cumhuriyet dönemi ile ilgili yeterli ve toplumun açıklıkla anlayabileceği eser sayısının az olmasının da etkisi var. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini iyi anlamak ve anlatmak çok önemli. Mustafa Kemal’i anlamak, onun yapmaya çalıştığı şeyi idrak etmek çok önemli.

Türk milleti çok büyük ve kadim bir millettir. İlk Türk Devletlerinden tutun da Osmanlı’ya kadar her zaman çok büyük ve güçlü devletler kurmuşlar, geniş coğrafyalara hükmetmişler. Özellikle Osmanlı öncesi Türk Devletlerinde göçebe yaşam yaygındı. Tabii bunun yanında bütün Türk toplumu göçebe yaşamıyordu, şehirlerde de yaşıyorlardı ama toplumun önemli bir kısmı göçebe hayatı tercih ediyordu. Bunun en önemli nedenlerinden biri, Türk milletinin özgürlüğüne ve hürriyetine düşkün olmasıdır. Düşünsenize bozkırda istediğiniz gibi at koşturmak, doğayla iç içe yaşamak. Bugün bile birçok insanın hayalidir bu. Atalarımız da bundan dolayı yerleşik hayata geç geçmişlerdir. Bunun yanı sıra farklı nedenler de var tabii ki. Büyük hayvan sürüleri için geniş otlaklara duyulan ihtiyaç, hastalıklar ve merkezî yönetimin böyle bir politika gütmesi gibi. Anadolu’nun fethinden önce Türkmen oba ve boylarının Anadolu’ya gelerek buralarda fetihler gerçekleştirmesi, Anadolu halkını kültürümüzle tanıştırarak toplumu büyük fethe hazırlaması gibi önemli bir işlevi olmuştur göçebe yaşamın. Osmanlı’nın kuruluşuyla yavaş yavaş yerleşik hayata geçişler başlasa da göçebe yaşam devam etmiş, Osmanlı Devleti yönetimi tarafından da özellikle Balkanlar’ın Türkleştirilmesi açısından önemli bir görev üstlenmişlerdir göçebe Türkmenler.

Türkler aynı zamanda İslam’ın sancaktarıdırlar. Türk milletinin İslam’dan önceki inanışları İslam’daki gibi tek tanrı inancına benzediği ve birçok açıdan İslam’la benzer olduğu için atalarımızın İslam’ı seçmeleri zor olmamıştır. Karahanlıların Talas Savaşı sonrası İslam’ı kabul etmeleriyle birlikte bir Türk Devleti ilk defa İslam’ı seçmiş oldu. Daha sonra ise Mısır’da Tolunoğullarının İslam’ı seçmeleriyle İslam Türkler arasında belirttiğim nedenlerden de ötürü hızla yayıldı. Türklerin İslam’a hizmeti çok fazladır. Talas Savaşı’nda Abbasilerin Çinliler karşısında yenilmeye başlaması üzerine Karluklar, Abbasilerin safına geçmiş ve savaşı Abbasiler kazanmışlardır. Selçukluların İslam’a hizmetleri Anadolu’yu Türkleştirmeleri, Fatih’in İstanbul’u fethi, Osmanlı İmparatorluğu’nun gaza ve cihat anlayışıyla İslam’ı dünyanın dört bir yanına taşıması. Türkler dün olduğu gibi bugün de İslam’ın sancaktarıdırlar.

İki mükemmel Türk Devleti Selçuklu ve Osmanlı. Osmanlı bir nevi Selçukluların devamı niteliğindedir, Selçuklunun üzerine inşa olmuştur. Bundan dolayı birçok açıdan da Selçukluya benzer (askerî sistemi, yönetim biçimi vb.). Selçuklu Devleti Anadolu’nun Türkleşmesi için mücadeleler etmiş ve bu cennet gibi toprakları bize vatan kılmışlardır. Osmanlı ise 600 yıl boyunca cihana hükmetmiş ve hem Türklüğü hem de İslam’ı yüceltmiştir. İkisinin de hem İslam’a hem de Türklüğe çok büyük hizmetleri olmuştur.

Osmanlı, Türk-İslam medeniyetine çok büyük hizmetler etmiş bir imparatorluktur. Ne yazık ki sınırlar büyüdükçe toplumsal sorunlar ve yozlaşma yaşanmaya başlamış ve devlet çöküş sürecine girmiştir. Bir devlet, hele de bir imparatorluk durduk yere çöküş sürecine girmez ve yıkılmaz. Osmanlı’nın çöküş sürecini toplumsal ve askerî düzenin bozulması, liyakatsiz kişilerin işbaşına getirilmesi, rüşvetin artması, dinî değerlerin ve hassasiyetin önemsizleşmesi, adam kayırmanın, iltimasın artması gibi birçok etken başlatmıştır. Askerî düzenin bozulmasıyla özellikle yeniçeriler, padişahları dahi tahttan indirebilir hâle gelmişlerdir. Göçmen kuşları dahi düşünüp kuş sarayları yapan, sokağa tükürmeyen, tükürenlerin pisliğini temizlemesi için görevliler tutan, komşusu açken uyumayan bir toplumdan “neme lazım”cı, umursamaz, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen bir topluma dönüşünce devlet de yıkılır düzen de bozulur. Osmanlı’da da maalesef böyle olmuştur. Şu padişah veya şu olaydan sonra Osmanlı yıkılmıştır, demek, önemli değil, önemli olan bizi biz yapan değerlerin nasıl ortadan kalktığı. Osmanlı bu değerleri kaybettiği için yıkılmıştır. Onun dışında Avrupa’da meydana gelen gelişmeler, sanayi inkılabı gibi birçok neden daha sonra gelir.

Bundan sonra, geniş Türk tarihindeki muhteşem hükümdarlarla, “Muhteşem Türk Sultanları” yazı dizisiyle  birlikte olacağız.

*

Bayram Yıldızgil

Tarih Araştırmacısı

ÖNERİLEN İÇERİKLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı yazınız